- Kategori
- Gündelik Yaşam
Ben bir ceviz ağacıyım Karşıyaka sokaklarında

Bu gün sabah yürüyüşüm başka bir güzeldi. Pencereden dışarı baktığımda, gök gürültüsü ve şimşekler arasında fark edilen rüzgar, ürkütüyordu insanı. Çıksam mı, çıkmasam mı düşünceleri, ıslanır mıyım endişeleri ile hazırlanıp, şapkamı da kaptığım gibi, attım kendimi gecenin sabaha kavuşacağı saatlerde, karanlığın koynuna...
Bu tip zamanlarda kendi seçtiğim müzik listem yerine, rast gele çalan müziklerin peşine takılıp gitmesini severim. Gene öyle yapmıştım. Karşıyaka’nın bomboş sokaklarında “Ben Bir Ceviz Ağacıyım Gülhane Parkında” diye başlayan müzik, bir anda beni bu ıslak ve karanlık sokaklardan alıp, Gülhane Parkına götürmüştü. Kimselerin olmamasını fırsat bilip, ben de yüksek sesle eşlik ederek kaptırmıştım kendimi sözlerine. Gittikçe yükselen temposuna uyabilmek için nefes nefese kalmıştım. Müziğin ritmine uymak, onun sözlerinde kaybolmak nasıl tarif edilebilir ki :)
Başım köpük köpük bulut
İçim dışım deniz
Ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında
Budak budak şerham şerham
İhtiyar bir ceviz
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Ben bir ceviz ağacıyım gülhane parkında
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril
Koparıver gözlerinin gülüm yaşını sil
Yapraklarım ellerimdir tam yüzbin elim var
Yüzbin elle dokunurum sana İstanbul’a
Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım
Yüzbin gözle seyrederim seni İstanbul’u
Yüzbin yürek gibi çarpar çarpar yapraklarım
Etrafımda ceviz ağaçları değil de, çınar ağaçları da olsa, palmiyeler, ılgınlar da olsa... Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında, sabahın altısında, Karşıyaka sokaklarında.
Bugün başka bir güzeldi sahil sanki... Gök gürültüsü ve şimşekten ürkenler çıkmamışlardı spora. İstanbul’da olduğu gibi, bu saatte şehir uyanmadığı için de, arabalar yoktu ortalıkta. Hiç olmadığı kadar sakin ve dingindi sanki etraf. Aydınlatma lambalarının ışıkları parlıyordu ıslak caddelerde ve ışıl ışıldı her taraf. Güneş doğmamasına rağmen, sokaklar yeni günün aydınlığını taşıyordu sanki…Yeni günü böyle karşılamak harika bir duyguydu.
Yürüyüş yolumun yarısına geldiğim halde, hala hiç kimseler yoktu caddelerde. ”Sanırım Karşıyaka’nın delisi benim” dedim kendi kendime:) Ama insanlar bu deliliği yapmadığında, bu güzelliği de yaşayamıyorlar. Gök gürültüsü ve şimşekten ürküp evde kalındığında, bu tatta fark edilmiyor işte. Yaşam da böyle değil mi? Kenarda durup ürkek ürkek seyrettiğimizde, dalamadığımızda korkusuzca orta yerine, kaçırıyoruz böyle bir sürü farklı keyfi de.
Sokaklar benim, gökteki yıldızlar benim, gökyüzü benim, ay nerede? Arandım tarandım... Ay yok, kaybolmuş. Belki birazdan görünür denizin üzerinde.
Saklanmış…
Yoksa o da mı korkmuştu şimşeğin göz kırpma sesinden...
Onca gürültü ve patırtıya rağmen, bir damla yağmur yağmadan dönüyordum evime. Sabahın ilk ışıkları ile göçmen kuşlar koyulmuşlardı yollarına. Tek sıra halinde olan bir sürü geçtikten sonra, hemen arkasında ikili sıra olmuş bir başka sürü dikkat çekiyordu gökyüzünde. İkili sıranın bazı yerlerinde, belli haylaz oldukları, sırayı üçlemişlerdi kimileri. Ben de, iyi yolculuk dileklerimi gönderdim kendilerine.
Sokak kedilerinin gözleri yollarda, açlar belli, her gün gelip onları doyuranları bekliyorlar. Ben de ruhumu doyuruyorum, Karşıyaka sokaklarında, sabahın altısında.
Harika bir duygu yeni günle böylesine kucaklaşmak...