- Kategori
- Güncel
Bilimden neden korkulur?
Bilim düzenli bilgiler topluluğuna verilen addır.
İnsanlığın başından beri İNSANLIK doğayı tanıma, gereksinimlerini karşılama isteğiyle araştırma yapmış ve bulduklarını önce toplamış sonra sınıflandırmış ve değişik adlarla bilim kolları oluşturmuştur.
Bilimdeki gelişme insanlığın gelişmesi ile koşuttur. Bilim insanı olmak ta zor bir uğraştır. Bulduğunuz iyi bir şey bazen canınızın gitmesine de yol açabilir, ya da canınız kurtulur ancak sürekli eleştirilirsiniz. Özellikle Orta çağ bu yönden kötü sınav vermiştir! Bruno diri diri yakılıp asılırken, Galileo canını zor kurtarmıştır.
2009 yılı UNESCO tarafından “ Darwin yılı “ olarak duyurulmuştur. TÜBİTAK’ ta bu amaçla çalışmalar yapmış, Mart sayısını bu konuya ayırmıştır. Ancak Dünya Bilim çevrelerinin de tepkisini çeken olumsuzluklar yaşanmıştır.
TÜBİTAK’tan sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın bilim adamı olmanın verdiği sorumlulukla tepkisini şöyle vermiştir: “ TÜBİTAK bilimin önündeki bütün kapıları açmak için vardır, bilime sansür koymak için değil. Bilimi ideolojik açıdan ele almak veya bilimi dini açıdan ele almak kimsenin bir amacı olamaz. Bilim bilimdir, inanç inançtır. Bunlar kendi alanlarında yürüdükleri sürece birbirlerine yardımcı olurlar.”
Bakanın düşüncesi doğrudur. Ancak uygulama böyle değildir. Daha iktidara gelir gelmez kadrolaşmanın ilk başladığı kurumlardan biri TÜBİTAK’tır!
Devletin önemli kurumları dogmatik ve bilim karşıtı bir dünya görüşünü benimseyenlerce doldurulmuştur.
Aydın aymazlığı içinde olanlar da zamanında gereken tepkiyi göstermemişlerdir.
Bilimin evrenselliği ilkesine ters düşen bu yapılanma ürününü ne yazık ki Darwin’e karşı vermiştir.
Bu görüşün insanları Darwin’in “evrim teorisi “ni tek Tanrı’lı dinlerin “ insanın yaratılırken de bugünkü gibi yaratıldığı “ düşüncesiyle çeliştiği için kabul etmemektedirler ve eleştirmektedirler. O nedenle inandıkları gibi davranmışlardır. İyi de olmuştur!
Bilimsel çalışmalar evrenseldir. Bulduğunuz yeni bir şeyi insanlığın hizmetine sunarsınız. Karşılığında gelir de elde edersiniz. İleri ülkeler bu amaçla büyük harcamalar yapmaktadırlar. Ayak uyduramayanlar ise kazançlarını bu ülkelere aktarmaktadırlar. Bizde de bu yönde atılımlar yapılması beklenmelidir.
Her türlü düşünceye karşı baskının yoğunlaştığı bu günlerde karanlığa gidişi önleme yurtseverlerin görevidir.
Tepkiler sürekli olmalı ve belli bir disiplin altında çoğalmalıdır.
Yazımı Atatürk’ün şu sözleriyle bitiriyorum:
“ Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan ve halkı esir eden, içerideki cephenin suskunluğudur. ”
Ahmet Metin Kılınçer
Emekli Öğretmen- Balıkesir
14.03.2009