​ Beklentiye Kilitlenmek / İnançlar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Kasım '19

 
Kategori
İnançlar
 

Beklentiye Kilitlenmek

“Zâtî muhabbet, sebepsiz (beklentisiz) muhabbettir!...O muhabbet ki, lütuf gördüğünde sevsin, kahır gördüğünde terk edip gitsin, Zâtî muhabbet değildir!...”

Hâce Abdurrahman Câmi

Uzun zamandır beklenti kavramı üzerine düşünüyorum.  Bu duygunun insanlarda o kadar farklı şekillerde açığa çıkışları var ki… Beklenti artık lüks bir duygu değil adeta bir zorunluluk. Etrafımdaki insanların davranışlarına yansıyan bazı konularda analiz ve gözlemler yapıyorum. Gördüğüm kadarıyla, birçok insanın (kendim de dahil) hemen hemen her şeyi, bu anlamsız duygunun yarattığı dünya üzerine kurulu.

Beklenti olduğu müddetçe, onun yol açtığı karamsarlık her alanda açık ve net bir şekilde görülüyor. Bunun nedeniyse; olaylara ilk başta güçlü bir değerlendirme ve doğru bir öngörü yapamayışımızdan kaynaklanıyor.

Her şey Allah’a kadar uzanıyor idrakine rağmen beklenti denen bu sözcüğün lüzumundan fazla kullanılmasının bir anlamı var mı?

Esasen çözüm üretmekte zorlanırken bizim muhatap olduğumuz en sıkıntılı konu bu. Beklentilerimizde çok talepkâr olduğumuzu ifade edebilirim. Daha önceliklerimizi tasarlarken dahi beklentilerimizin sonuçlarını hayal etmekteyiz. İş yeri sahibi geleceğini düşünürken “yaptığımız ticaret anlaşmalarından kazık mı yiyeceğiz yoksa mallarımızı iyi mi satacağız” telaşı içinde.

Öğrenci sınavlarından yüksek notlar aldığını, balıkçı attığı ağların balıkla dolduğunu, borsacı hisse senetlerinin tavan yaptığını hayal ediyor.

Sonuç olarak Dünyamız bu kavramın hükmü altında adeta inim inim inliyor. Ama durumun farkında dahi olamıyoruz.

Bir paradigma örneği verecek olursak;

Taraftar olmadığınız bir futbol ya da basketbol maçı izliyorsunuz. Mutlaka bir tarafı tutup o takımın kazanmasını talep ediyorsunuz. Oysa yanlı olmasanız, sadece seyretmeyi dileseniz, seyretmekten zevk alsanız…İşte bu noktada beklenti işin içine giriyor. Çünkü yanlı olmanın kökeninde isteğimizin gerçekleşmesi yatıyor.

Desteklediğiniz her neyse sanki onunla aranızda görünmez bir bağ oluşuyor. Böylece yaptığınız her fiilde bir beklenti açığa çıkıyor.

Başka bir misal vermek gerekirse;

Arkadaşınızın çok güvenilir biri olmasını tercih ediyorsunuz çünkü onunla ilişkinizin doğru dürüst gitmesi işinize geliyor. Keza sağlık konusunda da güvenilir bir doktor bulmanız şart gibi görünüyor. Tabi bu konuda da egolu bir beklenti içine giriliyor.

Maaşınızın hep artmasını, evinizin daha geniş ve konforlu olmasını, tatil için lüks ya da egzotik yerlerde bulunmayı arzu ediyorsunuz. Hayal kurmakla kalmayıp kurduğunuz hayallerin beklentisi içine dalıyorsunuz.

Bir iyilikte bulunurken bile aynı durum söz konusu oluyor. Mutlaka fiilinizin  karşılığını aynı düzeyde olmasa bile bekliyorsunuz. ‘İnsan bir teşekkür ederdi’ demeniz dahi bu beklentinin işareti. Burada birtakım geleneksel zihin problemlerinin olduğunu ifade etmeliyim. ‘Ben bu insanlara zaten emek veriyorum, emeğimin karşılığını almalıyım’ algısı söz konusu.

Bu misaller saymakla bitmez... Sadece bu kadarla da kalmaz…

Mesela birini deli gibi seviyorsunuz fakat bir türlü sevginizin karşılığını alamıyorsunuz. Bazen aranızda sert tartışmalar dahi geçiyor, hatta sözlü münakaşalar fiziksel kavgalara evriliyor. Kişinin kendini kaybettiği o cinnet anı çoğu zaman sevenin sevdiğini öldürmesi ile sonuçlanıyor. Dikkat ederseniz sevginin altında dahi bünyemizde hep bu muzır duygu var.

Aslında sevginize bir karşılık alamayabilirsiniz. Sizin yine de sevmeye devam edebilmeniz gerekir. Anlattığım bu husus tipik olarak AŞK konusunda yaşanır. Âşık olan bir insan, aşkının beklentisi içinde değildir. Şayet öyle olsaydı dillere pelesenk olan AŞK olmazdı.

Şems-i Tebrizi bu durumu şu sözlerle açıklıyor: “İnsanlar maşuk aramıyor, bencil duygularına köle arıyor. Köle buluyor ama aşkı bulamıyor” Sizce gerçekten ÂŞIK olan bir insan MAŞUKunda, beklentilerinin karşılanmadığı gerekçesiyle hata bulabilir mi? Öz hislerde, böyle esfeli-safilin ve beşerî çıkışların yaşanması asla mümkün değildir.

Bu tepkilerin en öne çıkan nedeni cinsellik. Duyguların arka planında ise sadece menfaat ve beklentilerin olması yatıyor.

Dünyaya dönük yaşamı bir kenara bırakırsak manevi alanda dahi durum pek farklı değildir.‘Nefs terbiyesi’almadan seviyelerinin üzerinde ilim alanlarda bu olgu zirve noktadadır. Aldıkları ilmi yaşama dönüştürmektense makam, mevki isteğiyle yanar tutuşurlar. Bunu hak ettiğini de düşünür. Fakat aslında HİÇ olmak için bu yola girmişken, bu beklentiler içinde kıvranıp durur.

Değerli okurlar, şu hususu çok iyi anlamalıyız:

Görünmeyen bu sıkıntının kök nedenini bulamazsak onu asla onaramayız ve hep aynı yerden kaynaklanan hatalar yapmaya devam ederiz. Bu sebeplerden biri çok kuvvetli bir benlik anlayışı ile yaşamaktır. Bazı insanlar çok güçlü zanlara (EGO) sahip oldukları için çoğu zaman beklentinin sebep olduğu birçok fiile sanki hakkıymış gibi yaklaşıp, istek ve arzularıyla hem kendilerinin hem de etrafındakilerin hayatlarını cehenneme çevirebiliyorlar. Ancak yapbozun eksik olan bir parçası varsa o da beklentinin ne olduğudur. Bu noktayı sorunsallaştırmanın kıymetine inanıyorum.

Ahmed F. Yüksel

Bodrum/Milas 27.11.2019

 

http://facebook.com/ahmedfevzi.yuksel

https://www.instagram.com/ahmedfyuksel/   

http://twitter.com/sufafy

 
Toplam blog
: 636
: 9957
Kayıt tarihi
: 14.12.11
 
 

Araştırmacı Yazar.. ..