Anlamak yetmez / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '07

 
Kategori
Güncel
 

Anlamak yetmez

Güzel ülkemizin nerelere sürüklendiğini bilmek; duyarlı her Türk için önemli bir olaydır. Araştırmalarda biraz derine indiğimizde üzülerek görüyoruz ki; yeryüzündeki güçler, diledikleri zaman, yüzölçümü küçük de olsa bir ülke yaratmışlar, diledikleri zaman büyük bir ülkeyi tökezletip parçalamışlar, diledikleri bölgelerde savaşlar çıkarmışlar, programlarına uygun yönetici modellerini her şeye rağmen, iş başında tutmuşlardır. Bu gerçek, diğer gerçekleri çırılçıplak ezip geçiyor.

Zengin ülkeler askeri ve sanayi ürünlerinin satışlarında, kaoslar yaşanmasında, yoksul ülkeleri acımasızca kullanmışlar. Bize bakalım; Dün ufukta ucu görünen bıçak, artık kemiğimizi kesiyor. Hiç acımıyorsa, vücudumuzda bir sorun var demektir. Belki de duygularımız zayıflamıştır.

Yakınımıza kurulan bir çark, değirmen gibi durmaksızın dönüyor. Batılı ülkeler tarafından Güneydoğuda, Ortadoğuda tehlikeli çalışmalar yapılıyor ve bütün dişliler Beyaz Saray’daki ana saatin yürümesine yardım ediyor.

Küreselleşme hareketi; sınırlar açısından, yerli holdingler açısından, kültür birikimleri açısından bütün ulus devletlerde kaygı ve sıkıntı yarattı. Yıllardır çoğu alanda işbirliğine girdiğimiz, kredi ve malzeme almayı görev edindiğimiz sömürgeci ülkelere bir parça olsun direnebilmemiz için bizi, bizlerin yönetmesi gerekiyordu. En büyük başarısızlığımız budur. Kendi yağımızla kavrulmadık hiç, yağımızı beğenmedik ve ekonomide borç bataklığına saplandık, hiç çıkmamak üzere …

Cehennemin ortasına götürüp oturttular bizi; elimize armağanlar verdiler. Yıl: 1965. İlkokula giden çocuklarımızın Amerikan malı süt tozuna ihtiyaçları mı vardı, süt kıtlığı mı vardı memleketimizde ? Hayır. Peki biz dilenci miyiz ? Hayır. Kimi yabancı ülke yöneticileri de geçmişte, agresif biçimde hiç çekinmeden, bizlerin; geldiğimiz yere, yani Ortaasya’ya sürülmemiz gerektiğini bile söylediler.

Önümüzdeki dönem, başta ABD, İngiltere ve İsrail etiketli tüm emperyalist planların dışında kalabilmemizi sağlayacak bir dalgakıranın yapımı için, yaşadığı toprakları gerçekten seven aydınlar bugünkü mevcut engellerin nasıl aşılabileceğini acilen ortaya koymalıdır ama bu çaba, gazete köşelerinde değil, kent meydanlarında içtenlikle, yüksek sesle gösterilmelidir. Ağzımızla değil yüreğimizle konuşmalıyız.

İsim vermeye utanıyorum, hoş değil, geçmiş yıllarda aydın maskesiyle bazı onursuz kişiler söylemlerinde, halkımızı ve rejimimizi yargılarken lordlar sınıfında içip dansettiler sadece. İnsanları küçümseyip, egolarını sevdiler, maddi kazançlarını sevdiler. İçimizden söküp atmak için Kurtuluş Savaşı verdiğimiz ülkeleri çok sevdiler. Eşlerinin Hıristiyan olması sanki bir ayrıcalıktı. Samimi olmadıkları kanıtlandığı halde; televizyon kanallarında hayranları, meraklı izleyicileri ve piyasada ilgi gören kalın kitapları vardı onların. Halkımızı, kamu kuruluşlarımızı kasten aydınlatmadılar, uyarmadılar, ancak yapay gündemler ürettiler. Sonuçta toplumumuz, tek yumruk olmayı beceremeyecek kadar aciz pozisyonlara düştü. Daha da düşecek. İşsizlik, yoksulluk, karamsarlık ve şiddet arttı …

Atatürk’ü seviyoruz. Sevilmeyi hakediyor. Anıtkabir’i ziyaret ediyoruz, portrelerini çoğaltıyoruz, her yere asıyoruz ama bize teslim ettiği değerli vatanı uçuruma doğru itenlere karşı ciddi bir tavrımız yok. Karıncaların sohbet ettiklerini, tartıştıklarını göremeyiz, sadece çalışırlar. Duyarlı insanlar olarak, hiç birimizin çalışması, üretimi yeterli değildir. Çünkü özel donanımlara sahip, erdemli ve cesaretli yöneticileri yaratamama problemimizi çözemedik. En güzel yıllar geçip gittiler. Atatürk dışındaki devlet adamlarımızın özgür iradeleri tartışılır. Darbelerden, genel seçimlerden, yeni kurulacak bir partiden hiç sözetmeden, başka neler yapabileceğimizi, hangi yoldan yürüyebileceğimizi belirlemeliyiz. Politik alan çoktan yozlaştı. Siyasi partiler güven ve saygılarını yitirdiler. Disiplin ve düzenleme kaçınılmaz. Somut fikirlere ve projelere çok gereksinim duyuyoruz. Daha uzun yıllar, oyunlarda, tuzaklarda figüranlık yapıp çırpınmayı kabullenemeyiz. Çünkü umutlarımız değerlidir. Bilinçli her Türk genci bu döngünün asıl nedenini merak ediyor. Üzücü olan; her geçen gün biraz daha yanına yaklaştığımız kara deliğin yapımcıları; varlığımızı korumamıza, inançlarımızı yaşamamıza, ekonomik düzenimize, hukukumuza sınırlar koyuyorlar. Anayasamız kaç kez delindi. Devlet üst kademesinin değerli insanları kaç kez komplolarla yıpratılmaya çalışıldı.

Komşularımıza dikkatle bakıyorum. Kitle imha silahları bulunduruyor bahanesiyle Irak işgali başlatıldı. İşgal öncesi yayılan iddiaların hepsi boş çıktı.

Çizilen rotaları değiştirmeye teşebbüs edenlerin, bu aykırılıkları nedeniyle susturulduğu, yine siyonist locaların talimatlarıyla, aileleriyle birlikte sefilliğe terk edildiği ya da yaşamlarının sona erdirildiği çok sayıda ülkede açıkça görüldü.

Önceleri makamında saygı gören fakat sözleşmesi biten yönetici, medyanın katkılarıyla 24 saat içinde değersiz bir çöp oluyor, aşağılanıyor. Örneğin; Romanya’da Nicolae Ceauşescu ve eşi Helena’nın makinalı tüfekle taranması televizyonlardan yayınlandı. Örneğin; Eski Başbakanlarımızdan Turgut Özal, Ortaasya Cumhuriyetleri gezisi sırasında yediği yemekten zehirlendi ve dönüşte klinikten kan tüpü yok oldu. Böylece tahlil sonuçları öğrenilemedi. Bir başka itici örnek; Irak eski lideri Saddam Hüseyin. Kafasında bit olup olmadığına, ağzındaki dişlerin sağlam olup olmadığına bakıldı canlı yayında. İki oğlunu öldürüp önüne attılar. İğrenç bir mağara dönemi uygulaması. Günahsız halkın maruz kaldığı işkencelerse yüreklerimizi parçaladı durdu haber bültenlerinde.

İslam ülkeleri aydınları ve yöneticileri, sorumluluk hissederek, temel ilahi ilkeler doğrultusunda doğrultusunda inisifiyatiflerini ve olanaklarını kullanamayacak kadar acizler. Zevklerinin kölesi olmuşlar. Londra’ya uçakla eşcinsel sevgilisini ziyarete ve kumar oynamaya giden kişiliksiz petrol şeyhlerinin zavallılıklarını gazetelerden okuduğumda rahatsız olurdum, sinirlenirdim. Yakalarına yapışmayı, öfkemi dile getirmeyi hayal ederdim.

Yalan söylemeyen, duygu sömürüsü yapmayan, dışarıdan emir ve borç almayan iktidarlar istedim hep. Olmadı. Borçlarımızdan mutlaka kurtulmak zorundayız. Gerçek özgürlüğe ulaşmamız için, diğer devletlerin bencil - vahşi politikalarını sorgulamak bir yana, kaybolan ruhlarımızı bulmalıyız önce. Ruhlarımızın çalındığının bile farkında değiliz. Uyuduk. Bizi güzel uyuttular.

Herkes eline sağlam bir fener almalı, ileriyi görmeli. Devletimizin manevi kişiliğine çok fazla saldırdılar. Keşfettiğimiz doğrular ışığında eğer mevcut kuşatmayı kıramayacaksak; yarın doğacak çocuklarımıza gücümüzün nasıl çalındığını, onurumuzun nasıl incitildiğini gözyaşlarımızla birlikte anlatmak zorunda kalabiliriz. ABD’nin dünya uluslarına öteden beri nasıl düşmanca ve ikiyüzlü davrandığını unutmamalıyız. Lozan Antlaşmasını tanımayıp dolayısıyla imzalamamasını, yıllardır PKK’ya silah ve para sağlamasını, Kürdistan dayatmasını ve Ermeni soy kırımı suçlamasını, yabancılara toprak satışındaki rolünü, çekiç güç, askerimizin başına çuval geçirme gibi olayları unutmamalıyız. Ülkeler arasındaki büyük savaşları, çatışmaları perde gerisinden yöneten onlardır. Çıkarları doğrultusunda ve diledikleri her konuda, tüm insanlığı sahte belgelerle kandırmaya çalışan yine onlardır.

Toparlanmak zorundayız, çünkü zemin hızla kayıyor. Yarınlarımız için, cılız bilgilendirmeler yerine başka özel formüller bulmalıyız. Böylece Atatürk yerinde rahat uyusun. Şehitlerimiz yerlerinde rahat uyusunlar. Kemikleri sızlamasın. Bir şeyler yapmalıyız kıyamet kopmadan.

Anlamak yetmez
Anlamak yetmez
Anlamak yetmaz

<>

Copyright
TYRANNOS Edebi Ürünler
İzinsiz kopyalanamaz - çoğaltılamaz
 
Toplam blog
: 56
: 334
Kayıt tarihi
: 12.06.07
 
 

İzninizle hayatıma dair satır başlarını aşağıda sunuyorum. Yolunuz düşerse günün birinde beklerim. ..