- Kategori
- Futbol
Belediye çukuru!

Galatasaray, belediye çukuruna düştü...
Galatasaray, Olimpiyat Stadı'nda İstanbul Büyükşehir Belediyesi'yle karşılaştı. Diyeceksiniz ki, her yazıya aynı başlangıcı yapıyorsun. Fakat maç deplasman maçı olunca, bir de rakip İBB olunca bu yorumu yapmamı umarım doğru karşılarsınız, maçtan önce gerçekten Galatasaray'ın mağlup olacağını düşünüyordum. Sebebine gelince...
İBB, zaten büyüklerin canını yakmakta başarılı bir kulüp. Bununla beraber Galatasaray pek deplasmanda sayılmasa da formalite olarak deplasmanda. Belediye zaten güzel de futbol oynuyor. Sonuç olarak Galatasaray'ın yenileceğini büyük bir çoğunluğun düşünmesi normal olurdu.
Galatasaray, ilk yarı inanılmaz avantajlıydı. Feci bir rüzgar vardı ve bu rüzgar sarı kırmızılıların arkasındaydı. Eğer bir takım bunun avantajını kullanıp en az iki farkla soyunma odasına gidemiyorsa, problem var demektir. İki farkı geçtim, Galatasaray adam gibi rakip kaleye bile gidemedi. Ortalarda geçen bir oyun vardı. Sadece bir pozisyon oldu, Sabri iyi pas attı, Milan Baros da her zaman yaptığını yaptı. Gol güzeldi, Milan Baros klasını gösterdi ama ikinci yarı rüzgara karşı oynayacakken 1 fark yeterli midir?
Tabii ki değil. Düşünün, her ne kadar profesyonel futbolcu olsa da bu adamlar insan. Rüzgara karşı oynamak insanı yıpratır. Ben geçen hafta takımımla maça çıktım, ikinci yarı rüzgara karşı oynadık, ne gözlerimin sulanmasından önümü görebildim ne de titremekten oynayabildim. Ben profesyonel futbolcu değilim ama insanım. Kısacası anlatmaya çalıştığım kim olursa olsun rüzgara karşı oynamak büyük bir dezavantajdır ve başarısızlığa bir davetiyedir.
Galatasaray'ın yediği gollere bakalım. Öncelikle son golü aradan çıkarayım. Bana göre pek de penaltılık bir pozisyon değil. Yine de hakem kararlarına karışmıyorum, hakemlerle ilgili konuşmak istemiyorum. Eğer ben yanlış görmediysem veya kamera görüntüyü yanlış açıyla vermediyse Zapata'nın kaleyi doğru ortalayamadığını gördüm. Bu şartta doğru köşeyi tahmin etseniz bile topa yetişmeniz imkansız. Ki Zapata'da aynı durum oldu. Yenilen diğer gollere bakarsak, ben özellikle de Lorik Cana'nın izlediğini gördüm. Serkan top kaçırıyor, kademede olması gereken Cana sadece izlemekle kalıyor. Ben burada hatayı Lorik'te bulmuyorum, onu da ekleyeyim.
Ne Zapata'nın, ne de Lorik'in yaptığı hataları futbolcuların kendilerine doğrudan bağlıyorum. O kalede Ufuk veya Aykut olması gerekirken, ilk 11'e Zapata'yı koyarak yabancı kontenjanını dolduran adama bağlıyorum. Stoperde oynayabilecek alternatif adam varken -Hakan Balta olabilirdi- Lorik Cana'nın oynamasını o adama bağlıyorum. Lucas Neill varken bile Lorik Cana'yı oynatan bir zihniyet var ortada. Hakan Balta deyince bana eleştiriler gelir, doğaldır fakat izlerseniz Hakan stoperde başarılı bir futbolcu.
Ben Hagi'yi suçlu buluyorum. Takıma tamamen bireysellik yüklemiş, takım takım gibi oynamıyor. Herkes ayağına aldığını vuruyor. Bakıyorum, Kazım deparlar yapıyor, avantajlı konuma geliyor, ona pas atan yok. Kazım pas atıyor, adam gibi topa vuran yok. Niye? Hagi önünüze geleni kaleye vurun dediğinden tabii ki! Mantıksızlığa bakar mısınız, takım arkasında rüzgar varken kaleye şut vurmuyor, rüzgara karşı oynarken kaleye şut vuruyor. Akıl mantık erer mi bu işe? Bence ermez! Eğer bu maçtan sonra da Hagi "İyi oynadık, mücadele ettik, şanssızdık" falan derse artık cidden fazla olacak.
Hagi, Galatasaray'ın yükünü kaldırabilecek bir teknik direktör değil. Galatasaray'a kattıkları tartışılmaz ama her büyük futbolcu büyük teknik direktör de olmaz. Eğer Hagi de belirli bir potansiyel görebilseydim, gerçekten kalmasını isterdim çünkü ben günlük düşünmem ama bugüne kadar Hagi'nin karşımıza çıkardıklarının hiçbirine anlam veremedim, hala da veremiyorum.
Hafta içi mükemmel futbol oynayan Gaziantepspor'a karşı Avrupa'nın tek kapısına çıkış maçı var. Bakalım Hagi'nin takımı orada ne yapacak...
Not: Her zaman Galatasaray'ın başına Yılmaz Vural'ın getirilmesini savunmuştum. :))