​ Beyaz melek mi? / Sinema / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Aralık '07

 
Kategori
Sinema
 

Beyaz melek mi?

Beyaz melek mi?
 

Sinemada alacağınız zevkin en anlaşılır biçimde olması için, izleyeceğiniz film hakkında hiçbir fikir sahibi olmamak en güzeli bence…

Biz geçen akşam şirketimizin bir jestiyle tüm personel toplanıp yerli sinema gündeminin ilk sırasında yer alan ve sürekli konuşulan Beyaz Melek filmini izlemeye gittik. Doğrusu bu yolda ilerlerken hepimizin, özellikle bayanlar olarak tek bir şartlanmamız vardı.Oda hüngür hüngür ağlayacağımızdı. Erkek arkadaşlar daha soğukkanlıydı tabii. Her ne kadar onlar aksiyon-macera-korku filmlerini tercih etseler de bu akşam bir istisna yaşayacaklarını onlarda gayet iyi biliyorlardı.

Tekrar filme dönelim film başlar başlamaz ilk yaptığım elime bir kağıt mendil almak oldu, bir nevi hazırlık yani.

Dakikalar geçti bende hala tık yok, bekliyorum ha şimdi ha şimdi. Şartlandık ya bir kere oysa o kadar güzel sahneler izliyoruz ki hepsi birer insanlık-hayat dersi. Bunu filmden sonra anlıyorum ben tabii. Film boyunca incileri biriktirdim göz pınarımda dökücem hazırım, ama bir türlü olmuyor. Neyse çok şükür Mahsun merdivende Yavuz’a soruyor. Burası nasıl huzurevi burada huzur var mı? v.s v.s diye, tam burada döküyorum incileri oh be diyorum galiba çok acıklı, film yeni başlıyor diyorum oysa film nerdeyse yarıya yaklaşmak üzere.

Neyse film arasından sonra ikinci bölümde daha keyifli bir seyir başladı. Filmde yaşananlar teknoloji çağı yaşantımızda artık yok denecek kadar az olan, özlediğimiz sahnelerdi.İnsanın tüm aile çoluk-çocuk-torun-ata bir arada yaşaması ne kadar güzel. Saygı sevgi hep elimizin altında sürekli kullandığımız bir eşya gibi, ya da tiryakisi olduğumuz bir sigara kadar yakın bize. Burada büyüklerimizden bizlere miras kalıpta bizim kıymetini bilemediğimiz örf ve adetlerin manevi büyüklüğünü hissetmemek mümkün değil. Tabii ben incilerimi bazen damla damla, bazen hepsini birden döküveriyorum sessiz sessiz. Film sona erdiğinde salondan çıkarken herkes birbirinin yüzüne bakmaya çalışıyordu. Hepimiz birbirimize ağlamaktan şişmiş gözlerle bakıp gülümsüyor hızla birbirimizden uzaklaşıyorduk. Aslında ağlamaktan ziyade filmden alınması gereken dersleri almıştık, gözyaşlarımız aldığımız dersin utancındandı sanki…Çıkışta herkes annemi getireyim babamı getireyim muhabbetine girişti, buna gerek yoktu bence çünki bu film bizler ve bizim çocuklarımız için yapılmıştı.Herkes yaşıtını, çoluğunu çocuğunu alıp gitsin bu filmi izlemeye. Hedef yaşlılar değil hedef kitle bizleriz. sahip çıkması gereken anne babası olan bizler. Ağlamaya değil ders almaya gidilsin.İnşallah filmin sonunda utanarak çıkma kaygısı yaşamazsınız, sarılmanız gereken büyüklere daha çok sarılır, çocuğunuzun elini sımsıkı tutarsınız. Filmin sonundaki notu hafızanızın bir yerine iyice kazımayı ve doğru anlamı çıkartmayı ihmal etmeyin.

Doğrusu konusu olsun ve oyuncu kadrosu olsun müthiş bir sinema filmiydi. Hepiniz bu filmde rol almış olan çok değerli isimleri ne kadar özlediğinizi, sanatçının işinin hakkını nasıl verdiğini, gerçek sanatın nasıl olması gerektiğini bu filmde izleyebileceksiniz. Kim bilir bu değerli isimler, bu sinema filmiyle son kez bir arada olmalarıyla, sinema tarihine geçerek arşivlerde çok değerli bir yerlere kaldırılacaklardır.

Toplumumuzun sessizce kanayan yaralarından birinin, bu senaryo ve bu değerli kadroyla gündeme gelmiş olması çok güzel. Ne yazık ki bu türden olup sessizce kanayan yaraları çok daha acı ve çirkin olaylarla gündemimizde bulup hatırlıyoruz. İsterim ki bu tür filmler en kısa zamanda devlet tarafından desteklenerek TRT kanallarında yayınlasın. Toplumumuza faydalı olacak, değerlerimize sahip çıkmamıza bir nebze de olsa katkıda bulunacak bu ve bunun gibi onca emek harcanarak yaratılan yapımlar her kesim tarafında kolayca izlenebilsin.

Şartlanma konusuna gelince bence insan hayatında değil sadece bir filme hiç bir şeye şartlanarak yaklaşmamalı. Çünki bu davranış her şeyin yanlış anlaşılmasına, yanlış yaşanılmasına işin doğrusunun anlaşılamamasına neden oluyor. Yaşanılan şeyden alınan tat buruk bir hale dönüşüyor. Tavsiyem şu bırakın da her şeyden, sizin gözünüzle sizin yüreğinizle sizin beyninizle alabileceğiniz tadı alın.

Biz dersimizi aldık, hem ağladık hem güldük. Hepimiz bir gün yaşlanacağız ve bir gerçek var “tahta çanaklar” hikayesi sürekli yaşanan bir dramdır. Annene-babana yaptığın evladının sana yapacağıdır. Büyüklerimize sahip çıkalım, onlar bizleri ne kadar kalabalık , ne kadar hazmedilmez olsak da yüreklerinin, mekanlarının en güzel yerlerinde en iyi şekilde sahiplendiler. Hepinize atanızla-soyunuzla bir ömür-bir arada sahiplenip-sahiplenilerek yaşamanızı diliyorum.

 
Toplam blog
: 8
: 652
Kayıt tarihi
: 02.03.07
 
 

Kendimi bildim bileli çalışıyorum. İş hayatı zor tabii…Yazmayı çok severim, konuşmayı da :-)) Gün..