- Kategori
- Resim
Bıçakçı'nın sergisini gördünüz mü?

Bedia'nın tabloları önünde Durucan,Çalışkan, Bedia ve İlgün
“Sanatçı, toplumda uzun çabalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır. Bir ulus, sanat ve sanatkârdan yoksunsa tam bir hayata sahip olamaz. Böyle bir ulus; bir ayağı topal, bir kolu çolak, sakat ve acizdir. Sanatsız kalan bir ulusun hayat damarlarında birisi kopmuş demektir."
Kemal Atatürk
***
İstanbul'da doğan sanatçı, öğrenimini de aynı şehirde tamamladı. Atatürk portreleri, at başları, içinde yaşadığı çevre ve insanı ön plana çıkartarak yaptığı peyzajlar ve Anadolu kadını figürleri en çok kullandığı temalar arasındadır.
Şimdiye dek onlarca kişisel ve karma sergiye de katılan sanatçı, BASAD ve GESAM üyesi olup, eserleri yurt içi ve yurt dışında değişik koleksiyonlarda yer almaktadır.
Ressam Bedia Bıçakçı’nın Kadıköy Rıhtım’daki Belediye Sergi Salonu'nda sanatseverlerin görüşüne sunduğu o özgün yağlı boya tablolarına ayaklarım beni götürdü. O güzellikleri ayrı ayrı görme şansım oldu!
Orada tanıştık ve iletişimimiz sürdü. Aylar sonra Çiftehavuzlar Büyük Kulüp’teki açılışa çağrıldım. Ne ki Tüyap Kitap Fuarı’na katıldığımdan ilk günlerde gidemedim. Ama planıma aldım.
Bir süre sonra oraya da ulaştım. Salondaki tabloları göz gezdirdim, sonra inceledim bir bir… Özenle ya da yoğun emek harcanarak çalışılmış tablolarda renklerin dansı, duygu ve düşünceler ekseninde belli estetik kuralları da alarak yapıta dönüştürülmüştür. Resim sanatının doğrudan algılanan etkileyici bir anlatım aracı olması, öteki sanatlardan ayıran ayrıcalığını ön plana çıkarmaktadır.
Ressam Bıçakçı’nın yapıtlarında kompozisyonun yerindeliği, renklerin uyumu ve doluluk-boşluk orantısı albeni yaratmaktadır. Renkler, anlamlı ve etkin bir anlatım aracı olarak kullanılmıştır. Doğa görüntüleri, tüm canlılığı ile göze ve oradan beyne ulaşmaktadır. Portreler bir ayrı güzellikte ve canlılıktadır. Renk ahenk uyumu her tabloda yansır çarpıcılıktadır. Hele hele Büyük Atatürk’e ait olanlar, izleyenin içini ısıtmakta, O'na duyulan özlemi artırmakta ve yüreklerde sevgi tomurcuğu oluşturmaktadır.
Bir süre sonra salona geldi Bıçakçı. Beni gördüğünde yanaklarındaki ve gözlerindeki ışıltıyla bezenmiş sevinci okudum! Köşedeki masaya oturduk. Şundan bundan, resimden ve şiirden söz ettik. Çaylarımızı yudumlarken empatik konulara da değindiğimiz oldu.
Bıçakçı’nın sorularına karşılık, Nazım’ı ve Külebi’yi alkışladığımı belirtmem sonrasında ve kendisinden ricam üzerine, birkaç kez bir arada olduğumuz ve şiir kitabıma sunuş yazan (yeri aydınlık olsun) Cahit Külebi’nin “Hikâye” adlı ilk gençlik yıllarımızda dillerden düşmeyen şiirini -tabloları kadar- güzel yorumladı!
“Senin dudakların pembe / Ellerin beyaz, / Al tut ellerimi bebek / Tut biraz! / Benim doğduğum köylerde / Ceviz ağaçları yoktu, / Ben bu yüzden serinliğe hasretim / Okşa biraz! / Benim doğduğum köylerde / Buğday tarlaları yoktu, / Dağıt saçlarını bebek / Savur biraz! / Benim doğduğum köyleri / Akşamları eşkıyalar basardı. / Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem / Konuş biraz! / Benim doğduğum köylerde / Şimal rüzgârları eserdi / Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır / Öp biraz! / Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin! / Benim doğduğum köyler de güzeldi, / Sen de anlat doğduğun yerleri, / Anlat biraz! ”
Büyük Atatürk’ün bir özdeyişi var: “ Dinlemek için yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar.” Yapıtlarından anlaşılan, Bedia Bıçakçı da dinlenmek için yarınlara kalacak resimler yapmaktadır. O annedir ve tabloları ilgi gören bir sanatkârdır. Ev hanımlığının ve ressamlığının bıraktığı ellerindeki izler, dikkat çekmektedir.
Söyleşimiz koyulaştı gitgide. Onur defterine dökülen tümcelere şöyle bir göz attım. Sıranın bende olduğu bilincinden devinimle uygun tümceleri aktarıp, ayrılan sayfayı sözcüklerle bezemeye çaba gösterdim. İzin isteyerek, salona yansıyan güneşin son ışıklarıyla oradan ayrıldım.
***
Bedia Hanımdan bir çağrı daha geldi. Bu kez 1. Levent Vakıfbank İstanbul Bölgesi Fuayesi'nde 22.12.2008'de açıldı.Ethem Çalışkan ve Yüksel İlgün ile birlikte tabloları birer birer inceledik. Tabloları kadar şık ve zarif olan sanatçı, bizi kapıya kadar uğurladı. Onlarca özgün yapıtı görmek apayrı bir şanstır! İlgililerin de bu şansı yakalamalarını öneririm. İzlenimlerim sonrasında ayrıntıları ekleyeceğim.
Bıçakçı, beni telefonla arama inceliğini göstererek Taksim Atatürk Kitaplığı'nda açacağı Atatürk Porteleri Sergisi’ne davet etti. 13.11.2011 pazar günü saat: 15.00'te sergi salonunda oldum. İzlenimlerim sonrasında ayrıntıları ekleyeceğim.
Düşüncelerime katılacağınızı beklerken gözünüzün ve gönlünüzün dinleneceğini umarım. Sanatçıyı 4. kez kutlar, başarılarının artarak sürmesini dilerim.
*