Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ekim '14

 
Kategori
Öykü
 

Bela

Bela
 

Banka şubesi o gün çok kalabalıktı. Aybaşı olması nedeniyle emekliler kuyruğa girmişlerdi. Aslında bankalarda birikim olmaması için emekli maaşlarını değişik günlere yaymışlardı ama, sabahın erken saatlerinde yine de birikim oluyordu.  Bugün ise kalabalığın en büyük nedeni o gün şubedeki iki ATM’in arızalı olmasıydı. O kalabalık arasından 50’lili yaşlarda saçları kırlaşmış, solgun yüzlü bir adam güvenlik görevlisinin yanına yaklaşarak;

“Şu zarfı müdür yardımcınız, Sibel hanıma verebilir misiniz? Benden bu evrağı istemişti. Banka çok kalabalık olduğu için kendisini meşgul etmeyeyim,  ben daha sonra yine gelirim

Güvenlik görevlisi, eline tutuşturulan zarfa bakarken, adam gözden kaybolmuştu bile.  Görevli  elindeki zarfı Sibel hanımın masasına bırakırken,  telefonda bir müşteriye hararetli bir şekilde laf anlatmaya çalışan Sibel hanım ise zarfın farkına varmamıştı.

“Arkadaşlar bugün gerçekten çok yoğundu. Üstelik maaş gününde ATM arızaları da işin üzerine tuz biber ekti.”

“Maaş günleri ATM makinelerine 10.- ve 20.- TL.lık banknotlar koymuyorlar.   Maaşlarını çeken kişiler o hesaplarında kalan 10 ve 20 liraları çekmek için yine bankoda kuyruğa giriyorlar.  Arıza olmadığı günlerde de bunları yaşadık. Gerçekten emeklilerin durumu içler acısı.”

“Ben Ahmet beye bunu söylemiştim. Ama yine unutmuş olacak. Yakında evlenecek ya, aklı bir karış havada.”

Akşam mesai bitiminde Sibel hanım masasını toplamaya başlamıştı. İşi bitmiş evrakları klasörlere yerleştirirken, ertesi gün bakması gereken evrakları da masasının üstündeki sümene koymaya başladı. Üzerinde kendi adının yazılı olduğu zarfı da o sırada gördü.  Herhalde bir müşterinin imza sirküleri olmalı diyerek, klasöre yerleştirmek üzere zarfı açtı. İçinden beyaz bir kağıt çıkmıştı. Bu kağıt hiç de imza sirkülerine benzemiyordu.  Kağıtta tek bir cümle yazılıydı.”

“Sabah kahvaltısında yine domateslerin kabuklarını soyuyor musun?”

Birden başından aşağı kaynar suların devrildiği hissine kapıldı. Bu sözü kendisine tek kişi söyleyebilirdi.  Demek o kişi cezaevinden çıkmıştı.  Düşünceleri bir anda yedi yıl öncesine gitti.

&&&&&&&&&&

Bankada göreve başlayalı yaklaşık bir yıl olmuştu. Kendisi bankoda gişe yetkilisi olarak görev yapıyordu. Zaten uzun zamandır bütün bankalarda veznedarlık sistemi kalkmış, bankoda çalışan personel hem müşteri işlemlerini, hem de tahsilat ve ödeme işlerini yapıyorlardı. Bu işler sırasında personel ile bankanın devamlı müşterileri arasında diyaloglar başlıyor ve hatır sormalarla başlayan bir samimiyet havası oluşuyordu.  

Hakan beyin ilk yemeğe çıkma teklifini nasıl kabul ettiğini anlayamamıştı bile. Kısa bir süre önce son erkek arkadaşı Tolga’dan ayrılmıştı.  Belki de o an içinde yaşadığı boşluk  yemek teklifini kabul etmesine neden olmuştu. O sıralar 26 yaşındaydı. Tolga’dan önce de erkek arkadaşları olmuştu. Üniversiteyi ailesinden uzakta başka bir şehirde okumuştu. Zaten ailesinden de  hiçbir zaman baskı görmemişti. İki kız arkadaşıyla birlikte ev tutmuşlar, kısa zamanda hepsinin birer erkek arkadaşı olmuştu.

Sibel kadın erkek eşitliğine inanıyordu. Nasıl ki, erkekler evlenmeden önce kadınlarla cinsel anlamda birliktelik yaşıyorlarsa, kadınlar da cinsel isteklerine karşı direnç göstermemeliydi. Bekaret kavramının eskilerde kaldığını düşünüyordu. Bekaretini kocasına saklamalı safsatasına da inanmıyordu. Zaten yakın zamanda da evlenmeyi düşünmüyordu. Bu bakımdan 18 yaşını doldurduğunda o sırada birlikte olduğu erkek arkadaşıyla ilk cinsel ilişkisini yaşamıştı.

Ama kendisine cinsel hayatı sevdiren kişi Engin’di. Engin kendisinden 10 yaş büyüktü. Adamın evli olduğunu sonradan öğrenmişti, ama onun için bir önemi yoktu bu evliliğin. Her ne kadar Engin karısını boşayıp, kendisiyle evlenmek istediğini söylese bile Sibel buna inanmıyordu. Zaten o istese bile Sibel onunla evlenmezdi.  Sibel’in bir erkekle olan birlikteliği yaklaşık bir yıl sürüyordu. Yoksa her akşam başka biriyle ilişki kuruyor değildi. Onları yapanlar bu işi meslek edinmiş olan kişilerdi. Gerçi Sibel de birlikte tatile gitmek ve lüks lokantalarda yedikleri akşam yemekleri dışında kendisine verilen ufak tefek hediyeleri kabul ediyordu, ancak bunların hiç biri para değildi.  Üniversite’de okurken özel hayatı bu şekilde geçmişti.

Okulu bitirip, İstanbul’a döndüğünde bir  bankanın açmış olduğu sınavı kazanmış ve işe başlamıştı. Tolga ile arkadaşlığı da o döneme rastlamıştı, o arkadaşlık da diğerleri gibi bir yıl sürmüş ve iki hafta önce de ayrılmışlardı.

 Kendisini yemeğe davet eden Hakan bey, yakışıklı, 40 lı yaşlarda çok nazik ve karizmatik biriydi. Daha sonra 43 yaşında olduğunu öğrendiği adamla aralarında 17 yaş fark vardı. Ancak dış görünüş olarak çok daha genç gösteriyordu.  Banka mevduat hesabı da oldukça yüklüydü. Varlıklı bir iş adamı olduğu her halinden belliydi.

O akşam boğazın Anadolu yakasında Fatih Sultan Mehmet köprüsünün hemen altına düşen Körfez adlı restorana gitmişlerdi. Daha kapıdan girerken, garsonlar Hakan beye ismiyle hitap etmeye başlamışlardı. Demek ki kendisi burada tanınan biriydi.  O bölgenin oldukça lüks ve pahalı olan lokantası  tuzda pişmiş lüfer balığıyla meşhurdu.  Balığın yanında ufak bir rakı söylemişlerdi. Mezeler ise deniz mahsullerinden oluşuyordu.

Yemekte zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamamışlardı. Hakan’ın rahat hareketleri, yaptığı espriler, Sibel’in çok hoşuna gitmişti. Hakan konuşurken gözlerinin içi gülüyor, Sibel de gözlerini karşısındaki karizmatik adamdan ayıramıyordu.  Yemeğin sonunda Sibel, Hakan’ın kendisine başka bir teklifte bulunup bulunmayacağını merak ediyordu.  Ancak Hakan bu konularda çok deneyimliydi. İlk buluşmada karşısındaki kadınları ürkütmek istemezdi. Yemek sonunda gayet centilmen bir şekilde Sibel’i evine bırakmıştı.

Sibel Hakan’dan oldukça etkilenmişti. Aradan geçen iki gün Hakan kendisini hiç aramamıştı. İşlerinin yoğun olduğunu düşünerek kendisini rahatlatmak istedi.   Her telefon çalışında heyecanlanıyor, gözlerini de kapıdan ayıramıyordu. En sonunda beklediği telefon ikinci günün sonunda gelmişti.

Hakan bir arkadaşının doğum günü kutlaması için kendisini gece kulübüne davet ediyordu.  Cuma iş çıkışında önce bir yerde yemek yiyecekler sonra da kulübe gideceklerdi. Teklifi kabul eden  Sibel her olasılığı düşünerek evdekilere hafta sonunu bir kız arkadaşıyla geçireceğini söyleyecekti.

Yemek sonrasında gittikleri gece kulübünde özellikle Hakan’la dans ederken, oldukça yakınlaşmışlardı.  Loş ışıklar arasında yanakları birbirine değiyor ve Hakan kendisine iltifatlar yağdırıyordu. Gecenin sonunda ise kendilerini Hakan’a ait olan bir stüdyo dairede bulmuşlardı. Sibel cinsel birlikteliğinin çok erken olduğunu düşünüyorsa da, yine de bu ilişkinin sonunun yatakta biteceğini önceden tahmin etmişti.  

O gece,  Hakan’la birlikteliklerinin başlangıcı olmuştu.  Hakan’ın iş seyahatinde olmadığını zamanlarda ve hafta sonları Hakan’la birlikte kalıyorlardı. Birlikte sabahladıklarında, kahvaltıları Sibel hazırlıyordu. Kahvaltıda Hakan’ın en çok hoşuna giden şey, Sibel’in kahvaltı hazırlarken domateslerin kabuklarını soymasıydı. 20 yıl evli kaldığını söylediği eşi bir gün bile kahvaltıda domateslerin kabuklarını soymamıştı.  Hakan’la Sibel’in en çok anlaştığı nokta seks hayatlarıydı. Bu konuda birbirlerini tamamlıyorlardı. Hakan’a göre Sibel, dışarıda bir hanımefendi, yatakta ise tam bir geyşaydı.

Yaklaşık iki yıl bu şekilde geçti. Son zamanlarda Hakan’ın iş seyahatleri oldukça uzun geçiyordu. En son seyahatinde cep telefonuyla da Hakan’a ulaşamıyordu. Oldukça meraklanmıştı.

Bir sabah bankaya geldiğinde bütün gözler Sibel’in üzerindeydi. Bu bakışlardan rahatsız olan Sibel en yakın arkadaşı Arzu’ya;

“Ne var? Niye meraklı gözlerle bakıyorsunuz?” diye sorduğunda Arzu elindeki gazeteyi Sibel’e göstermişti.

Gazetenin ilk sayfasında şu haber vardı.

“Hakan Uygar’un reisi olduğu uyuşturucu çetesi çökertildi” Haberin yanında da Hakan’ın büyük boy bir fotoğrafı vardı.  

Sibel’in bildiği kadarıyla Hakan’ın bir ihracat firması vardı ve yurt dışına ağırlıklı olarak tekstil ürünleri ihraç ediyordu.  Ama demek ki, bu tekstil ihracatı göstermelikti. Esas işi uyuşturucu ticareti olmalıydı. Yoksa sahip olduğu servet bu kadar kolay kazanılamazdı.  

Yargılama sonunda Hakan 12 yıl hapis cezası almıştı. İnfaz yasasına göre daha erken tahliye olabilirdi ama bu erken tahliye 7 yıldan önce de olmazdı.  Sibel ise tam bir şok yaşıyordu. Hakan’ın tutuklandığı haberi üzerine onun evine gidip eşyalarını almış ve Hakan’ı da bir daha aramamıştı.

&&&&&&&&

Aradan iki yıl daha geçmiş, Sibel artık Hakan’ı unutmaya başlamıştı. Keşke onun uyuşturucu kaçakçısı olduğunu önceden bilebilseydi.… O zaman onunla bu kadar yakınlık kurmazdı.

O dönemde şube teftişine gelen bankanın müfettişlerinden biri Sibel’den hoşlandığını belli etmiş ve aralarında bir yakınlık doğmuştu. Müfettiş Metin’in niyeti ciddiydi. Sibel’e evlenmek niyetiyle arkadaşlık teklif etmiş Sibel de bu teklife kayıtsız kalmamıştı. Arkadaşlıkları süresince de, kendisinin serbest bir hayatı olduğunu, evlenmek için eline erkek eli değmemiş kız arıyorsa, bu kişinin kendisi olmadığını açıkça ifade etmişti. Ama Metin Sibel’i olduğu gibi kabul edeceğini söylemiş, geçmişin beni ilgilendirmez demişti ve evlenme teklifinde de ısrarcı olmuştu. Tanıştıktan 8 ay sonra ise evlenmişler, bir yıl sonra da bir erkek çocukları olmuştu.

&&&&&&&&&

Sibel gözü dalmış vaziyette zarfın içinden çıkan kağıda bakıyordu. Tam 7 yıl sonra Hakan yine karşısına bu defa kısa bir notla çıkmıştı. Ama durum şimdi çok farklıydı. Sibel evliydi ve 4 yaşında bir çocuğu vardı. Artık Hakan hayatında yer alamazdı. Tamam, bekârken, erkek arkadaşlarıyla birlikte oluyordu ama şu anda kocasını seviyordu ve ona ihanet etmeyi aklından bile geçirmiyordu.  Ama yine de içini bir huzursuzluk kaplamıştı.  O Akşam eve geldiğinde Sibel’in neşesizliği kocasının gözünden kaçmamıştı, ama Sibel o gün çok yorulduğunu söyleyerek sıkıntısını bu nedene bağlamıştı.

&&&&&&&&

Hakan Sibel’i ilk gördüğü günü düşünüyordu. O gün banka işleriyle uğraşan elemanı rahatsızdı. Banka şubesine girdiğinde Sibel, uzun siyah saçları, düzgün fiziği ve dolgun dudaklarıyla Hakan’ın aklını başından almıştı.  Ne edip, etmeli bu kızın kalbine girmeliydi. Ama bu öyle birkaç dakikada olacak bir durum değildi. Bundan sonra bankaya devamlı kendisi gidecek, ve zaman içerisinde Sibel’le yakınlık kuracaktı. Parmağında yüzük olmaması onun evli olmadığının göstergesiydi.  Sibel’in güzelliği yanında  insan ilişkileri de yüksek düzeydeydi. Devamlı güler yüzlü olması, ve nazik konuşması birçok insanı etkiliyor ama çok kişi de ona arkadaşlık teklif etmeye çekiniyordu. Hakan varlıklı ve karizmatik bir kişiydi. Biraz zaman geçince, onunla arkadaşlık kuracağına inanıyordu ve sonunda bunu başarıp, kendisini yemeğe çıkarmıştı.  

Sibel’e karısından boşandığını söylemişti ama Hakan eşinden ayrı yaşıyordu. Zaten Sibel de hiç evlilik konusunu açmadığından Hakan seyahate gittiğini söylediği bazı günler ayrı yaşadığı eşinin yanına gidip, çocuklarını görüyordu. Maddi bakımdan eşi ve çocuklarını ihmal etmiyordu.

İlk tekstil işine başladığında işleri oldukça iyiydi. Ancak Çin’lilerin Avrupa pazarına girmesinden sonra Çin pazarıyla rekabet edemez duruma geldi. Avrupa’lı müşterilerinin aldığı fiyata, Hakan’ın o ürünleri imal etmesi mümkün değildi. Bu bakımdan eski bir arkadaşının teklifini kabul etti, gönderdiği tekstil ürünlerinin arasına uyuşturucuları koyarak yurt dışına malları göndermeye başladı.  

Kısa bir zaman sonra maddi problemi kalmamıştı. Uyuşturucu işinden iyi para kazanıyordu.  Sibel’le de bu dönemde tanışmıştı. Sibel, 20 li yaşlarda evlendiği eşine hiç benzemiyordu. Evlilik dışında da kısa süreli birliktelikleri olmuştu ama Sibel bambaşkaydı.  O dışarıda bir hanımefendi, yatakta ise tam bir dişiydi. Cinsel bakımdan çok iyi anlaşıyorlardı.  Beraberken zamanlarının çoğunu yatakta geçiriyorlardı. Cinsellik her ikisi için de bir tutku olmuştu. Eğer uyuşturucu işinden tutuklanmasaydı, hayatı tam istediği gibi gidecekti.

Son zamanlarda uyuşturucu parası yüzünden iş ortağıyla aralarında sorun çıkmıştı, işin bütün riskini Hakan üstlenirken, pastanın büyük dilimini ortağı alıyordu. Hakan bundan sonra ortağına kazancın ancak yüzde yirmi beşini  vereceğini söyledikten kısa bir süre sonra, bir ihbar üzerine yakalanmıştı. Bu ihbarı yapanın da ortağı olduğundan emindi.  Kendisi cezaevine girdikten sonra ortağı aynı işi başkalarıyla sürdürecekti. Ama bütün bunlar ortağı Rıfat’ın yanına kalmayacaktı. Cezaevine girdikten bir süre sonra ortağı bir silahlı saldırıya maruz kalmış. Rıfat bu saldırıdan yaralı kurtulurken, Rıfat’ın erkek kardeşi olay yerinde hayatını kaybetmişti.  Bu işi tezgahlayıp azmettiren kişinin Hakan olduğu belliydi. Ancak delil yetersizliğinden Hakan’ın bu işte parmağı olduğu ispatlanamadı.

&&&&&&&&&

Hakan cezaevinde 8 yıl yatması gerekirken yedinci yılda denetimli serbestlik yasası gereğince serbest bırakılmıştı. Artık 52 yaşına gelmişti ve kendini çok yorgun hissediyordu. Ama aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen Sibel’i unutamamıştı. Cezaevine girdiği zamandan beri de ondan bir haber almamıştı. Onun kokusunu, birlikteyken geçirdiği zamanlar birer birer gözünün önünden geçiyordu. Şimdi o da 35 yaşında olmalıydı. Ziyaretine gelen bir arkadaşından onun evlendiğini öğrenmişti. Demek ki kendisinden çabuk vazgeçmişti.  Ama o Sibel’den bu kadar kolay vazgeçmeyecekti.

Cezaevinden çıktıktan on beş gün sonra içinde “Kahvaltıda yine domateslerin kabuklarını  soyuyor musun?” yazılı notu Sibel’e göndermişti. Bu onun için ilk uyarıydı.

&&&&&&&&&

Sibel o gece hiç uyuyamamıştı. Yatakta devamlı sağa sola dönmesi kocası Metin’i de tedirgin etmişti. Hakan o notu kendisine göndermekle  ne mesaj vermek istiyordu? O notun arkasından neler gelecekti? Belki de kendisinin evlendiğini bilmiyordu. Evlendiğini öğrenince Hakan peşini bırakacaktı belki de. Bu düşünce kendisini biraz rahatlatmış ve sabaha karşı zor da olsa uykuya dalmıştı.

Ertesi gün akşama kadar sakin geçti. Hakan cezaevine girdikten sonra Sibel cep telefonunun numarasını değiştirmişti. O günden bugüne kadar kendisi de terfi ederek başka bir şubeye tayin olmuştu. Ancak Hakan ona not gönderdiğine göre, yeni  çalıştığı şubeyi öğrenmişti. Bunu öğrenmek zaten çok zor bir şey değildi.

“Sibel hanım, size telefon var?”

“Kim arıyormuş? Saat altı oldu. Tam da çıkmak üzereydim.”

“İsim söylemedi, ama önemli olduğunu söyledi”

“Ver bakalım”

“Alo, buyrun ben Sibel.”

“Notumu aldın mı?”

“…………….”

“Beni özlemedin mi yoksa? Ben seni çok özledim.”

“Hakan?”

“Evet benim. Seni karşıdaki kafede bekliyorum.”

“Ama, ben….”

“Merak etme çok vaktini almayacağım. Sadece seni görmek istiyorum.”

&&&&&&&&&

Sibel banka şubesinin karşısındaki kafeye giderken eli ayağı titriyordu. Yanından hızla geçen bir araç uzun bir korna çalmasaydı belki de o aracın altında kalacaktı. Akşam saatlerinde özellikle gençlerin buluştuğu kafe yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başlamıştı. Gözleriyle Hakan’ın oturduğu masayı aramaya başladı. Köşe masalardan birinde önce kalkan bir el, sonra da ayağa kalkan bir adam gördü. Gördüğü kişi yedi yıl önceki Hakan’dan oldukça farklıydı. Saçlarındaki beyazlar fazlalaşmış,  yorgun bir yüzle Hakan karşısında duruyordu. El sıkışırken, İlk konuşan Hakan oldu.

“Saçlarını kestirmişsin”

“Evet, artık olgun bir kadın oldum.  Bu yaştan sonra uzun saç bana yakışmıyor.”

“Yoo, sen her zamanki gibi güzelsin. Sana her şey yakışır”

“Teşekkür ederim. Çok naziksin”

“Başıma gelenleri bilmene rağmen beni bir kere bile aramadın”

“Sen de yasa dışı işler yaptığını bana söylememiştin.”

“Evet, çünkü beni terk etmenden korkmuştum.”

“Ama artık çok şey değişti Hakan. Şu an evli bir kadınım.”

“Evlendiğini biliyorum. Eşin banka müfettişi Metin. Şu anda Giresun’da teftişte. Oğlun yuvaya gidiyor. Saat 5 de anneannesine geliyor. Sen de işten çıkınca onu annenlerden alıyorsun.”

“Bunları bildiğine göre artık hayatımızda birbirimize yer olmadığını anlamışsındır.”

“Bak Sibel ben seni gerçekten çok sevmiştim. Sen beni hiç mi sevmedin?” 

“Tabii ki ben de seni sevdim. Ama o günler artık geride kaldı. Yedi yılda çok şeyler değişti.”

“Cep telefonunun numarasını değiştirmişsin. Hiç olmazsa telefon numaranı  verirsen ara sıra sesini duymak isterim.”

“Aklımı karıştırmanı istemiyorum Hakan. Senin iyi olduğuna sevindim ancak yollarımız artık ayrıldı.”

“Yani sende hiç mi hatırım yok? Seni telefonda rahatsız edeceğimi mi sanıyorsun? Uygun olmadığında konuşmayız olur biter. Geçmiş yılların hatırına benden telefon numaranı esirgeyecek misin? Sana hiç olmazsa doğum gününde bir mesaj atmak isterdim.”

Sibel bir an düşündü. Hakan başka yollardan da kendi telefon numarasını öğrenebilirdi. Bu sözler üzerine telefon numarasını vermekte bir sakınca görmedi. Bundan sonraki konuşmalar havadan ve sudan konuşmalardı. Sibel çocuğunu  anneannesinden alacağını söyleyerek izin istedi ve evine doğru yola çıktı. Zaman insanların duygularını nasıl da değiştiriyordu. Artık hiçbir  şey eskisi gibi olamazdı. Hakan’la güzel günleri olmuştu ama, şimdi eşine ve çocuğuna karşı sorumlulukları vardı. O akşam eve gittiğinde içindeki sıkıntı halâ geçmemişti.

&&&&&&&&&

Hakan’la görüşmesinin üzerinden yaklaşık 10 gün geçmişti. Sibel kendisini günlük işlerine vermişti. Bu arada kocası da Anadolu teftişinden dönmüş,  İstanbul’da görev yapıyordu.  

Pazartesi günü öğle yemeği  sırasında rehberinde kayıtlı olmayan bir numaradan cep telefonuna çağrı aldığında, çağrıyı reddetti.  Ama aradan bir dakika geçmeden aynı numara tekrar kendisini arayınca, bu defa telefonunu açtı.

“Merhaba Sibel, ben Hakan”

“Bugün benim doğum günüm değil. Sen benden doğum günümde mesaj atmak için telefon numaramı almamış mıydın?”

“Seni unutamıyorum Sibel. Ne olur arada bir görüşelim.”

“Sana daha önce de söyledim. Beni unut Hakan.”

“Ama ben seninle birlikte olmak istiyorum. Hiç olmazsa ayda bir kere olsun beraber olsak…”

“Saçmalama, ben kapatıyorum. Lütfen beni bir daha arama.”

Sibel telefonu kapattıktan sonra sinirlerinin boşaldığını hissetti. Ağlamaklı bir şekilde lavaboya gidip, yüzünü yıkadı.  İştahı da kaçmıştı. Yemeğini yarım bırakıp dışarı dolaşmaya çıktı. Kendisi bu işten nasıl sıyrılacaktı? Kafası karmakarışıktı. Anlamsız bir şekilde  vitrinlere bakarken, telefonuna gelen mesajın sesiyle kendine geldi. Aslında bu mesaj bir video görüntüsüydü. Görüntüyü açınca gözlerine inanamadı. Hakan’la birlikteyken fantezi olsun diye çektikleri sevişme görüntülerini Hakan Sibel’e göndermişti. O zamanlar birlikte açık saçık fotoğraflar çektirip, bir keresinde de sevişme görüntülerini videoya almışlardı. Hakan daha sonra bu görüntüleri sildiğini söylemişti ama demek ki, kayıtlar halâ Hakan’ın elindeydi. Eli ayağı titremeye başlamıştı. Görüntüleri sonuna kadar izleyemedi bile. Hemen Hakan’ı aradı.

“Sen ne yapmak istiyorsun?”

“Seni seviyorum Sibel. Seninle birlikte olmak istiyorum. Seni hiç unutamadım. Hiçbir kadın senin yerini dolduramıyor.”

“Bana bu görüntülerle şantaj mı yapacaksın. Kim bilir? Belki de bu görüntüleri internetteki seks sitelerine yüklersin? Çok adiymişsin sen Hakan.”

“Hayır, hayır, kesinlikle internete görüntüleri yüklemem söz konusu olmaz. Ama beni buna sen mecbur ettin. Eğer arada sırada benimle birlikte olursan, bu görüntüleri kimse izlemez.”

“Peki ya olmazsam?”

“O zaman bu görüntüler belki de kocanın telefonuna yanlışlıkla gidebilir.”

“Adi herif”

Sibel telefonu kapattıktan sonra hemen telefonundaki görüntüleri sildi. Eğer kocası o görüntüleri görürse onun yüzüne nasıl bakabilirdi? Üstelik artık bir çocuğu da vardı. Olacak şey değildi bu durum. Peki ne yapmalıydı? Hakan’la evlenmeden önce birlikte oluyordu. Acaba arada sırada onun istediğini yapsa….Hayır, o zaman evliliğinin ne anlamı kalırdı?

O sırada telefonuna bir mesaj daha geldi. Mesaj yine Hakan’dandı.

“Cevabını bekliyorum.

Sibel ne yapacağını bilemiyordu. Biraz zaman kazanmalıydı. O zaman içerisinde de ne yapacağına karar vermeliydi. Hakan’ın numarasını tuşladı.

“Ne yaptın? Karar verdin mi?”

“Tamam, bana başka çare bırakmadın. Senin istediğin gibi olsun. Tamam seninle birlikte olacağım ama şu anda olmaz. Metin şehir dışına görevli gittiğinde, ben de çocuğu anneannesine bırakıp, bir seminerim var diyerek, hafta sonunu birlikte geçiririz. Ama o görüntüleri bana vereceksin.”

“Tamam işte, bak eski günlerdeki gibi mutlu olacağız. Sen ve ben. Görüntüleri senin yanında sileceğim. Merak etme.”

Hakan bunu söylerken, en azından birçok kopyayı kendi bilgisayarına yüklediğinden söz etmiyordu tabii ki..

Sibel’in kocası Metin bir ay sonra teftiş göreviyle Anadolu turnesine çıkacaktı.  Bu defa kendisine Erzurum’daki şubelerin teftiş görevi verilmişti. Yakın şehirlere gittiklerinde hafta sonları eve geliyordu, ancak Erzurum’dan belki 15-20 günde bir uçakla İstanbul’a hafta sonu için gelebilirdi.

Hakan Sibel’e sık sık mesaj göndererek sabrının taştığını ne zaman birlikte olacaklarını soruyordu.

Metin’i Erzurum’a yolcu ettikten bir gün sonra Hakan yine aramıştı.

“Kocan daha gitmedi mi?”

Hakan’ı daha fazla oyalayamazdı. Kararını açıkladı.

“Tamam bu hafta sonu Silivri’deki o otelde buluşalım.”

İlk açıldığında Klassis otel çok sükse yapmıştı. Ama zaman içerisinde otele çok fazla bakım yapılmamıştı.  Zamanın en lüks otellerinden olan o otel, günümüzde yeni yapılan otellerin yanında sıradan bir otel halini almıştı. Ama kaçamak yapmak için şehir dışında olması bir avantaj olarak görülüyordu.  Daha önce de yani Hakan’la birlikteyken o otelde birkaç hafta sonunu beraber geçirmişlerdi.

“Seni nereden alayım?”

“Marmaray’la karşıya geçeceğim.  Marmaray’ın Kazlıçeşme’deki son istasyonunda buluşalım”

“Tamam, orası araç parkı için uygun.  Orada bekleyeceğim.”

“Sabah saat 10.00 iyi mi?

“Tamam saat 10 da orada olacağım.”

&&&&&&&&

Sibel Cumartesi sabahı  erken kalktı. Oğlunu yakında oturan annesine bırakıp, tekrar eve döndü ve hazırlanmaya başladı. Annesine hafta sonu için banka seminerine gideceğini söylemişti. Kendisini oldukça kötü hissediyordu. Kocasına ilk defa ihanet edecek olması, vicdanını sızlatıyordu. Ama başka çaresi de yoktu. Bütün bu olanları Metin’e anlatamazdı.  Uzun zamandır giymediği siyah elbisesini giydi. Son zamanlarda kilo almış olmalıydı. Elbise biraz dar gelmesine rağmen, yine de o elbiseyi giymeye karar verdi. Hafif bir makyaj yapıp dışarı çıktı.  Bir taksiye atlayıp,Marmaray’ın başlangıç noktası olan “Ayrılık çeşmesi” istasyonuna geldi. Saat o sıralarda 9.45 di. Oradan Kazlıçeşme istasyonu tam 14 dakika sürüyordu. Zaten vagon da orada hazır bekliyordu. Bindikten bir dakika sonra tren hareket etti.

Yol boyunca, buluştuklarında olacakları hayal etmeye başladı.  Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağından emindi. Çünkü kafası hiç rahat olmayacaktı. Ama ya kendini eskiden olduğu gibi kaptırırsa, o cinselliğin tuzağına düşüp, ailesini ihmal ederse ve bu durum alışkanlık yaratırsa…Bütün korkusu bu yöndeydi. Ama kendisini toparlamalıydı. Bunu ailesi dağılmasın diye yapıyordu.

Saat 9.59 da tren Kazlıçeşme istasyonuna gelmişti. Trenden inip, peronda yürümeye başladı. Telefonunu çıkardı.  Ne aksilik…Kafası o kadar dalgındı ki, akşam telefonunu şarj ettirmeyi unutmuş ve telefonu kapanmıştı. Neyse otoparkta nasıl olsa birbirimizi görürüz diye düşünüp, otoparka doğru yürümeye başladı.  İlerde bir kalabalık gördü. Kalabalığın arasında bağrışlar ve çığlık sesleri geliyordu.  Sibel kalabalığa doğru yürümeye başladı. Oradan gelen bir adama ne olduğunu sordu.

“Aracının içinde adamı öldürmüşler” cevabını alınca, araca yaklaştı ve direksiyon başında Hakan’ın cansız bedenini gördü.  Birden başının döndüğünü hissetti. Tam yere düşmek üzereyken, yanına gelen bir emniyet görevlisi kolundan tutarak olay mahallinden kendisini uzaklaştırdı.

Ertesi gün gazetelerin üçüncü sayfalarında şu haber vardı.

Uyuşturucu hesaplaşması kanlı bitti. Uyuşturucu çeteleri arasındaki silahlı kavgada, uyuşturucudan sabıkalı Hakan Uygar, Kazlıçeşme’de aracının içinde kafasına iki kurşun sıkılarak öldürüldü. Katil zanlısı Rıfat Yandaş olay yerinden kaçarken emniyet görevlileri tarafından yakalandı. Rıfat Yandaş, Hakan Uygar’ı kardeşinin ölümünden sorumlu tuttuğu için öldürdüğünü itiraf etti.

Sibel sonra ne mi yaptı?

Bir daha hiçbir zaman domateslerin kabuklarını soymadı.

 

 

 

 

 
Toplam blog
: 974
: 3444
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

2017 Basın özgürlük endeksine göre 180 ülkeden 155. sırada olan ülkemizde yemek tarifleri  ve tel..