​ Benim En Az Kırk Bin Oyum Var / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '19

 
Kategori
Güncel
 

Benim En Az Kırk Bin Oyum Var

Dört beş sene kadar önce, Ankara’da Kızılay da, bin dokuz yüz yetmişlerden kalma salaş bir meyhanede, partnerimin İçki mezeleri ile donattığı masada karşılıklı oturuyoruz. Partnerim bana “sen şimdi içki de içmezsin” dedi.
Bende kendisine “İçkiyle aram yok ama bazen ortama uymak için küççük’te olsa muhabbete katkı babında şeyderiz yani” dedim. 

 


Partnerim” taam o zaman, küççük bi tane şeydelim” (!) dedi. Gramofon da taş plak, Türk sanat müziği çalıyor. Burada her şey tarih öncesine ait, Garson seksen yaşında patronu ise yüz yirmi yaşlarında filan olmalı! ( Belki de bunlar uzaylıdır) Müşterilerde hep ağır ağabeylerden oluşuyor. Bayan müşterilerin hepsinin saç modeli Marilyn Monroe gibi sarı ve bukleli saçlar, uzun kirpikler, ellerinde ayna her lokmacıktan sonra ruj düzeltme modundalar (!) 

 


Sanki bazıları meyhane kaçacakmış gibi alelacele geldiğinden saçlarındaki birkaç bigudiyi unutmuşlar gibi küççük borucuk borucuk duran abartılı ve az biraz kabartılı duran saçlarla…
Hani derler ya” sen sus gözlerin konuşsun.” Onun gibi bir şey işte her türlü kafa var burada; kınalısı, vişne rengi, limon sarısı saçlar vs… renkler konuşuyor azizim renkler vesselam…


Aha da içeriye Humphrey DeForest Bogart ve eşleri Lauren Bacall, Mayo Methot, Mary Philips, Helen Menken… “Dört tane” Çocukları; Stephen Humphrey Bogart, Leslie Howard Bogart geldi. 


Selam verip hemen yanımızdaki masaya oturdular.
-“Hoş geldiniz Sayın Bogart” diye seslendim.
-“Hoş bulduk” Sayın Girgin diye yanıtladı Bogart!
Ve hemen ardından “uzun zaman oldu görüşemiyoruz” diye ekledi. 
Tabi ben malum işlerden dolayı diyerek geçiştirdim olayı. 
Aslında bana topuk dansı oynamayı Humphrey DeForest Bogart öğretmişti. Bundan yaklaşık otuz yıl önce İzmir’de sahnede tüm hünerimi gösterdiğimde çok kişi bu dansı nerede öğrendiğimi sormak için adeta kafamın etini yedi ama ben yine de söylememiştim. Bakmayın şimdi söylediğime, ağzımdan kaçtı yoksa yine söylemezdim. İnadım kurusun!

 


Efendim partnerim masamızın üstündeki en büyük tabaktaki portakallı kereviz salatasını Bogart ve ailesine ikram etti. (Korkmayın masada herkese yetecek kadar portakallı kereviz salatamız var çok şükür.) Partnerim önceden bol miktarda portakallı kereviz salatası siparişi vermiş yine de yetmez diye tüm portakallı kereviz salatalarını masamıza getirtmişti. Özellikle bunun için garsonun servis arabasına el koymuştuk… 


Efendim Dr. Brown zaman makinesini icat ettiğinden beri insanlar pek belli etmeseler de gizli gizli zamanda yolculuk yapıyorlar. Sayın Bogart’ın beni tanıması, benim de onu tanımam filan; hep bu zamanda yolculuk şeysinden…


Zaten bazen çokbilmişliğimi de bu zaman makinesine borçluyum. İstanbul’da evimiz yıkılmadan önce bu makineyi sakladığımız gizli tünelden çıkaramadığımız için zaman makinesi sizlere ömür. Zaman makinesinin en kıymetlisi ve en gelişmişi Abdülhamit han hazretlerinde bulunuyordu. Neyime sultan ve Abdülkadir beyefendinin saflıklarından istifade eden Şivenaz Hanım bu makineyi payitahttan kaçırmıştı. Bizdeki de Sultanın Tahsin paşaya hediye ettiği zaman makinesidir. Tahsin paşa bunu büyük büyük dedemin servisine bakım için getirmiş. Rahmetli Tahsin paşa büyük büyük dedem onun bu makinesinin bakımını bitiremeden hakkın rahmetine ermiştir! Tabi makine de dedemde kalmış! Daha sonra Tahsin paşanın mirasçıları bunun şeytan icadı bir alet olduğunu düşünerek dedeme “bu sende kalsın, biz istemezük” demişler.

 


Dedem bu makineyle her döneminin yeni damat Ferit paşası olmuş ve ömrünü dolu dolu yaşamıştır. Allah gani gani rahmet eylesin. Tahsin paşaya da Allah gani gani rahmet eylesin 1999 depreminde maalesef bu kıymetli zaman makinesi yıkılan evimizin altında gizli odasında toprak altında kalmıştır.

 


Neyse efendim konuyu daha fazla dağıtmayalım. Partnerimle havadan sudan gelmişten gelecekten filan bahsediyoruz. Beni Ankara’ya davet ettikleri ve en ünlü otellerden birinde tam pansiyon beni ağırladıkları ve her akşam değişik restoranlarda yemek ısmarladıkları için kendilerine boş keseden bol bol teşekkür ettim. Ayrıca şahsıma gösterdikleri bu ilgi ve alakayı “biraz abartmadınız mı?” diye de partnerime özellikle de sordum…


Partnerim önce “şerefe” dedi fındık kadehleri tokuşturduk ve o kadehini dibi kuru yaparken ben dilimi kadehin içindeki aslan sütüne nezaket icabı değdirmekle yetindim!
Partnerim bana; “Bak Talip Bey, biz bu toplantıya şehir dışından üç tane akademisyen davet edecektik. Projede öyle göstermiş ve ona göre bir maliyet çıkarmıştık. Ancak siz maşallah üç akademisyenin bilgisine, becerisine ve işkembesine öhö öhö pardon yani… Donanımına sahip olduğunuz için biz üç kişi yerine sadece sizi davet etmeyi uygun gördük. Dolayısı ile patron sizin için kesenin ağzını açtı ve dedi’ki, “Talip beyin bir istediğini iki etmeyin. Kendisi bizim onur konuğumuz. Onu en güzel şekilde ağırlayın” dedi. 


Partnerim derin bir soluk aldıktan sonra devam etti anlatmaya…
“Ayrıca biz yılda yüz bin avro sadece misafirlerimizi karşılamak için kullanıyoruz. Siz rahat olun Talip Bey. Hesaptan yana sıkıntı yok” dedi.
“Bunu daha önce neden söylemedin bre kanka” deyip garsona seslendim. Bize beş porsiyon daha portakallı kereviz salatası ve bir şişe daha ateş suyu…!
İlerleyen saatlerde partnerim ağzından bir cümle daha kaçırdı. “Biliyor musun Talip Bey, ben size baktığımda karşımda %10 üzerinden en az kırk bin kişi görüyorum. Bu cömertliğimizin asıl sebebi; senin istersen adamı vezir, istersen adamı rezil eden o kalemin yüzündendir!” dedi ve partnerim sızdı…

 


Yani öğrenmiş oldum, benim en az ederim %10 üzerinden kırk bin kişidir.
Dolayısı ile bundan sonra daha büyük düşünmeliydim. 
Hiçbir zaman pes etmeyeceğim, düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum öyleyse varım (!) 


Bu yazımı sonuna kadar okuduysanız sevgili dostlarım; öyleyse yanımda siz de varsınız. Hep birlikte var olmaya, sesimizi duyurmaya pes etmeden devam edeceğiz…
Kalın sağlıcakla…
M.Talip Girgin

 
 
Toplam blog
: 438
: 826
Kayıt tarihi
: 07.01.07
 
 

Milliyet Blog'a hangi vesile ile kayıt olduğumu doğrusu hatırlamıyorum!  Bende birçoğunuz gibi ya..