- Kategori
- Siyaset
Beni bağışlayın, birden hayallere daldım!

Herkesin her zaman bir veya daha fazla muhalifi vardır. Bu kaçınılmaz, aynı zamanda doğru ve gerekli bir şeydir. Zaten öyle olmasa hepimiz tek tip robotlar olurduk. Biri patlıcanı sever öbürü sevmez, öbürü ciğeri sever bu sevmez. Birisi köpek sever, öbürü onun köpeğine hoşt der, biri ak der, öbürü kara der.
Milyarlarca yıldız sisteminin içinde insanın bildiği sadece şu Dünya’da yaşayabiliyoruz. Öyle tahmin ediyorumki önümüzdeki 24 saat içinde başka bir gezegene daha gidemeyiz. O zaman hep birlikte bu dünyada yaşamaya devam edeceğiz. Dünya küçük derler. Kimi açıdan evet, kimi açıdan hayır. Evet fazla büyük sayılmaz. Işık dünyayı bir saniyede 7 kere dönebildiğine göre! Ama ona bakıp ben şöyle dünyayı bir dönüp geleyim desek ve her gün ortalama 40 kilometre yürüsek 1000 günde sadece bir tur atabiliriz. Diğer taraftan İzmir’deki arkadaşınıza İstanbul’da rastlayabiliyorsunuz.
İnsana dar gelen nedir? Toprak azlığı mı? Yürümeye mi yetmiyor? Fazla üredik her yer insan oldu, yürürken birbirimize çarpıyoruz ondan mı dar geliyor? Yoksa dünya artık bu kalabalığa yetecek kadar ekmek vermiyor mu artık topraktan? Yoksa benim bir parça toprağım olsunda, hatta daha fazla toprağım olsunda diğerleri ne yaparsa yapsın kavgası mı? Bana sorarsanız iki metre toprak her bedene yeter.
Birbirimizi çekemediğimiz belli. Dedim ya zaten hepimizin aynı olması mümkün değil. Farklıyız farklı olmasına da senin bütün A’ların benim için B, benim bütün B’lerim onun için C olabilir mi? Ortak paydamızda bulunması gerekir ki tabiki var. İkimizinde aynı filmden hoşlandığı, ikimizin de aynı kazaktan giydiği, ikimizinde aynı otobüse bindiği olmuştur.
Düşünüyorun da birbirini çekememezlik hat safhada. Eğer sen benim tuttuğum takımı tutuyorsan çok iyisin. Aferim sana. Değilse gözünü patlatırım. Zaten senin takımla benim takım birbirine düşman. Sen hiç duydun mu iki takım birbiriyle dost olmuş, maçlarda birbirleri adına güzel sıfatlarla bağırıyorlar birbirlerinin kafalarına çiçekler, gül suları, kolonyalar fırlatıyorlarmış. Hatta öyleymişki oyuncular birbirlerine olan saygılarından vallahi sizin kaleye gol atamam diyormuş. Mümkün değil, zaten senin de bana inanmadığın gözünden belliydi.
Ya siyasilerimiz nasıl? Siyaset yapılır, muhalif olunur, ama her şeye de muhalif olunur mu? Bizde işte böyle. Senin hiç bir doğrun benim için doğru değildir. Ben de seninle farklı partilerde olduğum sürece senin akına kara, yok yok hatta bok diyeceğim. Evet bu son tabir çok yerinde oldu. Sen ne dersen de, ne yaparasan yap. Benim görevim bu. Muhalefet demişler bana. Sen o koltukta oturduğun sürece seni kötüleyeceğim. Hatta sen merak etme ben seni karalarımda, öyle ak mak kalamazsın. Sen şu memlekete bir taş koy bende o taşa bir tekme atmazsam bana da muhalefet demesinler. Şu memleket için iyi bir iş yaptığında alkışlayacağımı, sana arka çıkacağımı sanıyorsan çok yanılıyorsun. Anca “ben bunu 15 sene önce düşünmüştüm zaten” derim. Ben o koltuğa oturursam taşları bir şekilde koyarım yerine. Koymasamda bana ne. Koltuk ta çok güzelmiş ha. Deri mi o?
Hayallerime bak sen, gel de hayra yor. Dünya küçük. Memleket onun üzerinde bir parça. Bunu bölüp dağıtmasak, birbimizi yemesek, komşunun tavuğuna kış demesek, maçta karşı taraftarın kafasından aşağı çiçekler döksek, iktidar partisine (sadece bugünün iktidarı hakkında konuşmuyorum, yarın W partisi iktidar olursa yine aynı) iyi bir şey yaptığı zaman “Aferim çok iyi bir iş yaptılar, biz iktidarda olsaydık biz de aynısını yapardık, kendilerini tebrik ediyorum, destek çıkıyorum” desek ! günaha mı gireriz ?
(Allahım sen beni affet. Çok şey istedim herhalde)