- Kategori
- Siyaset
Bebek katili ayrılıktan yana değilmiş….

Abdullah Öcalan’ın paketlenip Türkiye’ye getirilişini, ilk duruşmalarını hatırlıyorum. Türk kanunlarına göre, bebek katilerine verilecek cezanın ne olduğunu bilen Öcalan, tir tir titreyen, asılmaması karşılığında devlete her türlü bilgiyi vereceğini söyleyen, yıkılmış, tek isteği hayatta kalabilmek olan, bu uğurda da her şeyi yapabilecek biri görünümünü veriyordu.
Aradan yıllar geçti. Özellikle 2002 den sonra gelen hangi şartta olursa olsun tek istediği iktidarda kalabilmek olan bir hükümet başta olunca, bebek katilinin bu gün medyaya yansıyan demeci normal bir durum olarak ortaya çıkıyor.
Aradan geçen bu zamanda ne değişti de bebek katili o günkü havasından, bu günkü basına yön veren, devletle pazarlık edebilen, hükümeti açıkça destekleyen (kızınca eleştiren) duruma gelebildi. Bebek katilliği suç olmaktan çıktıda bizim mi haberimiz yok? Eğer öyle ise o adamın cezaevinde işi ne? Yok, eğer durum değişmediyse adamın koruma altında bulunduğu yerden hem örgütünü yönetmesi hem de yöneticilerimizi yönetmeye çalışmasının sebebi ne?
İşte burada müzmin hastalığımız cehalet devreye giriyor. Nedir bu cehalet denen şey?
Cehalet, bilginin değerini reddetmektir, ben gayet güzel yaşıyorum ya ne ihtiyacım var benim cüretini göstermek, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaktır. İşte bir işi yapanlar o işin ustası değillerse, bir de üstelik o işi sadece kendi çıkarlarına uygun bir biçimde icra ederlerse, bunun adı katmerli cehalet olur. Onlar yaptıkları bu işlerin yarın başlarına çok kötü bir şeyler getireceğini bilmezler. Üstelik bilmediklerini de bilmezler. Bu yüzden uyarılmaya da hiç gelemezler. Her şeyi en iyi kendileri bildiklerini sanırlar.
O günlerde (yukarıda anlattığım haldeki) pısmış Öcalan, bu gün “Ben 8 yıldır AKP’ye şans veriyorum. Şimdiye kadar beşinci seçim oldu. Yanıma geldiler “bu seçim geçsin, şu seçime kadar bekleyin” dediler, 8 yıldır bu şekilde oyaladılar, şimdi de “önümüzdeki seçime kadar” diyorlar. 8 yıldır ben onları bekliyorum. Kürtler isyan mı etsin istiyorlar? Artık biz bu oyuna gelmeyeceğiz.” Diyor. Onu bu duruma getiren de tabiidir ki, demokrasiyi tramvay sananlardır. Oysa Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet, politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir…. Cehaletten kaynaklandığına inandığımız, PKK teröristlerini sınırda karşılamayı daha ileri demokrasi olarak niteleyen bir yönetimin bizi getireceği nokta daha başka bir yer olamazdı. Demokrasinin bir disiplinler manzumesi olduğunu bilmeyenlerin yönetimindeki bir ülkeden hangi suçlu ayrılmayı düşünür ki? O yüzden bebek katili “Bizim ayrı bir devlet ya da federasyon gibi taleplerimiz yok. Biz, demokratik taleplerimizin karşılandığı böyle bir devlette birlikte yaşamaktan yanayız. Türkiye kamuoyu bunu böyle bilmelidir. Devlet çatı görevi görmeli. Bu durumda basın, devletten yana tavır koymalı.” Şeklinde demeç verebiliyor, basını ve devlet içersinde kendine uydurabildiği veya uydurabileceği kurum ve kişileri dizayn etmeye çalışıyor. Kendisine doğrudan karşı çıkan CHP ve MHP yi kesin, ayıp olmasın diye de AKPyi yarım ağızla eleştiriyor. Ve “Politik oligarşinin popülist ve gündelik siyaset yaklaşımı doğru değildir” diyor. Yani devlet organını siyasete isyana ve disiplinsizliğe sevk etmek istiyor. Hiç çekinmeden, utanmadan, “ayrılma niyetimiz yok” diyebiliyor. Böyle ekmek elden su gölden, kendi halkını istediği gibi sömürüp kendi rahat içinde yaşayacağı düzeni birkaç oy karşılığı başka bir yerde elde edemeyeceğini o da biliyor.
05/11/2010