- Kategori
- Deneme
Her insan yarım bir çocuk

Ablam Işık, arkada Birleşmiş Milletlerin karargahı Türk Okulları ve yeşil hat.
“Her insan yarım bir çocuk/ iskele’ye bağlar düşleri” Demiştim bir şiirimde. Her insan çocukluğundan kalma bir şeyler saklar içinin gömüsüne. Zaman zaman onları bu gömüden çıkarır, anımsar. Şairler de öyledir. Tek farklılık bunu anımsamakla kalmaz, çocukluktan kalma duru sevgiyi dizelere döker. İçimizdeki çocuk öldüğü zaman zaten yaşam durmuştur. Doğduğumuz andan itibaren ölünceye kadar yaşadıklarımızın toplamıyız. Bebeklik, çocukluk, gençlik, orta yaşlılık ve yaşlılığın birikimiyiz. Birikimlerimizi içimize gömerek yaşarız. Bir insanı olduğu gibi tanımak çok zordur. Bazen deriz ya hiç ondan böyle bir şey beklemezdim. İşte bu onun içindeki bilinçaltından haberimizin olmayışındandır. Sanatçılar ise içlerindeki imgeyi dışa vuranlardır. Ressamlar renk ve çizgileriyle, müzisyenler nota ve vuruşlarla, yazar ve şairler de oluşturdukları temalarla dışa vururlar içlerine gömdükleri benliklerini. Şairler çocukluktan gelen alışkanlıklarını öyle çok da derinlere gömen kişiler değillerdir. Onlar çocukken geliştirdikleri özgür yanlarını hep yanı başlarında taşırlar. Zaten aile içinde bu çocuklar daha farklı büyürler. Her zaman kendi düşünceleri doğrultusunda hareket ederler. Anne ve babaların söz geçiremedikleri çocuklardır onlar. Bu özgürlüktür onları dünyaca usta şair yapan. İçlerinde hep bir direniş vardır kötüye, kötülüklere. Yoksulların, acı çekenlerin, savaşlarda dağılan, ölen ailelerin acılarını yüklenirler sırtlarına. Kambur bir gezegenin evrensel dilidir onlar. Sevgiyi tutuşturmak isterler insandan insana. Sanatçılar, kötüyü, kötülüklere omuz verenleri temizlemek derdindedir. Jean Paul Sartre’ye göre ayıklama derdindedir sanatçı Yeşil hat nedir diye sorsalardı bizim sokak derdim, henüz dört beş yaşlarımdayken.“Un” yazılı kamyonların Birleşmiş Milletler’e ait olduğunu öğrenmiştim. Ne demek olduğunu da pek bilmiyordum Birleşmiş Milletlerin. Evimizin biraz ötesindeki “UN” yazılı kampta kalanlara da UN’un askerleri diyordum. Sürekli UN yazılı kamyonlar, askeri cipler geçiyordu sokaktan. Yabancı dil konuşan bu askerlerin savaşı durduranlar olduğuna inanırdım o günlerde. Hepsi de geçerken el sallıyorlardı şaşkın yüzüme. Sevinçle el sallıyordum barışa. “…/ bulaşıcı savaş yılları/ ölüm, upuzun yatıyor gözyaşlarımda/ ağlar yüreğimin güneyinde/ büzüşen Larnaka/ kızıl yapraklarında çocukluğumun/ esmerleşir yaşam/ yaşlanırım/ bir ömür çöker üzerime(Yaşamak). Yıllar sonra çocukluğuma dönüp baktığımda bu dizelerle anmıştım savaş yıllarını. Hatırlıyorum, her gece yeni çatışmalar çıkacak korkusuyla dayardım başımı yastığa. Güneşin ışıklarına ise güvenle sarılırdım. Yaşama sevincim ve çocukluk aşkımdı güneş. Yüzümü ısıttığı gibi insanın insanı öldürmeyeceği hayallerimi de içimde çoğaltandı. Birkaç yıl sonra yeniden bombalar dokuz şiddetinde bir deprem gibi toprağı sallarken ölümü hissettim yanı başımda. Savaşta ölen babam, kenti, kaçak yollardan terk edişimiz ve göçmenlik, güler yüzümü yaşamdan kopardı. “Esir kent giriyor içime/ çocukluğum koşuyor/ hicaz şarkı tütsülüyorum/ kardeşlerimi topluyor/ koşuyorum/ babam eksiliyor/ sonra annem/ tek başıma kırılıyorum/ kangren yalnızlık üstüme abanıyor/ şarkı söylüyor yedi kardeş kör karanlık”(Göktaşı Yalnızlığı) Savaş sonrası yeni bir kent, yeni çevre, babamın yokluğu, savaşın getirdiği ganimete tapan insanlara alışmak, hiç de kolay değildi. İkiyüzlü bir yaşamı tanımıştım daha o yaşlarda. Savaş bazı ailelerin mutluluğunu koparırken, bazıları ise savaş zengini olmanın çılgınlığına kapılmışlardı. Her gece güneş batarken, evimizde de hüzün başlıyordu. Şöminenin kızıl alevleri sırtımızı ısıtıyordu ısıtmasına da içimizde soğuk ve karanlık bir yalnızlıktı dolaşan. Bugün hâlâ Larnaka’da savaşta ölenlerin nerede gömülü olduğu belli değildir. Orada yaşayan Müslüman Araplar Larnaka Türk mezarlığına gömülüyorlar. Savaşta ölenlerin de bu mezarların altında kaldığı söyleniyor. Eğer öyle değilse bile savaşta ölen babalarımızın nerede gömülü olduklarını aradan geçen otuz altı yıla rağmen hâlâ öğrenemedik. Issızlığımız tufanlar kaynatır/ ayak bileklerimizde sancılı ayazlar doğar/ ninem toprak kokan dilsiz sonbahar/ ısırgan otu çocukluğumuzun/ gelincik yangınında/ hüzünlere asılı rüzgâr gülüyüz/ toplu mezarlarda açmıyor sabah/ gülmüyor gamzeleri Akdeniz’in/ rüzgâr kanlı laleler topluyor/ alnında kırmızı bir karanfil ölüm/ borçluyuz güneşe/ borçluyuz özgürlük için(Bir Özlem Bir Özgürlük) Çocukluk yıllarım günümüze kadar yaşantımın en önemli zaman dilimi olmaya devam ediyor. Belki deLarnaka’da savaşta ölenlerin mezarlarının dahi olmayışındandır eski yıllardan dinmeyen acı. Tamamlanmamış bir tabloyu tamamlamaya uğraşır sanatçılar. Daha güzele daha iyiye varmak için bütün bu çabalar. İnsan öteki insanı öldürebiliyorsa, insanın bir canavardan ne farkı vardır? Yaratıkların en tehlikelisidir, insan.” Çünkü düşünen, planlayan, uygulayan ve en önemlisi de bütün kötülükleri kendi çıkarı için bilerek yapandır. Yaşadığımız gezegenin en sorunlu canlısıdır insan. Sartre’ye göre de hem etken hem de bir aktördür insan. Çünkü o dramını hem yazıyor hem oynuyor, durumunun çelişkilerini yaşıyor. Boileau:”Sanatın aynasında güzelleşmeyen hiçbir canavar yoktur” der. Sanatı bir bilinmeyenden değil yaşamdan aktarırız. Çocukluktan bu yana tanık olduklarım hep aynı. Belki fiziki olarak değişikliğe uğramış olabiliriz ama hâlâ içimde aynı çocuksu sevgi ve özlem var barışa, sevgiye ve dostluğa. Bunun için de savaşa karşı çiçek ayaklanması için yazıyorum şiirlerimi. İşte bu yüzden de ikiyüzlü, yalan söyleyen, kendi çıkarları için insanlığı çiğneyenleri affedemiyorum. Yaşamak, mavi gözlü bir sevinç olmalıydı, en çok da sevgi uzamalıydı insandan insana. Uzayın en güzel sesi sevginin iç sesi. Uzayabilirdik, severek, öldürmeden, hırsa yenilmeden. Yoksul çiçekler ormanından geliyor/ közlü anılar/ ölüler taşır yüreğim/ gözbebekleri gözlerim/ onlar beyaz lilyumlardı kıyımdan önce/ ziller çalıyor dünyayı ateşe veren…/ çıplak ayaklı mormenekşeler/ yalınayak bir yalnızlığız(Yalıncak Kıyım). Şiirler, Mine Ömer - dünyamıza bir kıyı- etki/dize yayınları 2007