- Kategori
- Güncel
Ben kadınım...
BEN KADINIM…
Konumuzla alakalı olmayabilir belki ama bir konu var ki hepimizi ilgilendiren bir konu; ailelerdeki demokratik anlayış ve davranışlar…
Kaçıncısı açıklanıyor bilmiyorum ama “demokratikleşme paketleri” vızır vızır çıkıyor ve dolaşıyor ancak birlik ve beraberliğimizin, toplumumuzun en önemli kurumu ailelerimizin “demokratlığı” tartışılır durumda…
Toplum denilince büyük bir öncelik ve ayrıcalık içinde yaşayan belirli yer ve çevrelerdeki “kaymak” tabaka-kesim akla geliyorsa “demokratiklikten” ne kadar söz edilebilir?
***
Ne yazık ki, şehirlerde de köylerde de aynı adetler var. İstisnalar kaideyi bozmaz ama halkın büyük bir çoğunluğu kız çocuklarına bu adamla evlenmek istiyor musunuz, diye sormak gereğini bile duymuyorlar.
Ne demekse bir “aile meclisi” var. Bunun içinde amca dayı yeğen ağabey dede nine, enişte var; kız çocuklarının kimle evleneceğine karar veriyor.
“Aile meclisi” dedikler, aslında bir nevi “aile şirketi. Topraklar paylaşılmasın mal ve servet yabancıya gitmesin, mallar bölünmesin ve erkeklerin payları azalmasın,
Çok daha acısı “erkeklerin çıkarlarına” dokunulmasın diye bu meclis oluşturulmaktadır. Bu anlayışın aile birliğini korumak için olduğunu söylemek ne kadar mümkündür?
***
Özerklikten söz edenlerin köyleri kasabaları beldeleri ve yörelerinde bu adetler çok daha fazla görülmekte, kız çocukları kendi akrabaları ile hatta amcaları ile zorla evlendirilebilmektedir. Hem de daha çocuk yaşta…
Biliyor musunuz buralarda “mehir” diye tuhaf bir adet var, amaç kadına “pay” falan vermek değil açıkça ve kısaca “mal paylaşımıdır”
Bu kent köy kasaba belde yörelerde bir başka muamma daha var “dini nikah” ki bendeniz bunu kadınlarımızın boynuna vurulan en ağır pranga olarak görürüm.
Evliklerin çoğu “akraba” evliliğidir ve resmi nikahları yoktur, geneli “imam nikahı “iledir ve bu sayede kadınların evlilikleri aile meclisinin kararı ile ya devam eder ya da anında kaldırılır. Ki bu tür evliliklerden vazgeçme ya da vazgeçirme genellikle kadının ölümü ile sona erer…
***
Bunca yaşıma geldim, çok iyi bildiğim için yazıyorum. Bu ülkede evliliğin en temel noktası “kızlık zarıdır”
Ne yazık ki ister şehirli ister köylü olsun erkeklerin bir kızda aradığı en büyük özellik “kızlık zarının” sağlam olup olmadığıdır.
En büyük zevkidir Türk erkeklerinin, bir an acı veriyor mu vermiyor mu, diye düşünmeden amiyane tabirle abanarak “kızlık zarını patlatmak”
Erkekliğin temel belirtisidir ve hala çok yerde “gerdek gecesi” sonrası kanlı çarşaf veya iç çamaşırı “belge-ispat” aracı olarak gururla gösterilmektedir.
Erkekler “aile meclisi” kararı ile evlendikleri için evlendiği kızın nelerden hoşlanıp hoşlanmadığını nasıl bir kıyafet giymek istediğini hangi filmleri izlemek istediğini, neleri sevdiğini neleri sevmediğini, hangi şarkıları sevdiğini, nasıl bir düşünce yapısına sahip olduğunu, bilmez ve bilmek de istemez…
***
Ülkemizin bir çok yerine “aşk ve sevgi” sadece kağıt üzerindedir. Cinsellik yaşandığı andan itibaren kızın bakireliğine son vermek erkek için” zaferdir” kadın için ise resmen “kabustur” Çünkü erkeklerin bir yolunu bulup ikna ettiği daha doğrusu kandırdığı kızla birlikte olduktan sonra “evlilik” kararı almaları çok nadirdir.
Ve kızın adı o günden itibaren artık başka bir şeydir…
O anda kadın olan kızlarımız bunu çok iyi bilir ve hisseder sonuna kadar da direnirler, ama iş işten geçer ve hiç kuşkunuz olmasın sonunda da “aşk ve sevgi” biter…
Sevdi, aşık oldu hatta ne ayıptır ki “kızlığı bozuldu” diye dövülen bıçaklanan hatta öldürülen kızlarımızın kadınlarımızın sayısı hiç de küçümsenecek sayılarda değildir…
***
Unuttunuz mu?
Bu ülkede kadının nasıl evleneceğine, doğum kontrolü uygulayıp uygulamamasına, kaç çocuk doğuracaklarına Başbakan karar veriyor.
Bunlara, cenahlarına göre kadın evde ev işlerinde çalışan kocası ve çocukları için “köle” olan hizmet eden biridir…
Ve yapmak zorunda olduklarının çoğu da ya adettendir ya da “töre” gereğidir. Bir kısmı içinse “dini vecibedir”
Ve bu töreler; son zamanlarda çoğunluğu Suriyeli küçük kız çocuklarını kadınlarının üzerine “kuma” getirmesine kadar erkeğe serbestlik tanımaktadır.
Burada kadının sesini çıkarması itiraz etmesi hatta evini terk etmesi mümkün değildir…
***
Ve bütün bunlar 21 yüzyılın ilk aylarını yaşadığımız bugünlerde daha Türkiye de ve İslam coğrafyasında yaşanıyorsa “Dünya Kadınlar gününü” kutlamanın ne anlamı var ben anlayamıyorum.
Kadınları ikinci sınıf insan gören bir anlayışla yetişen “muhafazakar” olmasıyla övünen Başbakan bile bu gün için gazetelere çarşaf çarşaf ilan veriyorsa bu konunun ne denli çarptırıldığını görebilirsiniz..
Kadın haklarının neredeyse hiç olmadığı bir yerde “Dünya Kadınlar Günü” ile “anneler gününüz” kutlanması gerçekten çok tirajı komiktir…
Hem kadınların kendi ayakları üzerinde durmasına izin vermeyeceksin erkek emeği ile kadın emeğini ayıracaksın, kadınların hayattan zevk almasına Allah’a şükretmesine bile izin vermeyeceksin “dünya kadınlar gününü” seçim malzemesi yapıp kutlayacaksın. Peh!
İşte bu anlayışın ürettiği ve devrim dedikleri olsa olsa “kadın sığınma evleri” olur.
Dayaktan şiddetten ve öldürülmekten korkan kadınları “koruma” sonra da o evlerin soğuk duvarları arasına canlı canlı göm, neymiş efendim, kadını kocasından koruyormuş; sevsinler…
Ve bir sözüm de mahkemelerde görev yapan hakimlere;
“Kadınlara” uygulanan bu şiddeti eziyeti işkenceyi yapanı mahkeme kararı ile bırakın ve açıkça git o kadını “öldür “emrini verin, sonra da buna hak vicdan ve adalet deyin…
Sahi; merak ediyorum sizin kız çocuklarınız yok mu?
***
Mecliste bile, başı açık başı kapalı kadın tartışması var. Yahu kadın kadındır başı açık kapalı siz ne? İktidara mensup kadın Vekillerden bir kısmının başı kapalı bir kısmının ise başı açık, ama içlerinden hangisinin rahatça ve özgürce “ben kadınım” diyebildiği meçhul…
Başbakan yakın zamanda “başörtülü “değil Türbanlı kadını göstererek “benim başı örtülü kardeşime saldırdılar şunları bunları yaptılar,” diye bas bas bağırıyor ve böylece ülkenin “tüm kadınlarına” sahip çıktığını sanıyor…
Ve muhalefet partileri de iktidarın başı açık başı kapalı kadın, tartışmalarının peşine takılıyor, siyaseten de aksini iddia etmekten korkuyorlar.
***
Aslında bu yazıyı ben dün yayınlayacaktım ama dün “Dünya Emekçi kadınlar Günüydü” sayfamı ve alanı onlara bırakmak istediğim için bugün paylaşıyorum…
İyi pazarlar…
Erdoğan ÖZGENÇ