- Kategori
- Spor
Beşiktaşlaşan Fenerbahçe'den Fenerbahçeleşen Beşiktaş'a...

Guti resmen Beşiktaşlı oldu. Raul kendi geleceği ile ilgili sorulara “Türkiye de olabilir” demesi Beşiktaş’ın bir önemli transferi daha gerçekleştirebileceğinin işaretiydi, demek ki girişimler devam ediyor.
Beşiktaş bu sene önemli isimleri takıma kazandırıyor. Daha önceki yıllardan tanıdığımız, bildiğimiz duruşundan çok farklı bir hareket içinde olduğunu görüyor, açıkçası da şaşırıyoruz.
Quaresma da çok önemli bir transferdi; ancak bu yazının içinde onun kategorisini biraz ayırmak istiyoruz; çünkü kendisi kapalı bir kutudur.
Bu transferler Fenerbahçe’nin Hooijdonk, Roberto Carlos, Ortega, Anelka gibi oyuncuları almasına benziyor.
Geçtiğimiz senelerde Galatasaray da Baros, Kewell, Lincoln, Elano gibi yıldızları transfer etti. Milenyum öncesindeki transferlerinin takıma kazandırdıkları başarılara Galatasaray yaklaşamadı bile; çok önemliydi.
Peki, bu transferler bize ne kazandırıyor, geride neler bırakıyor?
Bugüne kadar dünyada yıldız olmuş oyuncuların ülkemizdeki maceralarında önemli sorunlar yaşandı. Özellikle Fenerbahçe sanki sütten ağzı yandığı için oldukça temkinli hareket ediyor. Galatasaray’ın yaşadığı sorunlar da farklı da olsa bu isimlerin hemen hepsi oynasa da oynamasa da çok ciddi tartışma konusu haline geliyor.
Örneğin, Kayserispor’un bir Makakula transferi üç-dört büyüklerin yaptığı transferlerin toplamına yakın “katma” değer yarattı.
Bursaspor’un Batalla, Ergic, Krita, İglesias transferleri Süper Ligi şampiyon tamamlanmasında önemli katkı yaptılar. Hemen bütün maçlarda belli bir istikrar ortalaması yakalayıp, verimli oynadılar. Müthiş bir kârlılıktır sonuç.
Gençlerbirliği, Gaziantepsor, Ankaraspor, Manisaspor’un zaman zaman yaptıkları çarpıcı transferlerin ne kadar etki yarattığının örnekleri yeteri kadardır.
Transferlerden istenen verimin yakalamasında temel mesele oyuncu ile teknik adam uyumunun sağlanması, yeni gelenin takımla kaynaşabilmesinde düğümlenmektedir. Bu anlamda kariyeri belli bir çizginin üzerine çıkmış, isim yapmış futbolcuların karizmalarının takımın isminin önüne geçmesi gibi sorunların sıklıkla yaşandığını tecrübe ettik.
Hooijdonk, Carlos, Kewell, Guti, Raul gibi oyuncular artık kişilikleri oturmuş, futbolcu kimlikleri oluşmuş, ne istediklerini bilen oyunculardır. Ayrıca futbolculuklarını ispat etmek gibi bir zorunlulukları da yoktur. Örneğin bir Anelka transferini bunun dışında tutabiliriz, o Fenerbahçe’ye geldiğinde kariyerinin dibine inmek üzereydi ve belki de bu son şansıydı. Anelka, Fenerbahçe’de kartını çok iyi değerlendirdi, atlama tahtası olarak kullanarak birkaç sene sonra Premier Ligi’n zirvesine kadar çıktı.
Ancak Roberto Carlos, Türkiye’den kaçarcasına gitti. Giderken de Fenerbahçe ile ilgili açıklamalarda bulundu. Aklı her zaman Real Madrid’teydi ve Fenerbahçe’de futbol oynuyor olmaktan sıkılıyor gibiydi. Hep gitmekten söz etti. Çünkü alternatifleri vardı. İlk fırsatta da kullandı. Hooijdonk, Fenerbahçe’yi çok sevdi, Fenerbahçe de onu sevdi; ancak teknik direktör Daum ve sonradan Aziz Yıldırım’la arasının açıldığını öğrendik. Çünkü kendisinin sarsılmaz doğruları vardı ve büyük bir ihtimalle de önemli bölümünde haklıydı. Ancak yapmaya çalıştığı şey tepki aldı, çok daha faydalı olacakken sadece Fenerbahçe taraftarının ağzına çalınmış bir bal kıvamında kaldı ve gitmek zorunda bırakıldı.
Galatasaray bir Lincoln tecrübesi yaşadıktan sonra Elano’yu transfer etti. Ancak belli ki arada bir takım pürüzler var. Sarı kırmızılıların zaten Brezilyalılardan yana şanssızlığı var.
Beşiktaş, Guti’yi transfer etti. Bunun etkilerini ancak ligler başladıktan sonra göreceğiz. Guti çok önemli bir futbolcudur eğer Real Madrid’teki futbolunu oynayacaksa Beşiktaş’ın çok sağlam bir orta sahaya sahip olacağını bekleyebiliriz. Ancak bu Guti’nin aynı zamanda Quaresma ile nasıl oynayacağı ile de ilgilidir. Schuster’in eski öğrencisi ile sorunu olup olmadığının içeriğine de tam olarak hakim değiliz. Beşiktaş her şeye yeniden başlıyor gibi… Eski futbolcularla yeniler arasında bir çakışma olacaktır. Quaresma karizmasının yanında Guti isminin eklemenin bir risk olduğunu tartışmak gerekiyor. Beşiktaş taraftarı mücadeleyi sever. Quaresma hücumdaki yaratıcılığını defansta asla göstermeyecektir. Guti de belki tam tersi. Birbirlerini tamamlayacaklar mı yoksa başka bir şey mi olacak?
Schuster, Ferrari’yi düşünmüyor. Ancak o Ferrari sakatlanana kadar Beşiktaş’ın en iyisiydi ve belki de Beşiktaş tarihinde de hep görmeye alışkın olduğumuz oyunculardandı. Demirören, yıldız oyuncu tercihi ile Beşiktaş’ın geleneğini değiştiriyor. Üstelik tam da Fenerbahçe bu tarzı terk ederken…
Yani? Beşiktaşlaşan bir Fenerbahçe ile Fenerbahçeleşen bir Beşiktaş çıkıyor ortaya…
Sadece düşünüyoruz ve yargıda bulunmuyoruz. Bu düşüncelerimiz lige hazırlık niteliğindedir.