- Kategori
- Siyaset
Beddua etme, şikayet et

Yalvar köpek!... Sebeb ve araç ile bir şekilde kendine tabi ettiği kurbanından böyle manada nidalar bekleyen kişi yüksek olasılıkla kendi de bir zamanlar çok yalvarmış olmalıdır. Yoksa kurbanının 'ben yalvarmam üleynnn' gibi bir cevap vermesi durumunda gemi azıya alıp daha da bir gaddarlaşma egilimi göstermez idi.
'Yalvarmak', koşulsuz ve talep etmeksizin her şart altında itaat ön kabulünde bulunmak ve bunun karşılıgında, yalvardıgı tanrı ise ihsanını kendi cisminden türdeşi ise bu seferde lütfunu göstermesini beklemektir, yalvaran kişinin niyeti.
İhsanın gerçekleşmesi tanrı ile kul arasında olabilecek bir konu oldugundan degerlendirmesi kişiyi ilgilendirir. Peki lutfun gerçekleşmesi?
Kaç yıl önceydi hatırlamıyorum tv'de izlemiştim. Kadının biri, kocası cezaevine girince iki çocugu ile birlikte belirsiz risklere gark olunabilecek hallere düşmemek adına, sanırım yer Trabzon idi. O ilin valilik sosyal yardımlaşma vakfı sandıgına başvuruyor. Kadın, valilikteki fondan üç şey isteye bilir. bir; erzak, iki; kışlık yakacak, üç; çocuklar için kırtasiye malzemesi. Valilik vakfı, bu en temel insani gereksinimleri, başvuran kişi için ihtiyaç araştırmasını yapıp durumunu belgeledikten sonra her şart altında, anayasa buyrugu geregi görevini yerine getirmek zorundadır. diyelim ki kurumun başındaki kişi, başvuran kişiye 'ben senin tipini begenmedim bu yüzden seni bu fondan mahrum bırakıyorum' desin. Ve bu kişi de o kurumdaki talep makamında gidilecek son merci olsun. Bu durumda başvuran kişi ne yapmalı? Agam, paşam ocagına düştüm mü demeli, yoksa yapabilecegi başka aksiyonlar var mıdır. Hemen söyleyim, 'evet' vardır. öyle bir durumda yapılması gereken bir dilekçe yazıp adliyenin yolunu tutmak.
Ancak yukarda bahsi geçen kadın adliyenin yolunu tutmak yerine, ilk seçenege yöneliyor. Yani yalvarıyor. Bunun üzerine görevli kişi 'madem ki sen benim blöfümü yedin, madem ki sen bana teslimiyetini dile koydun, o halde geç bakalım arşiv odasına, ben de hükümranlıgımın keyfiyetinin bana sunmuş oldugu seçenekleri degerlendireyim' demiş.
Sonra biz bu hadiseyi, kadının eşi cezaevinden çıkınca solugu valilik meydanında alıp, 'benim karım zor durumdaydı aç kalmıştı ben onu kınamıyorum, onu kullanlardan hesap sormak istiyorum' diye bagırıp, arkasından oradaki semirtik bir polisin onu kolundan tutup 'yürü ülen devletin itibarını zedeliyorsun' şeklindeki çıkışması ile, tv'den ögrenmiş olduk.
Eger kadın ikinci yolu seçmiş olsa idi, yani yargıya başvursa idi, savcılık öncelikle elindeki durumu belgeleyen resmi evraklar neticesinde, aynı gün başlamak üzere yardım yolunun önünü açar ve de şikayete konu kişi hakkında ceza davası açardı.
Yani anlaşılacagı üzere; kadının yardım alması için o hallere düşmesine gerek yoktu. Sadece sosyal haklarının bilincinde olması kafi idi. Onun haricinde daha öncelikli olansa kişinin bir insan olarak kendi degerini bilmesidir.
Bu yüzden ben, ülkemiz insanını yalvarmak bir seçenekmiş gibi ekran karşısında 'sedaaaa abla nolurrr... memed aggggli bey lütfennn... tarzında yalvartan zihniyeti kınıyorum. çünkü bizim geleneklerimizde güç makamının geregi; acizligi ortadan kaldırmak için tedbir almaktır. Eger güç erki bu asli vazifesini yerine getirmiyorsa halka düşen yalvarmak degil 'devirmektir'. Halkımızın bu karakterini bilmeyenler bizlerin neden tarihte sürekli devlet kurup devlet yıktıgını pek ala anlayamazlar ve ona çılgın yaftası vururlar. Halkın karakterini bilenler ise, onu köleleştirebilmenin tek yolunun, onun asaletini kırmaktan geçtigini bilirler ve ona göre tedbirlerini alırlar.
Sonuçta herkesin bir hedefi, herkesin kendince bir hesabı tarihten öncede vardı sonrada var olacak, mesele o degil. Derdimiz dostlugun da düşmanlıgın da mertçe olmasını dilemek ve yalvarmak kavramını sözlügümüzden atmaktır.