- Kategori
- Deneme
Ben leblebi tozunda çocukluğumu arıyorum

Bir teselli ver, kırılan gururuma
Bir tebessüm et, unutursun zamanla
Yine dalmışım, aynada yüzüm ağlar
Yine dalmışım, elimde fotoğraflar
Yine aylardan kasım, sanki sende kaldı bir yarım
Her nefessin her anım, sanadır canım
Radyo da dinledim az önce , Tual “Yine aylardan Kasım” diye seslendi dinleyenlere. Şarkı ve sözleri beni geçmişe götürdü yine…
Mutlaka insanoğlunun bir yarısı ve tamamlayanı vardır. Ama yanında ama uzakta. Uzakta da olsa kendini tamamlayanı olanlar çok şanslıdır bence. Ya birbirinden habersiz dünya denen handan göçüp giden yolcular.. İşte bu tartışmasız üzücü bir durum.. Ben bu anlamda çok şanslıyım. Aynadaki yüzüm, Bana ışık veren mumum, acılarıma merhem olanım, meyvesinden sunan ağacım, ruhumu aydınlatan güneşim, ben olabilen, O olabildiğim biri hayatımın merkezinde çok şükür, canım eşim. Ben şanslı olanlardanım… Şarkının sözünde ki gibi eski fotoğraflar, eski dostlar, anılar ve özlemler birçoğumuz için var diye düşünüyorum..
Dün çok sevdiğim çocukluk arkadaşım ve eşiyle geçmişten konuşurken taaaa ilkokul zamanlarımıza gittik. Eskiye özlem hep olacak hayatımda, o yaşların masumiyeti ve çocukluk hayallerimiz..
İlkokula giderken evimizin çaprazında Bakkal Veli Amca vardı. Ama bakkalın adı “Şaşkın Bakkal” dı. Bizim evimizde hiç Şaşkın Bakkal adı kullanılmazdı, eksik bir şey olduğunda annem Bakkal Veli Amca nızdan alın der parayı düşürmememiz için sıkı tembihler siparişini söylerdi. Şimdi düşünüyorum da neden Şaşkın Bakkal adını vermişti ki Veli Amca ekmek teknesine. Bakkala giden bensem paranın üstü tastamam gelirdi. Murat gittiyse azıcık fire verilirdi para üzerinden. İçinde "taso" adı verilen oyuncaklar çıkan cipslerden alırdı hemen. Canım kardeşim hala parasının hesabını hiç bilmez gerçi. O yüzden benim adım “Varyemez” e , kardeşimin adı “Bol kepçe” ye çıktı .
Çocukluğumdan birçok biriktirdiğim anım var bunlardan biri de Leblebi tozu…. Köye gittiğimizde kahve değirmenine leblebileri doldurup çekerdi anneannem. Hafif kahve aromalı, pudra şekerli bir toz haline gelirdi hazırlığı bittiğinde ve ben elimdeki leblebi tozu karışımını bitirene kadar başımdan ayrılmazdı. En çok sevdiğim leblebi tozu anneannemin elleriyle yaptığı o kahve aromalı olanıydı...
Ayrıca bir çok arkadaşımın harçlığı bulunca bakkaldan aldıklarının en güzide üyesiydi leblebi tozu. Kaynana şekeri, pamuk helva ve elma şekerinin tadı hala damağımda.. "Ağızda ıslatmadan yutmak" gibi gırtlağımıza hunharca işkence etmekten zevk alırdık, ama becerebildiğimiz pek söylenemezdi. En azından şimdi itiraf ediyorum, arkadaşlarıma "yuttum, ben yuttum" diye iddia ettiysem eğer, ya tek ayağım yere basmıyordur ya da işaret parmağım orta parmağımın üzerindedir. Ama o yutkunma acısını o kuru tozun ve şekerin, gırtlaktan aşağı itilmeye çalışılırken nasıl da aleve dönüştüğünü dün gibi hatırlıyorum. Genzimde bir yangın. Ağız alabildiğince doldurulduğunda ise kulak memesi kıvamına gelmeden betonlaşırdı leblebi tozu. Ağızda çevirmek için ağıziçi kaslarının mukavemetli olması gerekirdi. Ağzınız kapalı yiyemezdiniz, kibarlık kabul etmezdi. Lap lap çevirirken ağızda nasıl göründüğümüzse hiç umrumuzda değildi. Kuruyken mümkün değildi elbette lakin ıslak bir hamur halindeyken de konuşmak zordu.
Bugünün kinder sürpriz yumurtalarının atası da diyebiliriz. Leblebi tozunu yerken babam “haydi kızım bir ıslık çal” derdi. Sonrası malum, giysilerim ve etraf leblebi tozu içinde olurdu. Annem her defasında söylenerek temizlerdi etrafı.
Dondurma külahının içinde, ya da adi plastikten küçük bir kabın içinde satılırdı leblebi tozu, ağzı şeffaf bir naylonla kapalı ve lastik geçirilmiş olurdu. İçinden daha çok plastikten yapılmış balta, kazma , kolye ucu vb. şeyler çıkardı.
Geçenlerde alışveriş için gittiğimiz bir kuruyemişçide denk geldik ve büyük bir heyecanla aldım. Daha janjanlı bir ambalajın içindeydi. Eve gelince açtım hemen yanında verilen plastik kaşıkla karıştırmaya başladım. Ne yaptığımı sordular evdekiler.
Cevap vermedim ama içimden "leblebi tozunda çocukluğumu arıyorum" dedim.