​ Benim hala umudum var / Oyuncaklar / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '10

 
Kategori
Oyuncaklar
 

Benim hala umudum var

Benim hala umudum var
 

''Ham meyvayız hala, koparmışlar dalımızdan!'' Bu gece kafamda yanan binbir çeşit ampulün, yüreğme vuran boy boy dalgaların hepsine kol kanat gerecek her birine hıhı hıhı evet işte ‘bu’ yüzden dedirtecek şahane bir cümle. Tekrar tekrar çalıyor yaklaşık yarım saattir. Öncelikle teşekkürler mfö.

İstanbul oyuncak müzesine gittim ve gerçekten çok beğendim! Kısıtlı zamanımda her bir ayrıntıyı içime sindirmeye çalıştım. Her bir küçük ayrıntı öyle çok şey anlatıyordu ki! Çocuktan aldım haberi adeta. Çocukların dünyasından baktın dünyaya. Onlar ne kadar saf, temiz ama ordan bakınca bile görülen dünya nasıl da çirkef! Çerceveleri renkli cıvıl cıvıl ama camları çıkarlara ayarları kolormatik, her bir tarafa bakınca renk değiştirebilen özel gözlükler gibiydi çocuklara açılan bazı pencereler. Üzüldüm! Kızdım! içim buruk çıktım o masallar dünyasından. Adeta sihirli değneği kafama yedim. Saat 12yi vurdu kabak gibi kaldım.

1920-30’lu yıllarda Almanya da Hitler sembollü bayraklarla, tanklarla, kahraman nazi askerlerle ‘savaş’çılık oynuyorlarmış benim dünyamın hiç büyümeyecek sandığım minik yürekleri. Onlarla büyümüş, hayaller kurmuşlar mesela. Büyüyünce Hitler olacağım mı demişler soranlara, yakacağım, yıkacağım, soy kıracağım mı demişler! 2 arkadaş oturup dizip askerlerini bir bir dikip nazi bayraklarını bu benim kampım bura senin kampın hadi bakalım kim daha fazla Yahudi avlayacak mı demişler? Daha çok Yahudi öldüren oyunu kazanmış mı? Kahraman mı olmuşlar, en güçlü? Sonra hiçbir şey yok gibi toplayıp oyuncaklarını saklayıp çekmelere dönüp gitmiş, uyumuş, uyutmuş, büyümüşler mi? nasıl masallar anlatılmış o çocuklara? Nolmuş peki sonra onlar büyüynce. Büyük adam olunca o çocuklar nolmuş? Gün gelmiş kendi oyunlarını bile unutmuş ama yaşamadıkları bir mazinin tarafı olup türkler ermenilerini soyunu kırmıştır evettttt diye tasarı çıkarmışlar! Nesilden nesile kendilerinden olmayanlara kin duyulması gerektiğini öğretmiş her şeyi kendilerine mübah görmüş ve tarafı bile olmadıkarı bir acıyı körükleyip çirkefliğe itmişler! Ben nenemin beşiğini tıngır mıngır sallrken ve benim nenemin bez bebeklerle tahta oyuncaklarla oynadığı o dönemlerde çocuklarına nazi oyuncakları oynatanlar o kini yıllar ylı kahramanlık diye işleyenler dönüp kendilerine bakmaksızın bizi sorguluyorlar şimdi!

Biliyor musunuz tüm bunlar benim umrumda bile değil artık. çünkü benim için önemli olan bunların çok ötesinde, insanlık dediğimiz yerde. Tüm bunların üzerine Ermenistana gidemeyeceğimi öğrendiğime çok üzüldüm. Halbuki Ceyda Kara’nın deyimiyle Ağrı Dağına doğusundan bakmaya pek de heves etmiştim. Yara benim yaram kimseye de elletmem! Dostluk ve kültürel etkileşim kapsamında biraraya geleceğimiz insanların görevli dostane bakışlarının ardındaki kini ve daha da önemlisi o kinin ardındaki acıyı bizzat görmek istiyordum. yıllarca bana, babama, dedeme hissettikleri o kini görmek istiyordum. Yıllar yılı batısından gösterilen ermenistana önyargılarımı ve at gözlüklerimi mümkün olduğunca bırakıp ağrının eteklerinde kendi gözlerimle bakmaya gitmek istiyordum. Araratı anlamaya! İçim acıyor benim kim ne derse desin. Ortada bir acı var. Hiçbir şey sebepsiz değil, kimse sütten çıkmış ak kaşık ya da tamamen haksız değil. Ama sarılmamış yaralar, kanayan anılar hala ıslak gözler var.. Hala kinle bakan gözler var birbirine.

Bir kin nasıl genetik bir şifre gibi aktarılır nesilden nesile! Hala ben suçlanıyorum yıllar yıllar öncesinde olanlardan, hala özür bekleniyor benden kendim yapmadığım bir şeyden. Bu kinle büyümüş, kendi masallarıyla uyumuş çocuklara ulaşmak istiyorum. Yıllarca ben de ruslarla işbirliği yapıp bizi satan ermenilere kızdım, zulmettikleri insanımın acısnı yüreğimde hissettim. acıyı hissettim. ve acının ırkı, dili, dini rengi yok, anladım. Evinden olan ermenilerin acısı kavurdu yüreğimi bu defa, bugün memleketim dediğim muşta oturduğum evin altında hala gömüleri olabilceği hikayelerini duyarken nasıl da üzerine oturduğumu hissettim o anıların. o topraklarda benim dedem nenem kadar onlarınkinin de kanlarının olduğunu düşünerek… insanı hissettim insan olarak. annesi babası gözlerinin önünde ölen çocuğun ırkı yoktur hepsi birdir, evinden yurdundan edilen insanın, nolursa olsun ölümün zulmün haklı haksız hiçbir gerekçesinin insanlık karşısında geçerlilği yoktur, hepsinin acısı aynıdır. Kahraman da olsan hain de olsan ne farkeder?

Önce bunları hissetmeliyiz yüreğimizde. Bunları öğretmeliyiz çocuklarımıza. Bir kini aşılamanın, öldürmeyi öğretmenin buna kahramanlık demenin, bizden olmayanın hep kötü olduğunu öğretmenin, sadece tek taraflı acılarla yoğrulmuş hikayeler anlatmanın dünyayı bugün geldiği noktadan daha ileri götüremeyeceğine inanıyorum. bir gün bir çocuğum olursa ona alacağım ilk oyuncak beyaz bir güvercin olacak ama öyle hırant dink öldüğünde orda burda bağırıp salsın diye değil onu koynunda büyütsün kimse ölmeden havalandırsın içindeki hoşgörüyü, sevgiyi oraya buraya diye. rengarenk oyun hamurları alacağımona kendi payına düşünleri he sevgiyle yoğursun diye ve ilkin kocman bir gülen yüz ve kocaman bir kalp yapmayı öğreteceğim. Ona sevmeyi öğreteceğim herşeyi ve herkesi her şeye rağmen, aynı topraklarda yaşayadığı insanlara ırkını sormamayı öğreteceğim mesela, doğruyu öğreteceğim ona ama kendi doğrularımı değil doğru kavramın ne olduğunu, öldürmekle övünülmemesi gerektiğini söyleyeceğim nolursa olsun, ‘biz’in snırlarını çizmeyeceğim hiçbir zaman kesinkes, ötelemesin ‘siz’ demesin diye bizden olmayana… bir gün bir çocuğum olursa yıllar sonra büyüyüp sadece kendi çkarlarının peşinde koşan, sadece kendi acılarına yanan ya da kendi hatalarını unutup başkalarınınkiyle uğraşan büyük adamlardan olmasın diye uğraşacağıma söz veriyorum. Geçmişe dönüp çocukluğuna inmek için çok geç şimdinin büyüklerinin ama yarınlar için hala şansımız varken yardım istiyorum sizden de.

Ve MFÖnün seçilip şarkının içinden kulağıma çalınan sözleri işte ‘bu’ dedirtiyor bana. Özetliyorum yazdıklarımı.

Benden adam olur mu?

Ham mevayız hala kopardılar dalımızdan!

Bitsin artık bu dram bu fotoraman

Alınacak dersler var, sorulacak sorular

Benim hala umudum var

Güzel günler bizi bekler

 
Toplam blog
: 48
: 919
Kayıt tarihi
: 09.06.09
 
 

1990 Muş doğumluyum. Şu an İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde okumaktayım. Elim kalem tuttuğ..