- Kategori
- Güncel
Bilin bakalım!

alıntı
(“Açları doyurun, çıplakları giydirin, yıkılanları yapın, az halkı çok edin…)
Fakir fukara , öksüz yavrular karınları aç yatıyorlar. Kadınlar kır otu toplayıp çocuklarını doyuruyorlar.
Köylerdeki kadınlar, dağlardaki otları toplayıp, kentlerdeki pazarlara getirip, bir şişe yağ alabilmek için satmaya uğraşıyorlar.
Evlerin önünde çöp karıştırıp nafaka toplayanlar, sıra sıra geziyor. Onların en sadık dostları köpekler de peşlerinde..
Canı meyve suyu içmek isteyen çocuklar çöp kutularındaki meyve suyu kutularını toplayıp, süzüp , içmeye çalışıyorlar…
Pazar bittikten sonra pazar yeri artıklarını toplayan kadınlarla doluyor. Az çürük, çarık ne bulurlarsa götürüp çocukları, hasta kocaları için aş hazırlıyorlar…
Hastalık kol geziyor, dert kol geziyor… İyi beslenemeyen insanlarımız, hastaneleri dolduruyor…
Türkiye sendikasız işçiler ülkesi oldu. Sarı olmayan sendikaya giren işçiler yallah işten çıkarılıyorlar.
Caminin önünde dizi dizi işçi adayları, bir kamyon gelecek de kendilerini götürecek diye akşama kadar bekliyorlar. Bunlar aldıkları paranın yarısını memlekete gönderecekler, ailelerinin açlığını bastırmasına yardım edecekler, diye hayaller kuruyorlar.
Diğer yandan üç kuruş başlık için yaşlı insanlara pazarlanmak istemeyen genç kızlar, kadınlar evlerinden kaçarak büyük kentlere geliyorlar ve burada kadın pazarlama çetelerinin ellerine düşerek kaybolup gidiyorlar. Onların öykülerini Sabah Programlarında, evlilik programlarında görüyorsunuz, izliyorsunuz.
Bu ülkede , beş lira alacak için insanlar birbirini bıçaklıyor…
Bu haberler her gün gözlerimizin önünde cereyan edip duruyor.
İşte bu noktada sorulacak soru şu: Acaba Dünyada ve Türkiye’de en ucuz lokanta nerede?
Dünyanın en ucuz lokantası ………….'de (Gazete haberlerinden) . Fiyatlar….
Çorba 50 Kuruş
Pilav 50 kuruş
Cacık 50 Kuruş
Etli türlü 1 TL
Cevizli halka tatlısı 1TL
Hindi dolma 2 TL
Fırın kebap 3 TL
Piliç but fırın 3 TL
Kuzu tandır 4 TL
Köylü Biftek 4 TL
Dil balığı 4 TL ….
Anladınız değil mi bu lokantanın adını ? Söylemeye bile gerek yok. Çünkü millet biliyor.
Yiyin beyler yiyin... Bu han-ı iştiha sizin. Doyuncaya, patlayıncaya tıksırıncaya kadar kadar yiyin... diyor Tevfik Fikret… Onun için Tevfik Fikret’i sevmiyorlar. Oysa Atatürk bu şairi ne kadar severdi.
Bazıları durmadan yiyorlar. Onlar için Türkiye durmadan kalkınan bir ülke . Herkes mutlu, herkes çok iyi yaşıyor ve herkes yöneticilere duacı. Onun için “yemek” bu yöneticilerin hakkı…
Zaten fakir fukara hep duacı.
Kendisine, seçim zamanı getirilen bir kilo mercimek, bulgur için de dua ediyorlar…
Kendisine asgari ücretten iş sağlayan patronuna da dua ediyorlar…
Allah razı olsun , diyorlar… Onlar memnun ve ezilmiş…
Ne yapsın garibanlar!
Bir de TBMM’si lokantası bu garibanlara açık olsa; bir güzel karınlarını doyursalar ne mutlu olacaklar kim bilir? Ama oraya kolay kolay giremezler. Oraya ancak, Milletvekilleriyle iş görüşmesi yapan iş adamları girebilir. Aracılar , girebilir… Kolay değil oraya girmek.
Onlar da , gitsinler kendi yemeklerini kendi yapsınlar. Belki de bu fiyatlardan daha ucuza mal edebilirler. Çalışsınlar, çabalasınlar bakalım. Çünkü onlar çok marifetlidirler. Yaşam ustasıdırlar.
Hiç yakınmadan, ağlamadan, dır dır etmeden yaşayıp dururlar…
Kimbilir, belki de kendi kendilerine yalnız oldukları zaman ağlarlar… Kendim ettim, kendim buldum, diye.