​ Bilinen kötülükler / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '07

 
Kategori
Güncel
 

Bilinen kötülükler

Gazetelerde Türkiye’nin Irak’a girebileceğine ya da girmesi gerektiğine dair haberleri görünce üzülüyorum. Çünkü bu gibi ülkemizin güvenliğini ilgilendiren hassas konuları apar topar yazmak, sorumsuzluğun ötesinde, sakıncalıdır. İrademizle, askeri gücümüzü kullanmayı düşünsek bile, bunu davul çalar gibi, önceden duyurarak mı yapacağız ? Medyanın tavrı düşündürücü. Devletin yüce makamları dururken, onlar adına konuşmayı alışkanlık haline getiren, kafa karıştırıcı yazarları da kınıyorum. Oraya, kahve içmeye, fotoğraf çekmeye gitmeyeceğiz herhalde. Kimse "Hoş geldiniz!" demeyecek. Parktaki sohbetler bile daha yapıcı geçiyor, yurtsever dostlar arasında.

Bazı köşe yazarlarının, kalemlerini sattığı, halka savaş psikolojisi dayattığı bir ülkede, gerçek anlamda aydınlanma ve kalkınma nasıl yürütülebilir ? İfade özgürlüğüne sığınarak, devletin kurumlarını kışkırtıcı, akıl verici konuşmalar yapılmamalı.

Saddam Hüseyin idam edildi. Dünya televizyonları idamı, yapay bir normallik atmosferi içinde sundular ve gelecekte, kameraların istediği biçimde anımsanacak her şey. Sanki bölgenin bütün sorunları şimdi daha kolay çözülecek. Halk ABD ve İngiltere sayesinde özgür, mutlu olacak sanki.

Cahil çobanlar bile çok merak ediyorlar;"Çok sayıdaki batı ülkesinin Irak’ta silahlı güç bulundurmaya hakları var mı ? Kimden izin alarak ve neden geldiler ?" Yanıtı açık:" Egemenler, güçlü oldukları kadar barışçılar, her zaman Demokrasi adına çalışırlar, insanlığın yararına iş yaparlar ve insanları gerçekten çok severler. Sevdikleri için de savaşlar çıkarırlar hep."

Olaylar, yalnızca görülenlerden ibaret değil ki. Bombardımanda tahrip olan kütüphanelerde, el yazması bilimsel eserlerin hepsi kül olmuş. Evliyalar Diyarı diye anılan Bağdat, en çirkin olayların yaşandığı bir işkence merkezi olmuş. Yol geçen hanı.

Demokrasi getireceğini söyleyen ülkeler, iki komşu İran ve Irak’ın aralarında yıllarca sürdürdükleri savaşı durdurmamışlar, iki tarafa gizli yollardan silah satarak yüklü paralar kazanmışlardı. Dünyanın bir çok bölgesinde çıkardıkları çatışmalarda, masum insanların ölümlerini koltuklarından izleyenlerin yöntemleri ortada. İngiltere, geçmişte kendi geleceği için tehlike saydığı Osmanlı İmparatorluğunu içinden yıkmakla kalmıyor. Orta doğunun zavallı halklarını, küçük küçük devletçikler haline getiriyor. Plan gereği, yönetime getirilen her emir ya da kral, İngiliz efendileriyle iç içe, akraba gibi oluyor. Çoğu Arap yöneticilerin yaşamları lüks içinde geçiyor. Haremlerinde, batı hesabına ajanlık yapan çekici kadınlar eksik olmuyor. Yine İngiltere, son kalan parçanın da eritilmesi için ( Anadolu ) Yunanistan’ı kışkırtıyor. Venizelos’un, böyle acele ve ölümcül adım atmaya kandırılmasını anlamak güç. Mondros Mütarekesiyle birlikte, her an işgal bekleniyor ama bunu Yunanlıların başlatacağı akla getirilmiyor.

İzmir Sosyal Hizmetler Vakfınca, 1982’de kütüphanelerimize kazandırılan bir araştırma kitabı dikkatimi çekti. Kitabın ismi "Yunan Ege’ye Nasıl Geldi?" Yazarı, Türkmen Parlak. Kitaptan Bazı Bölümler ( İşgal Bildirisinden kısa alıntı ) "Müttefiklerin izniyle hareket eden hükümetimden aldığım emir gereğince, İzmir ve çevresinin işgaline başlıyorum. İşgalimizdeki amaç, mevcut kanunların en iyi korunması ve desteklenmesiyle, bütün halkın refahını sağlamaktır. Üç bin yıldan beri Yunanistan’a değişik nedenlerle bağlı bulunan bu topraklar hakkında, durumu görüşmekte olan devletlerin, bu konuda verecekleri kararlardan önce, işgal düşüncesi kesinlikle yoktu.
1. Larisa Tümeni ve İzmir İşgal Kuvvetleri Komutanı Albay Niko Zafiryos.

Mustafa Kemal diyor ki: "Bizi öldürmek değil, canlı canlı mezara gömmek istiyorlar. Şimdi uçurumun kenarındayız. Ama hiç bir zaman ümitsiz olmayacağız. Hep birlikte çalışarak memleketimizi kurtaracağız."

Kitapta çarpıcı bilgiler var, geçmişin acı gerçeklerini aktarıyor. Örneğin: İngiltere hakkındaki suçlama çok ilginç; İngiliz Yarbay İan Smith, savaş öncesi, İngiltere’nin önce İstanbul Kara Ateşeliğine, sonra da İzmir’e konsolos yardımcılığına atandı. Savaşın başlangıcında Türkiye’den ayrılan Smith, İngiliz Gizli Haber Alma Servisinin Midilli adasındaki karargahına tayin edildi. Kısa zamanda bu karargahın komutanı olan Smith, Türkiye’ye dönük toprak altı çalışmalarında başarılar sağladı. Rumların silahlandırılmasında ve baskınlar düzenlemelerinde etkili çabaları görüldü. İleriki günlerde Ege Bölgesini kana bulayacak olan Yunan milisleri bu Türk düşmanı Yarbay tarafından eğitildi, silahlandırıldı.

Mustafa Kemal, perde gerisindeki beyni çok iyi biliyordu. Kurtuluş Savaşı sonunda esir alınan Yunan Başkomutanına nazik davrandı ve Yunan bayrağı üzerinde yürümeyi reddetti. Çünkü bayrak, bir ulusu temsil eden kutsal simgedir ve savaşlar, Emperyalist ejderhaların doyumsuzluklarını gidermek üzere hazırlanan acımasız oyunlardır.

Aynı beyin, ülkemizi 2. Dünya savaşının içine sürüklemek için çok uğraşmış, fakat dönemin deneyimli devlet adamı İsmet İnönü’yü üç gün boyunca ikna edememişti. Churchill’i ( asıl mesleği: Avukat ) dinleseydik yıkıma uğrayabilirdik. Tarafsızlığı tercih ettik. Kıtlık yıllarında, zor da olsa yaşayıp bugünlere ulaştık.

Claudius

Copyright
TYRANNOS Edebi Ürünler
İzinsiz kopyalanamaz - çoğaltılamaz

 
Toplam blog
: 56
: 334
Kayıt tarihi
: 12.06.07
 
 

İzninizle hayatıma dair satır başlarını aşağıda sunuyorum. Yolunuz düşerse günün birinde beklerim. ..