​ Bilge öğretmen / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Haziran '09

 
Kategori
Eğitim
 

Bilge öğretmen

Yazarı: Ali Erkan Kavaklı

Cemal öğretmen mesleğini çok seven biriydi. Adeta âşıktı öğretmenliğe. Parola gibi prensipleri vardı. Zaman zaman bunları kendi kendine tekrarlardı:

-Sevdiği işi yapmak insanı mutlu eder.

-Okula giderken, tatile çıkıyormuşum gibi yola düşerim.

-Her öğrencinin bir yeteneği vardır. Yeteneksiz öğrenci yoktur. Önemli olan yetenekleri keşfetmektir.

-İlim öğrenmek ve öğretmek ibadettir. Bana zevk ve şevk verir.

-İki günü bir olan zarardadır.

-Her gün yeni şeyler öğrenmek ve öğretmek gerekir. Çünkü öğretmek mutluluktur.

…Sen de geçebilirsin anadan, yardan, serden,

Senin de destanını okuyalım ezberden,

Haberin yok gibidir taşıdığın değerden…

Elde sensin, dilde sen, gönüldesin, baştasın;

Fatihin İstanbul’u fethettiği yaştasın…

Okul açılmış, yeni bir okul dönemi başlamıştı. Okulun ilk günüydü. Herkes ilk günün heyecanını ve rahatlığını yaşıyordu. Okul binası beş katlı mavi bir binaydı. Çok büyük olmayan bir bahçesi vardı. Bahçedeki ağaçlar geçen yıla oranla daha da büyümüştü. Öğrenciler yer yer gruplar oluşturmuş, üç aylık yaz tatilinden sonra hasret gideriyorlardı.

Cemal öğretmen okulu, öğrencileri özlediğini hissetmişti. Yirmi beş yıllık öğretmenlik hayatında on ayrı okulda çalışmıştı. Eşi Esra hanımla birlikte beş senedir aynı okulda görev yapıyordu.

Okul müdürü ilk günün ilk konuşmasını yaptı. İstiklal marşı okundu.

Öğrenciler içeriye alındı. Cemal öğretmen kapıda müdürle selamlaştı. Müdür bey bıyıklarını kesmişti. Cemal öğretmen, “Gençleşmişsin, ” diyerek müdür beye takıldı. Beraber müdür beyin odasına gittiler. Müdür bey, Cemal öğretmene geçici olarak Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine girmesi gerektiğini söyledi.

Çünkü dersin öğretmeni askere gitmişti ve beş ay derslere giremeyecekti. Cemal öğretmen, “Farklı bir tecrübe yaşarım, ” düşüncesiyle bu teklifi kabul etti. Cemal öğretmen aslında Edebiyat öğretmeniydi. Din derslerine girecek olmak onu heyecanlandırmıştı. Okul müdürü Cemal öğretmeni gireceği sınıf konusunda bilgilendirdi. Sınıf biraz karışıktı. Dindar çocuklar olduğu gibi, dinle alakası olmayan, hatta dine karşı çocuklar vardı sınıfta. Ailesi ile ilgili problemleri olan çocuklar vardı. Özellikle Melisa, Sena ve Meryem’e karşı daha dikkatli olmasını önerdi. Cemal öğretmen verdiği bilgilerden dolayı müdür beye teşekkür etti.

İlk dersi o sınıfaydı. Cemal öğretmen sınıfa girdi. Kalabalık bir sınıftı. Her boyda, her renkte öğrenci vardı. Cemal öğretmen defteri ve fişi imzaladı. Sınıf mevcudu altmış yediydi. Sınıfa şöyle bir baktı. İlk derste konuyu işlemek ve dersi ciddiye aldığını göstermek istiyordu. Tahtanın başına geçti, konuyu tahtaya yazdı.

“İNSAN VE KÂİNAT”

Sınıfı süzdü. Kız erkek karışık oturmuşlardı. Öğrencilerin kimisi susmuştu. Kimisi öğretmeni takmaz gibi davranıyor, kimisi de dersin başlayacağından haberi yokmuş gibi arkadaşlarıyla konuşuyordu. Cemal öğretmen hiçbir şey söylemeden arka sıraya doğru yürüdü. Bu, öğrencilerin dikkatini çekme yöntemlerinden biriydi. Hiçbir şey söylemeden duvara kadar yürüdü. Sonra geri döndü, tahtanın önüne kadar yürüdü. Gürültü devam ediyordu. Tahtaya, konunun altına iki kelime daha yazdı.

“İNSAN VE HAYVAN”

Tunç’un siyah, kısa saçları diken diken olmuştu. Yüzü kıpkırmızıydı. Oturduğu yerden homurdandı:

-Bize hayvan mı demek istiyorsunuz? Biz hayvan değiliz.

Herkes susmuş, Cemal öğretmenin vereceği tepkiyi bekliyordu. Cemal öğretmen elini alnına dayadı, uzaklara bakıyormuş gibi Tunç’un yüzüne baktı. Sonra tahtaya yazdıklarına bir kelime daha ekledi.

“EŞEK”

Tunç yerinde duramıyordu. Yumruğunu sıraya vurdu

-Ne demek istiyorsunuz? Biz eşek değiliz, öyle yazamazsınız.

-Niye öyle yazdınız? Diye, Melisa da öfkeyle sordu.

-Hakaret etmeye ve moral bozmaya hakkınız yok, dedi Meryem.

Sınıfta bir gürültü oldu. Cemal öğretmen gayet sakin bir şekilde Tunç’un yanına gitti. Elini tekrar alnına koydu ve Tunç’a baktı.

-Evladım sen bana benziyorsun. Gözün, kulağın, burnun… Üstelik sen yiğit bir delikanlıya benziyorsun. Eşeğin kulakları uzun olur. Bunca yıldır öğretmenlik yapıyorum, sınıflarımda hiç eşeğe rastlamadım. Ben hep yiğit delikanlılara ve altın kalpli kızlara rastladım.

Sınıftaki elektrikli havadan eser kalmamıştı. Cemal öğretmen arka sıraya doğru yürüdü. Herkes dikkatini öğretmene çevirmişti. Cemal öğretmen Din Dersinin önemini ve gerekliliğini anlatmaya başladı. Sınıfta yeniden bir elektriklenme başladı. Cemal öğretmen “tolerans ve hoşgörü zamanı” dedi kendi kendine. Hadi göster yüreğinin genişliğini. Heyecanlanma, kızma, bağırma! Sabreden zafere ulaşır. Zil çaldı ve ders bitti.

Cemal öğretmen zaman zaman idarecileri makamlarında ziyaret etmeyi ve onlarla sohbet etmeyi prensip haline getirmişti. Öğretmenin sadece sınıfta iyi olması yetmiyordu. İdare ve diğer meslektaşlarıyla sağlıklı diyaloglar kurabilmesi gerekliydi. Çünkü karşılıklı diyalog ve fikir alışverişleri öğretmenin işini kolaylaştırır.

Cemal öğretmen yine müdür beyin odasına gitti. Müdür bey çay söyledi. Hal hatır sorduktan sonra müdür bey öğrenci velilerinden birinin aradığını ve Din Dersi ile ilgili şikâyette bulunduğunu söyledi. Müdür bey:

-Biliyorsunuz sınıfta konuşulanlar evlere gidiyor. Bazen dersi sınıfta anlatmak yetmiyor. Velilerle de görüşmek gerekiyor, dedi.

Arayan melisanın babasıydı. Müdür beye Din Dersi öğretmeninin çocukların beynini yıkadığı konusunda şikâyette bulunmuştu. Müdür bey, Cemal öğretmene Melisa’nın babasıyla görüşmesini söyledi. Yanına başka bir öğretmen almasını önerdi. Cemal öğretmen Ünal beyle gideceğini söyledi. Müdür bey bu fikri onayladı. Cemal öğretmen teneffüste Melisa ile konuştu. Babası hakkında biraz bilgi edindi. Melisa babasının Darwinizm’i desteklediğini ve Tanrı’nın varlığına inanmadığını söyledi.

Okul çıkışında Melisa, Cemal öğretmen ve Ünal bey Melisaların evine gittiler. Kapıyı Melisa’nın babası Remzi Bey açtı. Onları salona aldı. Ev bir müzisyenin evi gibi döşenmişti. Salonun bir köşesinde çeşitli içki şişelerinin sıralandığı bir sehpa duruyordu. Melisa mutfağa gitti. Çay hazırlamaya koyuldu. Remzi bey hiç vakit kaybetmeden şikâyetlerini bildirdi. Cemal öğretmen hepsine sakin bir şekilde cevap verdi. Ve ortak bir noktalarının olduğunu anlattı.

Remzi bey hayatında böyle bir insanla hiç karşılaşmamıştı. Ona göre bütün dindarlar yobaz ve örümcek kafalıydı. Ama Cemal öğretmen hiç de düşündüğü gibi biri değildi. O sırada Melisa çay tepsisi ile içeriye girmişti. Remzi bey Melisa’ya çok iyi bir öğretmeni olduğunu ve Cemal öğretmene inanıp inanmama konusunda kararı kendisine bıraktığını söyledi.

Cemal öğretmen Remzi beyle görüştükten sonra bütün öğrencilerin velileriyle tek tek görüştü. Bu görüşmelerden sonra çocuklarla daha sağlıklı iletişim kurabildiğini fark etti.

Bir derste Cemal öğretmen peygamberleri anlatıyordu. Peygamberlerin gösterdiği mucizelerden bahsetti. Mucize kelimesini duyunca sınıf ikiye bölündü. Öğrencilerin bir kısmı mucize diye bir şey olmadığını iddia ediyordu. Geri kalanlar da onlara itiraz ediyordu. Bu tartışmalar birkaç dakika devam etti. Sonra Cemal öğretmen sınıfta sessizliği sağlamayı başardı ve konuşmaya başladı.

Mucize göstermenin çok kolay olduğunu ve kendisinin de mucize gösterebileceğini söyledi. Sınıf hep birden, göster o zaman, dedi. Cemal öğretmen bir sonraki derste gösterebileceğini, bunun için konsantre olması gerektiğini söyledi. Okulda bir hafta boyunca Cemal öğretmenin göstereceği mucize konuşuldu. Öyle ki bu konu öğretmenler odasına kadar gitmişti. Bazı öğretmenler Cemal öğretmenin delirdiğini düşünüyordu.

Aradan bir hafta geçmişti. Büyük gün gelmişti. Cemal öğretmen sınıfa geldi. Bütün sınıf meraklı gözlerle ona bakıyordu. Herkes merakla göstereceği mucizeyi bekliyordu. Cemal öğretmen Tunç’u tahtaya kaldırdı. Mucizenin tanımını yazmasını istedi. Tunç yazdı.

MUCİZE: İnsanların güç yetiremeyeceği şeydir.

Sonra Tunç’a ellerini kaldırmasını söyledi. Tunç ellerini kaldırdı. Cemal öğretmen:

-İşte mucize bu, dedi. Bu tılsımlı muhteşem elleri görüyorsunuz. Dünyada hiç kimse böyle eller yapamaz. Ve yine arkadaşınızın gözleri, burnu, ayakları, kalbi… Hepsi birer mucize. Ayrıca gelirken size bir kasa mucize getirecektim ama parayı evde unutmuşum. Alacağım mucize bir kasa üzümdü.

Herkes şaşkınlık ve hayranlıkla Cemal öğretmeni dinliyordu. Çalan zil dersin bittiğini haber veriyordu. Öğrenciler teneffüse çıkarken hala mucizeden bahsediyorlardı.

Cemal öğretmen ders bitimi arabasının yanına geldiğinde Melisa’yı gördü. Melisa arabanın yanına oturmuş ağlıyordu. Melisa birkaç gün önce gelmiş, Cemal öğretmene, ailesi ile ilgili yalan söylediğini anlatmıştı. Babası müzisyen değil basit bir fotoğrafçıydı. Annesi alkolik, iki abisi de madde bağımlısıydı. Melisa’nın ağladığını görünce ne olduğunu sordu. Melisa’nın abisi intihar etmişti. Esra hanım kızı teselli etmeye çalışıyordu. Cemal öğretmen Remzi beyi arayıp başsağlığı diledi. Melisanın annesi de alkol komasına girmişti. Kızı alıp önce babasının dükkânına gittiler. Babası sarhoştu. Remzi bey onları görünce sinirlendi ve kovdu.

Bunun üzerine Melisa’yı alıp annesinin kaldığı hastaneye götürdüler. Melisa annesini gördü. Esra Hanım refâkatçi olarak kaldı. Cemal öğretmen Melisa’yı alıp eve götürdü. Çocuklar okuldan gelmişti. Cemal öğretmen çocuklarını karnını doyurup yatırdı. Melisa oturma odasında uyumuştu. Cemal öğretmen sabaha kadar kâbus gördü. Sabaha karşı kapının yumruklanmasıyla uyandı. Remzi bey kapıya dayanmıştı. Bağırıp çağırıyordu. Üstelik sarhoştu. Komşular polis çağırdı.

Remzi bey ve şikâyetçi olduğu için Cemal öğretmen ile karakola gittiler. Remzi bey gözaltına alındı. Cemal öğretmen de eve geldi. Çocukları okula gönderdi. Melisa hala uyuyordu. Sabaha karşı çıkan olayları ve gürültüleri hiç duymamıştı. Cemal öğretmen hastaneye gidip Esra hanımı aldı, okula gittiler. Derse girdiğinde Melisa’nın durumunu sınıf arkadaşlarına anlattı ve ona yardımcı olmalarını istedi.

Aradan birkaç gün geçmişti. Melisa’nın annesi hastaneden, babası da nezaretten çıkmıştı. Cenaze kaldırılmıştı. Melisa babasının yanına gitmişti. Annesi ve babası ayrı yaşıyordu ve annesi alkolikti.

Bu arada okulda da sıkıntılar yaşanmıştı. Matematik dersinde çıkan bir tartışmadan sonra Cevdet, Matematik öğretmenini bıçaklamıştı. Hoca hastanedeydi ve durumu ciddiydi. Cevdet hapse girmişti. Matematik öğretmeni bu olaydan Cemal öğretmeni sorumlu tutuyordu.

Tunç ve Mert, Melisa’dan hoşlanıyordu. Bu nedenle ikisi arasında bir kavga çıktı. Tunç Mert’i bıçakladı. Cemal öğretmen ortalığı yatıştırmaya çalıştı. Öğrenciler arasında intikam duygusunun yayılmaması için Mustafa ve Musa ile konuştu. Onları alıp Cevdet’in kaldığı cezaevine götürdü. Cevdet’in kaldığı yeri gören çocuklar intikamdan vazgeçtiler.

Cemal öğretmen Cevdet’in durumuna çok üzülüyordu. Matematik öğretmeniyle konuşmayı denedi ama başarılı olamadı. Matematik öğretmeninin şikayetini geri alması için öğrencilerinden yardım istedi. Birkaç öğrenci hastaneye gidip matematik öğretmenini ziyaret edip onu özlediklerini söylediler. Geri kalan öğrenciler de mektup yazdılar. Her gün mektup alan Matematik öğretmeni iyice yumuşamıştı. Sert biriydi ve öğrencilerin kendisinden hoşlanmadığını düşünüyordu. Oysa öyle değildi. Öğrencileri onu sevdiklerini ve Cevdet’i affetmesini istiyorlardı. O da öğrencilerin istediğini yaptı ve şikayetini geri aldı.

Tabi bu arada dersler devam ediyordu. Cemal öğretmen elinde bir megafonla sınıfa girdi. Dersin konusunu tahtaya yazdı:

ŞEYTAN VE VESVESELERİ

Herkes megafonun ne işe yarayacağını merak ediyordu. Konuya giriş yaptı. Biraz anlattıktan sonra çocuklara:

-Çocuklar bugün size şeytanı getirecektim ama şeytan beni kırdı ve gelmedi. Ama hoparlörünü gönderdi, dedi.

Sonra bir öğrenciye tahtaya kalkmasını söyledi. Tahtaya kalkan öğrenciye megafonu verdi. Şeytanın nasıl vesveseler verdiğini megafondan söylemesini istedi. Öğrenci:

- İçki iç.

Sırayla bütün öğrencilere aynı şeyi yaptırdı.

-Adam öldür.

-Hırsızlık yap.

-Çevrene zarar ver…

Böyle devam etti. Yine zevkli bir ders işlenmişti. Öğrenciler eğlenmiş, eğlenirken öğrenmişlerdi.

Melisa babasının yanında kalıyordu. Babası her gün sarhoş geliyor, Melisa’dan içki istiyordu. Bazen etrafa kusuyor, hatta Melisa’ya ahlaksız tekliflerde bulunuyordu. Melisa’nın ruh hali çok kötüydü. Zaman zaman Cemal öğretmenle paylaşıyordu bunları. Ama ne yazık ki Cemal öğretmenin elinden bir şey gelmiyordu. Bir gece Remzi Bey yine sarhoş gelmişti eve. Melisa’ya ahlaksızca yanaşmaya çalışınca, Melisa babasını bıçaklamıştı. Haberi alan Cemal öğretmen ve eşi Esra Hanım melisanın yanına koşmuştu. Polisler melisayı götürene kadar onun yanında olmuşlardı. Melisa gözaltına alınmıştı.

Cemal öğretmen ve Esra Hanım melisanın durumuna çok üzülüyordu. O gün ilk derslere bu üzüntü ile girmişlerdi. Cemal öğretmenin telefonu çaldı. Karakoldan arıyorlardı. Komiser Cemal öğretmenin arkadaşıydı. Cemal öğretmene bir müjde vereceğini söyledi. Melisa’nın babası Remzi Bey ölmemişti. Yaşıyor olması Melisa’nın alacağı cezanın daha da azalması demekti.

Bu sırada Cemal öğretmen ve Esra Hanım Melisa’nın annesinin evini bulmuşlardı. Esra Hanım kadınla konuşup onu alkol tedavisi olmaya ikna etti. Aradan birkaç hafta geçmiş, Remzi Bey iyice iyileşmişti. O sırada diğer oğlunu da kaybetmişti. Oğlu ölü bulunmuştu. Ölüm sebebi ise aşırı dozda aldığı uyuşturucuydu. Bu olay Remzi beyi çok üzmüş, yaptıklarından dolayı pişmanlık duymasına neden olmuştu. Eşiyle barışmış, Melisanın cezaevinden çıkacağı günü bekliyorlardı.

Okulun kapanmasına üç gün kalmıştı. Sınıfça gezi düzenlenmişti. Cemal öğretmen, Esra Hanım, okul müdürü ve Ünal bey geziye katılan öğretmenlerdi. Önce Eyüp Sultan ziyaret edilmişti. Oradan da Piyer Loti’ye çıkılmıştı. Öğretmenler masalara oturmuş, öğrenciler de etraflarını sarmışlardı. Biraz öteden iki tanıdık sima gördüler. Bunlar Melisa ve Cevdet’ti. İkisi de cezaevinden çıkmışlardı. Arkadaşlarına ve öğretmenlerine sürpriz yaptılar. Cemal öğretmen özel bir okul tarafından çağırıldığını ve bir sonraki sene orada çalışabileceğini söyledi. Öğrencileri hep bir ağızdan itiraz ettiler. Hiçbiri Cemal öğretmeninden ayrılmak istemiyordu. Onların bu halini gören Cemal öğretmen hiçbir yere gitmeyip onlarla kalacağını söyledi. Bütün İstanbul o çocukların sevinç çığlıklarını duydu.

Sonuç:
Öğretmenlik, özveri ve tecrübe gerektiren bir meslektir.

Sümeyra Durmuş

 
Toplam blog
: 425
: 3089
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..