Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '07

 
Kategori
Dostluk
 

Benim Blog Ailem

Benim Blog Ailem
 

Her yeni doğumla birlikte insanlar, kendileri için bir bilinmeze doğru ilk adımlarını atarlar. Varlıklarının en büyük sebebi olan anne ve babaları; henüz onlar için birer yabancıdırlar. Zamanla gelişir bireyle anne ve babanın sevgisi ve ilişkileri.

Ben blog yazarlığıma, tıpkı bir çocuğun gelişimi gözüyle bakıyorum. Düşünün, 7 ay öncesinde ne kadar acemiymişim blog yazarlığı konusunda. Tıpkı yürümeyi ve konuşmayı yeni öğrenen çocuklar gibi. Yazdıkça açıldım; açıldıkça kendimi buldum.

Yalnızdım ilk zamanlar. Yazılarım okunuyordu ama; ilk başlarda yazdıklarıma ne bir yorum, ne de bir soru alabildim. Mesaj kutum bile, uzun süre boş kaldı.

Uzun süre sonra en nihayet yazılarıma sorular, yorumlar ve mesajlar almaya da başladım. İşte benim ilk'lerim:

    İlk Soru: Savaş Şakar- Kurallar Çiğnenmek İçin mi Var? yazısı (10.10.2006)İlk Yorum: Hasan Arslan- Siz Hangi İstanbul'da Yaşamak İsterdiniz? yazısı (14.10.2006)İlk Mesaj: Deniz Hanım- Ferdi'ye 6 Aralık Mektup Günü mesajı (5.12.2006)

Günlerdir büyük bir heyecanla beklenen buluşma, Cumartesi günü gerçekleşti. İstanbul'un ve Türkiye'nin dört bir tarafından gelip, Doğan Medya Center'da buluştuk. Tanıştık. Sanki uzun yıllardır birbirimizle görüşemiyormuşçasına, birbirimizle hasret giderdik. Öyle ki birbirimizle sanal ortamda kurduğumuz duygusal bağ; meğerse artık dayanılmaz bir hale gelen özleme dönüşmüş. Ne kadar birbirimizden uzak, ayrı kalsak da; yine de sevmişiz birbirimizi.

Cumartesi saat 15.10 sıralarında Doğan Medya Center'a geldim. Buluşma saatine daha dakikalar vardı. O yüzden biraz girişte oyalandım. Aşağıda Direnen Mızıkacılar'ın provaları sürmekteydi. Onları seyre daldım. O sırada içeriye Posta Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Rıfat Ababay girdi. Tanımıyor olmamdan ötürü selam veremedim. Sonra durdu; bana blogda neler hakkında yazılar yazıldığını sordu. Sanki bu zamanların yeni akımını daha henüz keşfediyor ve bir şeyler öğrenmek istiyor gibiydi. Belki biraz da Milliyet'in blog olayını içten içe kıskanıyordu. Kim bilir? Dedim; "Blogda içinizden gelen her konuda yazılar yazabilirsiniz". Adını öğrenmek istedim:

"Rıfat Ababay, Posta Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni'yim" dedi. Utanarak, gazetenin sürekli bir okuyucusu olmadığımı söyledim. "Umarım günün birinde sürekli bir okuyucumuz olursunuz" dedi. Ve öylece ayrıldık.

Aşağıya indim. Meğerse daha önceden gelenler varmış: Süleyman Ekim, Hasan Barışcan ve Ahmet Yılmaz Bey'ler oradaydılar. Tanıştık. Bir şeyler içmek üzere bar tarafına geçtik. Çok geçmeden Latif Bey de bize katıldı. Ondan sonra Guguk Kuşu- Hatice Hanım geldi. Derken adım adım kalabalıklaştık. 150 blog yazarı gelmişti Cumartesi günkü davete.

Davette bir ara ceketimin cebinde bir şey unuttuğumu fark ettim. Bir baktım vestiyere, ceketler ve montlar üst üste asılı haldeydi. Onca mont ve ceket arasından harıl harıl ceketimi bulmaya çalışırken, girişte Sema Hanım (Çürük)'la karşılaştım. O sırada ne halde tanıştığımızı; sanırım hepiniz tahmin edersiniz:-))

Bir süre sonra tüm hayat doluluğuyla Melda Hanım geldi.

Davette; dalga denizde rotasını şaşıran başıboş bir gemiden farksızdım. Çünkü tanımak istiyordum dostları. Bu yüzden oturduğum yerde öylece kalamazdım. Mümkün olduğunca çok sayıda blog yazarıyla tanışmaya çalıştım. Yalnız bir kaçıyla uzun soluklu konuşma fırsatını bulamadım. Çünkü olanca yüksek bir desibelde müzik yayını vardı. Ve insanlar, birbirlerini ancak çok yüksek sesle konuşurlarsa duyabiliyorlardı. Ama yine de, orkestranın bizlere güzel dakikalar geçirttiğini belirtmek istiyorum. Ayrıca Melda Hanım'ın bizlere verdiği küçük konser de harikaydı.

Ama daha sırada platformun arka tarafı vardı: Yâni yazarlar. O sırada Fatih Türkmenoğlu ortalıkta belirdi. Yanına gidip, tanıştım. Korkunç desibelli müzik yayını o zaman da devam etmekteydi. Bir an içim sıkılınca, ağzımdan sözcükler çıkmış oldu:

"Ah Fatih Bey! Keşke müzik sussa da; biraz insanlar konuşsa" dedim. Gülerek, müzik yayınının az sonra bitebileceğini söyledi. Sonra Güneri Civaoğlu'yla tanışma fırsatını buldum. Arka plandaki laptop'ın yanı başındaydı. Sonra yine Fatih Bey'in vasıtasıyla Hanzade Doğan ve Sedat Ergin.

Konuşmamızın sonlarında, yine sözler ağzımdan döküldü:

"Ne yapıp, ettiniz; en sonunda bu kadar insanı birden Milliyet'in mutfağına soktunuz."

Yine gelelim benim blog dostlarıma. Kimisi sanki daha önceden arkadaşlarımmış gibi, sevgi dolu ve içten davrandılar bana. Ve tabi ki, ben de onlara:

Pirmete, Fulya, Mehmet Eren, Savaş Şakar, Seda Efsun,... ve daha niceleri. Sonra, bir ara Deniz Hanım'la konuşma fırsatını buldum. Ferdi'yi sordum ilk olarak: İyiymiş. Uygun iliği babasında bulmuşlar. Ama Deniz Hanım, yine de kızgın ve dargındı insanlara. Sebebini ben bile doğru dürüst öğrenemeden.

Seydi Bey'i gördüm sonraları. Sordum:

"Üç kişi neler yaptınız Taksim'de?" Söyledi. Sonra o bana sordu:

"Sen niye gelmedin?"

"Kısmet olmadı" dedim, üzülerek.

Balığa en iyi giden içkiyi sordum;Aydın Sevinç'e.

Hak verdim Ahmet Aydın'a; Orhan Pamuk konusunda.

Savaş Şakar'ın yeni baba olma sevincine ortak oldum.

Mehmet Eren'le bir anda aynı takımı tutuyor buldum kendimi.

Ama bir tek, Su Karakuş'tan burç falıma bakmasını istemeyi unuttum. Burcumu sorarsa, söyleyim: Ben Terazi'yim:-))

Sözün kısası; herkesi kendime yakın buldum. Kendi öz ailem kadar bana yakın, bir blog ailem oldu. Daha ziyaret sözüm var Efsun Hanım'a. Buradan kendisine iletirim: Söz, onu da yerine getireceğim.

Bir Külkedisi Masalı gibiydi. Ve masal çabuk bitti:-((

 
Toplam blog
: 266
: 1321
Kayıt tarihi
: 22.06.06
 
 

1982 yılında İstanbul'da doğdum. Açık Öğretim Fakültesi İşletme Lisans eğitimimi 2005 yılında tam..