- Kategori
- Ben Bildiriyorum
Ben gidiyorum...

Hadi Allaha ısmarladık…
Ben gidiyorum dostlar…
Önce, Cumartesi günü Sayın Bölükbaşı’nın davetine gideceğim ve “Bulgur Pilavı” yiyeceğim. Sonra da o havayı bir güzel ballandıra ballandıra anlatacağım. Şuraya, evimin beş yüz metre ötesine, Eymir Gölüne gelmiş millet de haberim olmamış. Bunu kaçırmayacağım ve yazıp acısını çıkartacağım.
Bu bir…
İkincisi, bu vaktin dışında, Pazar günü yapılacak seçimlerde oy verecek ahaliyi etkilemeye çalışacağım, seçim yasakları vaktine girmeden. Hani “İmsak vaktine girmeden” gibi…
Yine soracaksınız ki “Nasıl olacak” diye…
Vallaha orasını bilemiyorum.
Kömür yok…
Kahve, şeker yok…
Alışveriş kuponu yok…
Altın mı?... Anamın dediği gibi, dellenmeyin, kim yitirmiş ki biz dağıtacağız. Geç oradan.
Peki, o halde nasıl beceririz, orasını bilemiyorum ama deneyeceğim. Biliyorum ki AKP’ye verilecek her bir oy, Türkiye’nin hızla bir kayaya toslamak üzere yoldan çıkmak olduğunun işaretidir.
Burada bir parantez açayım…
İnsanların “Seçme” konusundaki tercihleri AKP ise, tercihlerini bu şekilde kullanmalarını neden garipsiyorsun diye bir soru gelebilir.
Bu soruyu kendi kendime çok sordum. Hatta ‘hadi ben de AKP’ye oyumu vereyim de nesine vereyim’ diye 4, 5 yıllık icraatlarını alt alta yazdım ve topladım, olmuyor, böldüm, olmuyor. Yani dört işlem ile sonuç almak mümkün değil, matematik mantığına ters düşüyor.
Baktım böyle sonuç alınmayacak, o zaman yargılayayım dedim… Bu kez yazdıklarımın şeklini değiştirdim. Alt alta yazmadım. Her bir “İcraat” için ayrı ayrı dosya hazırladım. Bir tarafa geçtim, savcı oldum, öteki tarafa geçtim, avukat oldum. Sonra hepsini bir dosyanın içinde topladım, karar vereyim dedim, baktım “dokunulmazlık” zırhları var, karar vermedim.
Düşündüm, dedim ki kendi kendime “Bu başbakan boşuna söylememiş ‘mahkemenin matematiği yok’ diye” dedim. Ne matematiğe uyuyor, ne yargıya geliyor.
Ondan da vazgeçtim.
Bir kulak vereyim bakayım ne diyorlar, dedim…
Aman aman… Ondan hemen vazgeçtim. Ömrüm içinde bu güne kadar görmediğim ne kadar “Seviyesizlik” varsa, bu seçim döneminde gördüm.
En iyisi, kendi kafama uyayım diye düşündüm.
Tam bu sırada “Can dostum” aradı…
Sohbet ederken “KONAR şirketi AKP yüzde 48 oy alır diyor, ne dersin” dedi…
Ne diyeceğim, Allah derim. Konar şirketinin başındaki kişi, AKP’nin baş propagandisti… Şimdi onun verdiği sonuçlara mı inanacağız. Geç orayı…
Yalnız, ikimizin de aklına takılan bir soru var…
Atatürk, kurtuluş savaşı yoluna AKP’ye yüzde 48 oranında oy verecekler ile mi çıkmıştı, yoksa birileri bizimle dalga mı geçiyor…
Burasını bir türlü çözemiyoruz. Ama o düğüm de 22 Temmuz gününü 23 Temmuz gününe bağlayan gecede belli olacak.
Üçüncüsü, diyorum ki Cumartesiyi Pazar’a bağlayan gece, oy vereceğimiz okulun kapısına gidip yatsam mı ki?
Niye mi? Ne bileyim ben, geç meç kalır mıyız(!) diye, korkumdan…
Neyse… Hadi bana eyvallah. Ben gidiyorum…
Şimdi “Gidişin olsun da gelişin olmasın” derseniz ki, diyebilirsiniz, hiç heveslenmeyin…
Pazartesi günü yine buradayım. Allahtan bir mani çıkmazsa…