- Kategori
- Siyaset
Beddua edeceğim...!
Beddua edeceğim !...
Peki Esad gidince yerine ne gelecek?
Demokrasi mi gelecek?
İnsan haklarına süper saygılı bir rejim mi gelecek?
Çok partili hayat mı, özgürlük mü gelecek?
Alevi– Sünni kardeşliği mi gelecek?
Katliamsızlık mı gelecek?
Herkesin kafasına göre takıldığı mutlu bir ülke mi gelecek?
Kesilen kafalara, çıkarılan kalplere, yapılan açıklamalara, sergilenen vahşete, ele geçirilen kasabalarda oluşturulan yönetimlere falan bakınca...
Bütün dünya “Zalimler yer değiştirecek” diyor,
Yeni bir paket ay sonunda açılıyor.
Birazcık Kürtlere, birazcık başörtülülere, birazcık Alevilere, birazcık azınlıklara bal çalınacak...
Bir lütuf gibi... Bir ihsan gibi... Bir bağış gibi...
Oysa demokrasi, ağızlara çalınacak bal değildir...
Bu halk diyor ki ;Her birimizin ağzına
bir parmak bal çalacağına
önümüzden çekil de kovanı yağmalayalım.
Belki ballar balını buluruz.
Türkiye’deki sanayicileri ve işadamları tenkit ediyor,
bence de eleştirilerinde haklılık payı çok..
Peki, Tayyip Bey bunları dikkate alacak mı?
Hiç sanmıyorum! Çünkü o eleştirilmeyi sevmiyor ve her şeyin
en iyisini, en doğrusunu kendisinin bildiğine inanıyor!
Oysa dünyada hiç kimse her şeyi bilemez.
Ünlü atasözümüzdür:
“Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder!” derler…
Ünlü Alman filozofu Nietzsche ise şöyle der:
“Bazı şeyleri yarım bileceğine, bir şey bilme daha iyi.”
Mehmet Şevket Eygi ……
İslâmi kanadın en önde gelen yazarlarındandır.
Eygi “İslâm feminizmi sapıklıktır” diyerek
Millî Gazete’deki sütununda şunları yazdı:
“Karı, tam bir rüküşlük heykeli. Alaca bulaca, rengârenk,
ince topuklu ayakkabılar, gökkuşağının
bütün renklerini aksettiren bir eşarp takmış..
Üstelik elinde bir dondurma külâhı,
yalaya yalaya caddede yürüyor.
Bir elinde cep telefonu, bir elinde dondurma.
Böyle tesettür olur mu?.. Allah’tan korkun diyor.”
Mehmet Şevket Eygi dini bütün, bilge bir kişidir.
Bu sözleri maazallah onun yerine bir başkası yazsaydı,
görgüsüz- yobaz takımı kıyameti kopartırdı!
Şimdi hepsi sus-pus…Bunları onlarda görmüyorlar mı ?...
Gelelim kul hakkı yenen “Deniz Feneri davası”na….
Almanya‘da bir Deniz Feneri davası vardı…
Din adına, Türk işçilerinden 41 milyon Euro toplayan
bu adamlar toplanan paraları insafsızca söğüşlemişlerdi…
Derneğin Türkiye‘ye yolladığı 17 milyon Euro da
buradaki ortakları tarafından iç edilmişti.
(Söğüşleyenleri herkes biliyor ama
korkularından söyleyemiyorlar.
Kimi gemicik diyor kimi memicik diyor.)
Alman Yüksek Mahkemesi 17 Eylül 2008’de,
Almanya‘daki sahtekârları hapse mahkûm etti,
mal varlıklarına el koydu ve derneğin
Türkiye‘deki şubesini yönetenlerin
yargılanması için de dava dosyalarını Türkiye‘ye yolladı…
Aradan beş uzun yıl geçti…BEŞ YIL …
Dosya belli, suç belli, sanıklar belli ama hâlâ ortada bir şey yok…
Sanıkların dokunulmazlığı mı var acaba?
Neden bu dava yürümüyor? Engel olan ne.
Ey kul hakkı yemediğini söyleyenler , söyleyin de
biz de hakkımızı yiyenleri bilip, onlara beddua edelim..
ozcanvural33@hotmail.com