- Kategori
- Kitap
Beyin igfal şebekesi

Hergün televizyonda, internette, gazetede, dergide, sokakta, caddede kısacası heryerde bir şekilde karşımıza çıkan reklamlar günlük hayatın bir parçası olmuş durumda.
Öyle ki artık yokluğu bile hissedilir oluyor.
Markalar, ürünler, sloganlar, maskotlar derken iyice reklam dünyasına doğru çekiliyorsunuz.
Her şey bu kadar basit gibi görülebilir ancak görünenin ardındakiler hiç de basit olmadığını gösteriyor bize.
Hergün önünden geçtiğiniz, yolda karşınıza çıkan reklamlar aslında bilinçaltınıza işleniyor.
Özellikle uluslararası markalar ince taktiklerle bilinçaltınızı ele geçiriyor.
Düşünün;
Markete gidiyorsunuz ve deterjan alacaksınız onca marka içinden sadece bir tanesini seçmeniz sadece o markanın kalitesiyle açıklabilir mi?
Seçim sırasında siz değil bilinçaltınız karar veriyor oysa.
Sizin görmediğiniz mesajlar çoktan size entegre edilmiş oluyor.
Bunun dışında reklamlar kitleleri yönlendirmek içinde ideal araçlardır.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemlerde, Afrika’daki kolonilerde sık sık film gösterileri düzenlenirdi. İki yüksek direk arasına bir perde gerilir ardından bir makine kurulur ve Afrika ormanlarının kurak ve karanlık gecelerinde devinimli görüntüler ortaya çıkardı.
Burda amaç, elbette ki hoşça vakit geçirmek ve o günün en modern eğlenci biçimini izlemekti. Ancak asıl amaç, Afrikalı halka beyaz ulusların asla dil uzatılmayacak üstünlüğü göstermekti.
Bir sinema klasiği olarak kabul edilen Casablanca filminde de aynı nokta vurgulanır.
Yine medyanın önemli bir noktası olan insanları belli bir noktaya kanalize etme taktiği.
Bu da beyni kontol etmenin bir başka yolu.
Yapılan araştırmalarda çıkan sonuçlar bu taktiğinde başarılı olduğunu gösteriyor.
Dokuz Eylül Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada insanların pembe dizi izlemek için tüm işlerini bıraktıkları görülüyor.
Hatta dönemin Portekiz Başbakan’ı Mario Soares’in bir pembe diziyi izlemek için Kabine toplantısını ertelemesi de ilginç bir örnektir.
Beyin İğfal Şebekesi, işte bu noktada durumu açıklayan, eğitici ve öğretici bir kitap.
Reklam dünyasının gizli gerçeklerine müthiş dalışlar yapıyor.
Uluslararası reklam kartellerinin anlatıldığı kitap Fransa’da Rennes II. Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Armand Mattelart tarafından kaleme alınmış.
Daha ilk sayfalardan itibaren sizi reklam dünyasının gizemli ve şaşırtıcı dünyasına doğru bir yolculuğa çıkarması ve hem insan beyninin bilmediğiniz özelliklerini görmek hem de bunların nasıl ustaca işlendiğini anlamanız açısından önemli bir kaynak.
Kitabı okurken bir yandan da reklamın aslında göründüğü kadar ‘’masum’’ bir olgu olmadığını anlıyor ve belki de politikada ya da dünya yönetiminde birçok büyük liderin gerçekleştiremediği uyuşmayı reklamcıların nasıl ustalıkla becerdiğini görüyorsunuz.
Kitabın Türkçe baskısındaysa ilk gözüme çarpan nokta ismi oldu.
Özgün adı The Privatisation of Public Space iken Türkçeye alakasız bir isimle geçmesi bir hata.
İçeriğinde de bazı yanlış çeviriler mevcut.
Örnek olarak Türkçe anlamı müşteri ilişkileri direktörü olan account director kalıbının muhasebe müdürü olarak çevrilmiş olması da bir başka hata. Ayrıca kitabın içeriğinde ‘’kreatiflere muhasebe müdürü brief verir’’ gibi garip cümlelerin bulunması da okunmayı zorlaştıran etmenler arasında.
Bu konuda kitabın çevirmeni olan Işın Gürbüz’ü ve Ayrıntı yayınlarını gelecek baskılarda bu hataların giderilmesi için dikkate davet ediyoruz.
Bir ülkeyi ya da tüm ülkeleri etkilemenin yolu orada yaşayan insanları elde etmektir.
Bu da onların beyinlerini ele geçirmekle olur.
Durumu daha yakından anlamak için kitaptaki ilginç örneklerden bir tanesini buraya ekleyelim.
‘’Brezilya, dünyanın en önemli portakal suyu ihracatçısı olmasına rağmen, nüfusunun büyük bir kısmında önemli miktarda C vitamini eksikliği görülmeye başlanmıştır. Çünkü, en az portakal suyu tüketilen ülke ve bu meyvenin en ufak bir özelliğini taşımayan Fanta Oranges'in en önemli tüketicisinden biri haline gelmiştir. Coca Cola buraya gireli kırk beş yıldan fazla olmuştu ve bir milyon dolardan fazla hasılatla, ABD'den sonra firmanın ikinci büyük temsilciliğini oluşturuyordu. Coca Cola, 1948'den itibaren Brezilya'daki reklamlarını, Mc Cann-Erickson'un bir şubesine bırakmıştı. Bu ilk deneyimin başarıyla ödüllendirilmesinden güç alan Atlantalı bu firma, Arcy ajansıyla yüzyılın başından beri süren sözleşmesini feshederek tüm dünyadaki reklamcılık faaliyetlerini Mc Cann-Erickson'ın ellerine teslim etti. Ve bu faaliyetler hala Me Cann Erickson'ın tekelindedir.’’
Reklamın gücünü gösteren ciddi bir örnek.
Zira artık olay bir ürünün daha fazla satılmasını tetiklemek gibi klasik bir amaçtan çıkıyor ve insan sağlığını da tehlikeye atan büyük bir sorun haline geliyor.
Beyin İğfal Şebekesi tüm içeriğiyle beyinlere hükmetmek ve beyinleri nasıl kontrol altına alındığını görmek isteyenlerin elinden düşüremeyeceği bir kitap.
Özgün Kaplama