- Kategori
- Aşk - Evlilik
Benim kadınlarım

temsili resim
Hayatıma giren kadınlar, yani hayatımın kadınları. Çok küçükken başladı onlarla maceram. Anne, teyze falan girmeyeceğim canım, başka şeyden bahsediyorum.
Yedi çok geç kampanyası başlamamıştı henüz. Benim yine de altı gibi başladı ilk aşkım. Adı Nur’du.
Toros dağlarının bize bakan bir yamacında baş harflerimizin kocaman şekilde yazılı olduğunu, neden bir tek ben görürdüm, hala anlayamıyorum... Bu millet kör valla. Bal gibi de yazıyordu işte.
Kuzenimle birlikte aşıktık Nur’a. İkimiz birden. O zamanlar oluyormuş demek ki. Dedesi mahallemizin muhtarıydı. Kendisi Ankara’da oturduğundan sadece yaz tatillerinde geliyordu dedesinin yanına. Ve tabi ki biz de onun kapısının önüne. Kasap önü kedileri gibi. Yemin ediyorum. Kuzenim ile birlikte gider otururduk dış kapılarının önünde.
Çok güzeldi. Anlatılır gibi değil. Ne yalan söyleyeyim kuzenim benden daha küçüktü ama Nur ona daha yakındı. Onun sünnet düğününde kuzenimi çok kıskanmıştım, çünkü sevgilimiz onu öpmüştü o gün. Aşk, onunla girdi hayatlarımıza ve sonra hiç çıkmadı. Çok güzel kalpler çizmeyi öğrendim. İçinden oklar geçen kalplerden hani. Ressamlığım da belki o zaman başladı kim bilir...
Biz Nur’u hiç öpmedik. O bir kere kuzenimi öptü, hani şu sünnetindeki. Ama oh olsun ki o acıyla hiçbir tadı olmadı kuzenimde o öpücüğün... O başka dertteydi çünkü o gün.
Biz Nur’un elinden de tutmadık. O da bizim kolumuza bile girmedi hiç. Biz onun kapısının önünde bekledik. O da bazen çıkıp, geri girdi. Dedesi masum aşkımıza hep hatırlı davrandı. Belki biz rahatsız olmayalım diye arka kapıdan çıktı. Çünkü dedesi bazen vardı, bazen yoktu evde...
Bu şekilde sürdü işte belki üç yıl belki beş yıl... Bir ara biri dadandı mahalleye. “Sarı kafa” bir çocuk. Evin önünden bisikletle geçiyor, sonra ilerden dönüp bir daha geçiyordu. Kocaman bir bisiklette ufacık bir çocuk. Bizim kadar yani. Bacak arası dediğimiz tarzda sürüyordu bisikleti. Bisiklet eski ve kırmızı. Pedala ayağı yetişemediği için, ayağını demirin arasından geçirip, oturmadan ve yan yan sürüyordu.
Bir gün çevirdik önünü, sıkıştırdık.
“Burada gezmeyeceksin.”
“Neden?”
“İşte...”
Bir süre görünmedi “sarı kafa”...
Aradan yıllar geçti.
Haber aldım ki, sevgilimiz Nur “sarı kafa” ile evlenmiş ve çocukları olmuş, sonra ayrılmışlar falan bir sürü dramatik hikaye...
İyi ki masum başladı aşklarımız.
Bir fahişeyi bile masum sevdim.Elimi dokunarak kirletmedim aşklarımı. Temiz değildi ellerimiz çünkü...
Daha sonra o kadar çok kişiyi sevdim ki hayatta; ama sadece sevdim. Onun beni sevdiğini önemsemeden, kendi sevgilerimi sevdim sonra. Önemli olan sevebilmekti benim için. Sevilmek başka şey. Birisi kabiliyetti. Diğeri hoşluk...
Hiçbir zaman iki kişi birbirini sevemez. Birisi sevebilendir, diğeri bu sevgiye karşılık verebilen.
Kimseden seni sevmesini isteyemezsin çünkü. Sadece sevgine saygı isteyebilirsin. Birisinin seni sevmesine de sadece saygı gösterebilirsin.
“Seni seviyorum aşkım”
“Ben de seni bir tanem..”
Hadi ya.... Pis yalancı.
Sevebilmek ve sevgiye saygı duyabilmek.
Hiçbir aşkı üst üste kaydetmedim. Hepsinin yeri ayrı kaldı. Hayatıma giren her kadın sevilmeye değerdi zira.
Size bir sır vereyim mi? Eşimle nasıl tanıştık biliyor musunuz? Bir önceki aşkın romanını yazmış ve daktiloya çektirmek için on parmak daktilo bilen bir üniversite öğrencisi arıyordum. Bizimki atladı “ben biliyorum”. O zamanlar havamız yerinde tabi...
O romanı, ben okuyorum o yazıyordu. Ve yazarken ağlıyordu bir taraftan da... İşte öyle başladı.
İlk aşkımdı anlattığım.
Her aşk bir sonrakine ilham oldu belki ama hiçbir zaman geriye dönüp bakmadım. Sadece harika renklerdi. Hepsi için bir renk var hırkamda... Üzerimde her birinden ayrı bir koku taşıyorum.
İyi ki masum başladı aşklarımız.
İyi ki aşklarımın masumluğunu koruyabildim...
Alizarin'den sevgilerle...