- Kategori
- Felsefe
Bilgi ve inanç

İçimdeki kurt beni yiyip bitiriyor. Sınırsız bir bilme arzusu. Sağduyum, bazen tahrip edici olan bu bilme iştiyakına dur demem gerektiğini bana hatırlatıyor. Ama nedense bu uyarıya kulak asmıyorum. İnsan bilgisi, duyuların sorumluluk imkânları içinde mi bırakılmalı? Sanırım bu daha güvenli. İnsan, her ne kadar sonsuzluğu içinde taşısa da sonsuzun bilgisine kendi gayretiyle bihakkın eremiyor. Kendini frenleyemezse kaygan bir zeminde gidip gelmeye başlıyor. Ayağını sağlam basamıyor. Bu hal uzun sürerse tereddütler, endişeler ve bocalamalar başlıyor. Artık genelde anlaşılmaz bir hırsın tutsağında bilinmezi ya da bilinemeyeni bilmeye erişilemeyene erişmeye çalışıyor. Bunun neticesi enerjiyi, zamanı ve daha pek çok kıymeti ürüne dönüştüremeden zayi etmek. Emek heder oluyor.
Oysa bizi bizden daha iyi tanıyan biri, ‘Hakkında kesin ilmin olmayan şeyin ardına düşme.’ diyor. Ama bu tavsiyeyi nasıl anlayacağım. Hakkında kesin bilgim olmayan o kadar çok şey var ki... Beni boşluğa savuran, çıkmaza sürükleyen, bilme hırsı ile bunaltan bu cahilliğim. Oysa cehalet, kurtulunması gereken bir hal. Başta bana bu tavsiyeyi yapanı ne kadar tanıyorum. Beni benden iyi biliyor diye balıklama atlamalı mıyım onun her işaret ettiği göle? Bu, kolay iş değil. Kemali gerektiriyor. Katışıksız bir teslimiyet istiyor. En azından bilemeyeceğimin bilgisine sahip olmalıyım. Yoksa bu bile lüks mü?
Açılım bu mealde olunca iman ne kadar da zorlaşıyor. Takılıp kalıyorsun yakine ermemiş tatsız bir inançta...
Süleyman Dönmez