- Kategori
- Dünya
Bence sınırları kaldıralım...

turkiyegazetesi.com.tr
Sonra ne olacak ? (Ne olacağı yazının sonunda anlaşılacaktır…!)
İmdi…
Milyon (belki milyar..) liralar veriyoruz, bütün Irak, Suriye sınırımızı koskoca beton duvarlarla çeviriyoruz. Biraz İsrail’in Filistin’lilere karşı ördüğü duvarlardan mülhem…
Ha babam, de babam duvar örüyoruz… Neredeyse, Güney kentlerimizin adı “Duvarcı”ya çıkacak… Önüne gelen il, yanını yöresini, kocaman “Duvarlar”la kapatıyor .. Bu duvarlara kaç milyar gider… Bu paralarla kaç köyümüzün, okul, derslik, malzeme ihtiyacı karşılanabilirdi bilmem. Bana göre yere gömülmüş fuzuli para… Niye mi ?
Yıllar yılı, uğraştık didindik, biliyorsunuz, bütün sınırlarımızı “Mayın”larla çevirdik.. Bütün sınırlarımız mayınlandı… Sonra, ne oldu? Sınırdan geçişler engellenebildi mi? Yoo… Kaçakçı vatandaşlar onun da kolayını buldular… Köylerden topladıkları topal eşekleri mayınların üzerine sürdüler, ondan sonra, Gaziantep açık pazarına mallarını şu veya bu şekilde yetiştirdiler. Ne jandarması, ne polisi kaçakçılığı önleyemedi..
Şimdi de sınırların dört bir yanına duvarla örüyoruz… İyi de, mayınları halleden vatandaşlarımız bu ince duvarları aşmanın yollarını bulamazlar mı? Bulamazlar mı?
Yapmayın Allah aşkına…
Baksanıza daha şimdiden dört bir taraftan tüneller kazılıyor, iki taraftan akrabalar birbirini görmeye gidip geliyorlar. Bence bu duvar yeni bir savaş nedeni olabilir!
Diğer yandan manzara-i umumiyeye bir baksanıza… Türk ordusu, topçusuyla, tankıyla, Suriye’nin taa ciğerine kadar girmiş… Hala da ilerlemesini sürdürüyor. Ondan sonra da (tutmayın beni Allah aşkına..) hızıyla bakmışsınız; Irak’ın içlerine kadar girmiş ve de bir de bakmışsınız, Musul, Kerkük, Erbil… petrolleri hep emrimize girmiş… Hayal bu..! İnsana neler yaptırmıyor. Üstelik Lozan’dan da bir hesabımız var ya… Onu da oralarda kısa yoldan görmek gerekebilir.
Şimdi, bir sürü Suriye köy, kasabası’nın hesabı, şimdiden Türkiye’den soruluyor… Vatandaşlarını besliyoruz. Hastane açıyoruz… Çocukları için Çocuk Parkları yapıyoruz…
Bana soracak olursanız, yapacak bir iş daha kaldı .. (Osmanlı’nın yapamadığı…!) Buralardaki okulların programlarını da bizimkine uyarlayıp, Türkçe’yi eğitim dili olarak bağlarsan. 10 yıl sonra buraların bütün çocukları ve yavaş yavaş halkı Türkçe konuşmaya başlar ve kendini yeni kimliğine adapte etmeye başlar..
Birileri : “Hoca sen ne biçim konuşuyorsun, biz işgal gücümüyüz ki böyle bir şey yapalım,” diyebilir…
Ne yani İngiltere bütün Hindistan’ın dilini İngilizceye çevirdi de kötü mü yaptı… 150’yi aşkın dil konuşulan bu ülke birden İngilizce konuşmaya, yazmaya başladılar. Şimdi bütün okullarda İngilizce okutulup, yazılıyor.. Bütün kitaplar İngiltere veya, Amerika’dan geliyor. Eğitim meselesini böylece çözümlediler. Çözümlediler mi? Yoksa dinden, imandan mı çıktılar onu da pek bilmiyorum.
Şimdi tezimiz şu: Yıkalım duvarları, bütün Suriye, Irak vatandaşlarını, geleni alalım, yani herkese buyur çekelim.. Gelenler nasıl olsa, Suriye’deki, Irak’taki evlerinin, yerlerinin, topraklarının tapularıyla buraya gelecektir. Ehh.. sonuç, işte belli … Zaten 4 milyon adam gelmiş, kaç milyon orada kaldı… Birkaç milyon daha.. Onları da transfer edersek, bu şekilde , Suriye’yi de, Irak’ı da transfer etmiş oluruz.
Aramızda artık kaç göç kalmaz..!
Onlara, Türk kimliği veririz.. Biz de, istediğimiz ülkelerin kimliklerini alırız…
Zaten sınır mınır yok… N’oldi??
Oldu mu size Osmanlı…! Böyle olsun istemiyor muyduk?
Gerçi Osmanlı’nın dili biraz Osmanlı, biraz Arapça, biraz Farsça, biraz da Türkçe idi … Ama biz de bu halka Türkçe öğretirsek, ne olur biliyor musunuz??
Ben söylemeyeyim… Siz söyleyin… Türkçe konuşup, danışan, koca bir ülke…
Bunun tersi de olabilir, bir de bakmışsın, bu Araplar bize Arapça’yı kakalamışlar… O zaman sen de olursun Arap, veya Zenci…(Bir önceki yazımın sonuna lütfen bakınız…)
Ha bu durumda, o uzun duvarlara filan ihtiyaç kalır mı? Belki de yüz yıl sonra bu gerçekleşecektir…
Şimdi gülüyorsunuz değil mi? Hoca yine hayal kuruyor, deyip, gülün…
Şimdi, o Osmanlı dediğimiz dedelerimiz, gittiği yerlerde, okullarda, camilerde Türkçe’yi öğretmiş olsalardı, bugün bütün Balkan ülkeleri, Avusturya filan Türkçe konuşmakta olacaktı… Ama nerede? Alıp oraya Bektaşi dedelerini götürdüler… Onlar da…
Önerimiz öyle… Açın sınırları, gelen gelsin, giden gitsin… Ama okullarda Türkçe öğretmeyi unutmayın, bakın 50 yıl sonra neler oluyor…
Molla safsatalarıyla uğraşmaktan vazgeçin… Şu Türkçe’nin kuyruğundan tutun…
Tutmazsanız… Tutmazsanız, vallahi de tallahi de bu gidişle siz de Arap olursunuz… Cumhurbaşkanınız da Arapça konuşan bir zenci…
Haydi oradan demeyin… Hocalar bilir..!!!