- Kategori
- Güncel
Ben susarsam sen matem etme devam et...

Belki o günlerde o hissiyatla öyle söylemişti koca şair M. Emin Yurdakul.
“Ben susarsam sen matem et.
Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet!
Sevenleri toprak olmuş yetim çocuklar gibidir” demişti..
Oysa bugün.
Ben susarsam sen matem etme, sese devam et.
Et ki ses kesilmesin! Deme günüdür.
Bizim sesimiz bir gün mutlaka yankısını bulacak asra salınmış bir çığlıktır.
Yetimlerin çığlığı.
Yoksulların, gariplerin, ezilenlerin çığlığı.
Bu anlamda elbette tarafız.
Hatta taraftarız.
Taraf olma aşkımızı, heyecanımızı bir futbol takımının ardında harcamayacak kadar tarafız.
Taraftarız, yoksula ezilene.
Ezileni gördükçe insanlığımızdan utanır olduk.
Daha dün Mohaç’a giderken yediği üzümün karlığını dallara asan bir ecdadın çocukları bugün şehirlerde kapkaççılık yapıp adamı dağa kaçırıyorlar.
Eskiden insanlar tehlikeli diyerek dağdan şehre kaçarlardı.
Şimdi şehrin tehlikesinden kaçıyorlar.
Evlerinden dışarı çıkmaya korkuyorlar.
Kuş öksürse ağlayan bir anlayışın temsilcileri birbirlerini ezip üzmekten zevk alıyorlar.
Başkalarına karşı elbirlik yapanlar bugün ellerini kendi kardeşlerine kaldırıyorlar.
Kalem kâğıda dokunsa sanat olurdu. Kitap olurdu.
Şimdi birbirlerinin özgürlüğünü kısıtlamak için yazıyorlar.
Hürriyeti kurban ediyorlar.
Ne günlere kaldık diye düşünmenin de bir anlamı kalmadı.
Günleri yaşanılır olmaktan çıkardılar.
Olurdu da bu kadarı da mı olurdu?
Bir millet kendi değerlerine bu kadar da mı düşman olurdu?
Hani ne demişti “Dinime dahleden bari müselman olsa”
Manevi değerler hakkında konuşanlar bari bilgi sahibi olsalardı gam yemezdim.
Camiye türbana dine karşı konuşanlar camiye uğrasalar dinle bağlantı kursalar bir şey demezdim. Fakat olurda bu kadar da basitliğe düşeceklerini ummuyordum.
Biri sussa öteki matem etmesin, lütfen devam etsin.