​ Ben bir fakir şoförüm / Trafik / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Mart '17

 
Kategori
Trafik
 

Ben bir fakir şoförüm

Ben bir fakir şoförüm
 

Kazaların % 90 nedeni insan kişiliğidir. Aslında devletin bir sistemi olsa kötü çoban da davarı iyi yerlerde otlatacak. Ama yok. İş size kalıyor ülkemin insanları. Özellikle okumuş insanlara sesleniyorum.100 sene okumuş olsanız bile eskileri fikirlerinden caydıramazsınız. Profesör bile olsanız onlar sizden daima daha akıllıdırlar. Ne ilgisi varsa yaşlı olmaları onların akıllı olmaları demektir. Onları kararlarından vazgeçirmeye uğraşmayın. Bu zaman kaybı olur. Ne yapsanız sizi dinlemeyeceklerdir. Felaket kelimesi nereden türedi bilmiyorum. Ama sanıyorum cahillik, aptallık ve cesaretin bir araya gelmesiyle oluyor. Bir kişi cahilse ve aynı zamanda aptallık derecesinde cesursa kendisi zaten 40–50 yaşlarında ölür. Mezarlıklar bunlarla doludur. Ben etrafımda böyle olanların 60’ını gördüğünü hatırlamıyorum. İşte büyüklerinizden ve sizin gibi olanlardan, çevrenizdeki diğer genç insanlardan bazıları böyleyse kesinlikle onlardan uzak durun. Rica etmeyin, yalvarmayın. Açık tavır koyun. Düğün arabasına binmediniz diye bırakın size kızsınlar. Elinize silah uzatırlarsa kesinlikle almayın. Bırakın size ”Sen de erkek misin?” desinler.

Cahillik, aptallık ve cesaret üçlüsünde bazen de “cahilliğin” yerini “gençlik”alıyor. Aynı şey aslında. İstanbul Avcılarda bir motosiklet kazası oldu biliyorsunuz. Bütün Türkiye ölen kıza ağladı. Ben ise günlerce düşündüm. Kızcağızın arabaların altında ezilen kanlı vücut parçaları gözlerimin önünden günlerce gitti geldi. O kız cahildi. Serseri bir arkadaşına kanıp hayatını yok etti. İşte biz ülkede yeni bir düzen kuruyoruz. Bu düzende de böyle cahil kızlar olacaktır. Ama onların kesik, kopmuş başları arabaların altında asla parçalanmayacaktır.

Bütün bu olaylarda başbakana mikrofonu yönelttiğinizde ”Görevli, yetkili kim ise ona sorun “ diyor. Şimdilerde bir de böyle bir tavır moda oldu. Bu ülkenin başı siz değil misiniz? Ben size sorarım. Siz de görevlinize yetkilinize soracaksınız.

Bunları niye anlatıyorum? Çünkü kazaların kişi davranışları, toplumsal anlayış ve alışkanlıklarımız ve siyasetle çok yakın ilgisi var. Ülkemizde kazalarla ilgili her şey sadece şu iki cümleye sığdırılmış: Trafik kurallarına uyunuz, uymayanları uyarınız. Kazada öldüyseniz vadeniz yetmiştir Allah rahmet eylesin. İkinci cümlenin üzerini zaten çiziyorum. Birinci cümle ise ilkokul çocuklarına öğretmeninin söylediği ”ödevini yaptın mı çocuğum?”hafifliğinde ve basitliğinde yaptırımı olmayan kimsenin takmadığı önemsiz bir derviş öğüdü gibi.

Biliyorum. Okuyucularıma gına geldi. Sıkıntıdan yazımı okuyamıyorlar. Hep aynı şeylerin üzerinde dönüp dolaşıyor onları bunaltıyorum. Neredeyse kalkıp”Kusura bakma Kerim Bey o kadar sıkıcı yazıyorsun ki ne kadar doğru şeyler söylersen söyle senin yazılarını okuyarak hasta olamam” diyecekler. Onlara hak veriyorum. Lakin eğer ülkemizdeki trafik sorunları konusunda hassassanız yüzlerce yazıda dile getirilen klasik kaza yaklaşımları inanın bana bizi bir yere götürmez. Bunlar senelerce yazılıyor, çiziliyor, konuşuluyor. Ama bütün bunlara rağmen yüreğimizi acıtan kazalar da artarak devam ediyor. Kazaların bilinen nedenleri üzerinde hiç kafa yormayınız. Zaten bugüne kadar okuduğunuz yazıların tamamı ”şöyle oldu da böyle oldu” şeklinde yüzlerce kaza nedenini anlatıyor.”Niye oldu? Nasıl oldu?”konulu yazıları okuyup boşuna kafanızı şişirmeyin.”olmaması için ne yapmalıyız?” konusuna yoğunlaşın lütfen.

Bunu şu anki yetkiliklilere de sakın sormayın. Size “Kemer takın” diyeceklerdir. Kemer taktığınız zaman trafik sorunu çözülüyor onlara göre. Bir zenginin şizofreni hastası serseri oğlu direksiyonun başına bile geçmeden ehliyet alıyorsa siz kemer taksanız ne olacak?

Trafik kuralları Türkiye’de korkunç trafik kazaları gerçeğinin üzerini örtmektedir. İnsanlarımızın hemen tamamı trafik kurallarına uyarsak kazaların önlenebileceğini düşünüyor. Sürücülerin kişilikleri, bu işe uygun olup olmadıkları, iyi eğitim alıp almadıkları hiç önemli değil. Devletin bu konuda politikalar üretmesi de gerekmez.100 yıl önceki Londra trafiğini alıp Türkiye’ye getirmişler. Bir tek yeni uygulama, düşünce, politika eklememişler. Nerden ekleyecekler? Bunlar koyun bile güdemezler. Oraya bir ışıklı tabela koymuşlar. İki şapkalı trafik polisi. Kemer  takmayana ceza. Kaza yaparsan nasılsa sigorta aracını yeniliyor. Ölmedinse hatalı da olsan doğru dürüst cezası yok. Her şey tamam. Oh ne güzel!

Bir de ilginç bir şey var ülkemizde. Bilmiyorum farkında mısınız? Bir dolmuşta yolcusunuz. Şoför sizi istediğiniz, daha doğrusu götürmesi gereken yere götürmedi. Buraya kadar deyip indirdi arabadan. Daha fazla para istedi falan filan. Samimi olarak söyleyin lütfen! Nereye şikâyet edileceğini biliyor musunuz? Belediyeye mi? Şoförler derneğine mi? Trafik polisine mi? Valiliğe mi? Valla ben elli yaşındayım ve bilmiyorum. Eğer siz biliyorsanız demek ki ben cahil kalmışım. Lütfen ayıplamayın. Ama gerçekten bu işe kimin baktığı konusunda elli senedir bir şey duymadım. Gülmekten ölüyorum. Yani bu işin Türkiye’de sorumlusu belli değil. Daha buna benzer çok sayıda işin bakanı, edeni, sorumlusu belli değil.

Şu yukarıda saydığım, hepimizin bildiği “Klasik trafik kuralları ”kazaları engelleyeceğine, kazanın olmasını kolaylaştırıyor. Nasıl olur demeyin. Kural ”Emniyet kemeri takacaksın” diyor. Adam cezaya razı oluyor ve kemer takmıyor. Bir kuralı uygulayamıyorsanız ya kural yanlış ya da uygulama şekli yanlıştır.

Valla ben de sıkıldım. Ülkemizdeki trafik rezaletini burada kesip yeni düzene geçiyorum. Türkiye’nin bu konuda bu günkü halinden memnunsanız bundan sonrasını hiç okumayabilirsiniz. Ben istemeyenlerin yazılarımı okumalarına kesinlikle razı değilim. Hiç okuyanım olmasa bile kendim yazar yine kendim okurum.

Her ne kadar Mega kentler projesiyle geleceğin Türkiye’si farklı dizayn edilecek ve burada da özellikle şehir içinde asla araç söz konusu olmayacaksa da bu devasa yaklaşımın tamamlanmasının uzun yıllar alabileceği dikkate alınarak bugünün ülke yapısına göre sistemler kurmalıyız. Yeniçağın başlamasıyla geleceğin Türkiyesi’nde bu hazırladığımız sistemler o günün şartlarına göre uygulamaya konulur ya da gerekmiyorsa iptal edilir.

Bu nedenle biz ülkemizin bugünkü durumuna göre yeni düzende trafik sorununa getirdiğimiz çözümü kısaca, insanları sıkmadan anlatmaya çalışalım.

Yeni eğitim ve mesleki eğitim sistemlerimizi okuyanlar hatırlayacaklardır. On yıllık temel eğitim sonucu çocuk, genç, genç kız bu süre içinde izlenerek hangi mesleğe yatkınlığı olduğu belirleniyordu. İşte burada sürücülük mesleğine yatkın olanlar kendileriyle de konuşularak bu mesleğe yönlendirilecekler. Beş yıl gibi hemen tamamına yakını görerek ve uygulayarak yapılan uzun bir eğitim sonucunda “Sürücü Meslek Belgesi” alınmasının bugünkü ehliyet almayla uzak yakın hiçbir ilgisi yoktur. Bugünkü sürücülerin öyle bir eğitime sokulmaları halinde(Zaten yeni jenerasyona kadar böyle yapılacak) en az yarısının eğitimi tamamlayamayarak belge alamayacaklarına ben kesinlikle eminim.

Ayrıca sürücülük doktorluk, pilotlu gibi “özellikli” mesleklerden sayıldığı için eğitime alınacak kişiler çok sayıda incelemeden geçirilir. Kişinin mutlaka tam sağlıklı olması zorunludur. Örneğin kollarınızın kısa olması bile direksiyon tutma zorluğu açısından sorun olarak kabul edilir ve sizin elenmenize sebep olur. Yani konu bu kadar derinliğine incelenir demek istiyorum. Yalnız belgeyi alanlar artık tam yetkili sürücüdür. Sürücülük mesleğinde profesyonel yaklaşım şarttır. Biraz biliyorum. Yavaş yavaş öğrenirim diye bir mantık yoktur. Tabi ki tren, vapur ve özellikle uçak kullanıcıları daha farklı yetiştirilir. Hiç kimse temel eğitimi bitirdikten sonra on yıl eğitim görmeden pilot olamaz. Sürücülükte mesleki eğitime alınmış olmak mutlaka sürücü belgesi alacağınız ve şoför olacağınız anlamına gelmez. İşinizi yapamadığınız sürece size belge verilmez ve başka mesleğe alınırsınız.

Sürücülük riskli bir iştir. İnsanın canı söz konusudur. Üstelik sorumluluğu büyüktür. Bu nedenle meslek ücreti yüksek olabilir.

Meslek belgesi aldığı zaman kişi artık işinde profesyoneldir. Belki bu beş yıl içinde sayısız kere direksiyonun başına geçmiş tecrübe kazanmıştır. Yine de bu konudaki kanunlar acımasızdır. Hata yaptığınız zaman her şeyinizi kaybedebilirsiniz. Çünkü siz hata yaptığınız zaman başkaları her şeylerini kaybetmektedirler. Mağdur hangi adaletle cezalandırılırsa mesul da aynı adalete tabi olur.”Kaza elden ne gelir” zihniyeti yeniçağda kesinlikle söz konusu değildir.

Kemer takmama ve benzeri şekilde kural ihlalleri belirlenmiş eksi puanlarla 100 eksi puanı doldurduğunuzda hayatınız boyunca bir daha asla sürücülük yapamamanız, belgenizin değiştirilmesi başka bir mesleğe alınmanız sonucunu doğurur.100 puan uygulaması tek bir şanstır. Olağanüstü eğitimler sonucu kurulmuş “Trafik Birimi” ni atlatarak kuralları ihlal edebilir misiniz bilemiyorum. Zira yakalandığınızda bugünkü gibi ceza kesme falan yoktur. Zaten para cezası yeni düzende yoktur. Kural ihlali yaptığınızda eksi puan alırsınız. Eksi puanlarınız 100’e geldiğinde de sizin sürücülük hayatınız biter. Puanlar da oldukça dolgundur. Örneğin basit bir emniyet kemeri takmama ihlalinde eksi beş puan alırsınız. Trafik sisteminde başka hiçbir uygulama yoktur. Hata yaparsanız bir daha araç kullanamazsınız. O kadar.

İstanbul ve diğer büyük şehirlerde trafik sorunu önemlidir. Çözümü de şimdilerde yok gibidir. Yine de bizim bir önerimiz var. Ticari araçlar için hiçbir engelleme yok. Adam ekmek parası kazanıyor. Ne diyebilirsin ki. Özel araçlara farklı bir uygulama. Arabana mutlaka binmen gerekiyorsa bineceksin. Şehir dışına çıktın. Pikniğe gittin. Denize gittin. Gezmeye falan gittin. Uzak semtlere gittin. Hasta ve yaralı götürüyorsun. Böyle durumlarda aracına biniyorsun. Arka mahalleye gideceksin.500 metre. Hasta falan değilsin. Yürüyüver. Aksaray’a gidiyorsun. Metro var. Bin git.

 
Toplam blog
: 6332
: 653
Kayıt tarihi
: 21.09.08
 
 

Sadece sayfalarda kalan yazılar şaheser olsalar bile önemsiz ve anlamsızdır. İnsanlara ulaşan ve ..