​ Bir 'Şerefsiz'in Not Defterinden' / Siyaset / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '15

 
Kategori
Siyaset
 

Bir 'Şerefsiz'in Not Defterinden'

 
 Bir “Şerefsiz”in Not Defterinden Devlet Bahçeli’nin “İzmir’de Marmaris’te yazlıklarında yatıp, AKP’nin olmasın diye oyunu MHP’ye vermeyen; ama HDP’yi Meclis’e taşıyan zavallılar, Türkiye’nin kaymağını yiyenler, Boğaz’da, yalılarda viskisini yudumlayıp oyunu HDP’ye veren şerefsizler” sözlerini ciddiye almak mı gerekiyor:
 
Hem evet hem hayır.
 
Hayır, ciddiye almayın. Bahçeli’nin sözleriyle dalga geçmek bu konuda yapılabilecek en ciddi, en eğlenceli iştir.
 
Sosyal medyada Bahçeli’nin zırvalıkları üzerine dönen “geyikler” sevgili başbuğumuzun ne kadar ciddiye alınır bir insan olduğunu gösteriyor zaten. Türkiye seçmeninin %13’ünün İzmir’de yazlıklarda, İstanbul’da Boğazdaki yalılarda oturup viski içen şerefsizler olduğu düşüncesinin ciddiye alınacak nesi var.
 
Hem sevinmek bile lazım! Şunun şurasında size şerefsiz diyen, Türkçeyi bile doğru düzgün konuşamayan bir “Türk milliyetçisi”; üniversitede eğitimini aldığı, hocalığını yaptığı bilim dalının adını bile (ekonomi) bile doğru düzgün telaffuz edemeyen, babasından “pesküvit” isteyen çocukların ağlaşmaları üzerinden ekonomi analizi yapan bir “akademisyen”; kendisini bir kurdun (asena) besleyip büyüttüğüne inanan bir siyasal hareketin “genel başkanı” ise size, bu sözleri için ona teşekkür etmek düşer. Asıl, “şerefliler” deseydi üzülmek, durup düşünmek, “iman tazelemek” gerekiyordu.
 
Bahçeli’nin sözlerini ciddiye almak lazım. Ciddiye almak dediysem, Bahçeli’nin sözlerinden hareket edip HDP’ye oy veren kaç seçmenin gerçekten şerefsiz olduğunu araştırın demek istemiyorum.
 
Genelde Türkiye sağının, özelde de MHP çizgisinin siyaset algısı, daha da önemlisi kendi varlığını meşrulamak için kurmak, kurgulamak “zorunda” olduğu “öteki”nin inşasında kullandıkları sterotipleri (kalıp-düşünce) anlamak için Bahçeli’nin sözleri muhteşemdir. Birkaç noktanın altını çizmeme izin verin.
 
Milliyetçi Hareket Partisi, siyasal arenada yer aldığı tarihten günümüze, siyasal pratiklerini “düşman ile savaş” düşüncesi üzerinden kurmuştur. MHP’nin varlık sebebi olan bu “düşman ile savaş” anlayışı üzerinde de birkaç cümle ile olsun durmak gerekiyor. Genelde Türk sağı, ama bu kesim içerisinde de en belirgin şekilde MHP çizgisi kendi varlığını, yine kendi yarattığı, kurguladığı, inşa ettiği öteki (düşman) ile savaşta (mücadelede) haklılaştırır. Düşmanı, ötekisi yoksa MHP çizgisinin kendi kitlesini mobilize edebileceği, harekete geçirebileceği bir söylemi, kendisine ait bir sözü de yoktur. Bu düşman, önceleri komünizm idi. MHP varlığını komünizm ile mücadeleye (düşman ile savaşa) adamış, idealist, ülkücülerden (!) oluşuyordu.
 
Sorun burada da bitmiyor. Komünizmle mücadele edebilmek, komünizmi eleştirebilmek, bu dünya görüşünü “yerle bir (!)” edebilmek için önce siyasal düşünceler dünyası, sonra da sosyalizm, komünizm hakkında yeterli bilgi sahibi olmak gerekiyordu: Uzun iş vesselam!!!
1980 öncesi MHP bunun da kolayını buldu. Komünizm ile mücadele etmek uzun soluklu entelektüel bir çabayı ve birikimi gerekitiyordu ve bunun pratik siyasette çok da karşılığı yoktu; ama komünizmle değil de komünistle mücadele öyle mi? Bir kere komünizm belasının, ötekisinin, düşmanının Türkiye sosyolojisindeki izdüşümü bulunabilirse, artık komünizmle mücadeleye gerek kalmayacak; birebir komünist avcılığı, komünizm düşüncesi ile entelektüel bir hesaplaşmanın yerine tahvil edilebilecekti. MHP düşmanını buldu da: Âleviler.
 
Ne Âlevilerin çoğunluğunun komünist olup olmadığının, ne de Âlevilik düşüncesi ile komünizm düşüncesi arasında bir paralelliğin olup olmadığının bir önemi vardır artık MHP zihniyetinde. Önemli olan ötekinin, düşmanın inşâ edilmesi; kendi varlığını anlamlı kılan düşmanın sosyolojik karşılığının bulunabilmesidir. Âleviler, bu soyut, bırakın onunla mücadele etmeyi, ne olduğunu anlamak için dahi uzun soluklu bir öğrenme süreci gerektiren düşmanın, ötekinin müşahhas hale gelmesi; orada, yan mahallede, iki bina ötede oturur somut ve birebir mücadele edilmesi gereken insanlar olarak tanımlanabilmesi için işlevseldiler. Âlevi, bir kez, ne olduğunun anlaşılmasına bile gerek duyulmayan komüniste indirgenebilirse artık sorun kısmen çözülmüş oluyordu. Somut bir sosyolojik varlığa tekabül eden “Âlevi” ile (lütfen dikkat Âlevilik değil) mücadele, varlığını düşman (öteki) ve düşman ile mücadeleye borçlu bu hareket için bulunmaz fırsatlar yarattı. Maraş ve Çorum’daki katliamlar artık birer “katliam” değil (!), düşmanın yok edilmesi, ülkenin düşmandan temizlenmesi, harekatıydı; komünizmle mücadele için vazgeçilmezdi (!)
 
Soğuk Savaş’ın bitişi, komünizmi işlevsel bir düşman olarak tanımlamayı zorlaştırdı. MHP’nin ikinci evresi de burada başlıyor. Artık işlevsel olmaktan çıkmış bir komünizm tehdidi algısı etrafında, onun Türkiye’deki somut tezahürü olarak kendi yandaşlarına sunduğu Âleviler ile mücadele, kitlesel bir karakter taşımıyordu. MHP’nin yardımına PKK yetişti. Yeni düşman bulunmuştu! Yeni düşman bölünme, bu düşmanın Türkiye mümessili ise Kürtlerdi. Kürtler, MHP zihniyetinin yeni Âlevileriydi; ortak noktaları yok değildi: İkisi de komünist sayılırdı – unutmadan, Âlevi ve Kürt’ün, yani eski ve yeni düşmanların ortak noktalarının (komünizm) olduğu düşüncesinin MHP’nin düşmanla mücadele söylemine nasıl bir tarihsel tutarlılık kattığını sadece belirtmekle yetinelim.
 
Yeni düşman yine eskisi gibi orada duran, iki bina yanda oturan, sokakta görülebilen, somut bir topluluğa rahatlıkla tahvil edilebiliyordu. 1980 sonrasının MHP’si varlığını bu (yeni) düşmanı ile haklılaştırma yoluna gitti. Tıpkı eskiden olduğu gibi mücadele görünüşte “Kürt etnisitesi” ile değil “bağzı” Kürtlerle, bölücü Kürtlerle mücadele idi. Tıpkı 1980 öncesinde de mücadelenin Hz. Ali’yi sevmek anlamında Âlevilikle değilde (!) “bağzı” Âlevilerle, komünist vatan haini Âlevilerle yapılıyor gibi gösterilmeye çalışılmasında olduğu gibi.
 
HDP’nin oy desenindeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile başlayıp 7 Haziran 2015 seçimlerinde iyice belirginleşen dönüşüm, MHP açısından hiç de iyi olmadı. Yeni düşman “bölücü Kürtler” de artık eski tadı vermiyorlardı. Hele hele Türklerin bir kısmının da oy verdiği HDP, sadece ezberleri değil, sinirleri de bozuyordu. Türklerin de desteklediği bir HDP’nin, kendi partisi MHP’nin varlığı için elzem bir düşman görevi göremediğini, bunun en başta MHP’nin kendi varlığını tehlikeye attığını ilk farkeden Devlet Bahçeli oldu. Tabii ki, bir Genel Başkan olarak, yeni bir düşman bulma, hiç olmadı mevcut düşmana yeni tanımlar ekleme görevi de ona aitti.
 
Yeni düşmanın sterotiplerini dost ve müttefik partinin eski genel başkanı oluşturmuş; Gezi Direnişi’nde bu steriotipler etkin bir şekilde hayata geçirilmeye başlanmıştı. Daha önce de söylemeye çalıştığım gibi, düşmansız, ötekisiz yaşayamamak sağın genel özelliğiydi; Türk sağı içerisinde MHP çizgisinin ise varlık sebebi. Gezi Direnişi’ni de deri pantolonu ile başörtülü bacımın üzerine işeyen, camide bira içen, kız mı kadın mı belirsiz faiz lobicileri yapmamış mıydı? Evet onlar yapmıştı (!) Devlet Bahçeli, sadece Tayyip Erdoğan ve akıldanelerinin açtığı yeni patikadan yürüdü ve (ister yeni bir düşman tanımlama işi deyin, ister eski düşmana yeni elbise giydirme işi deyin) bu işi en mahir yapan yine o oldu.
 
“Viski içen şerefsizler” sözü Türkiye siyasetini, bu siyasal iklimdeki sağ zihniyeti, sağ zihniyet içersinde de MHP çizgisini anlamanın şifrelerini taşır. Şerefinize efendim…
 
Mete K. KAYNAR Sait Halim Paşa Yalısı İstanbul, Yeniköy 2015
 
 
 
 
Toplam blog
: 38
: 70
Kayıt tarihi
: 08.02.15
 
 

Hacettepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü. Doç. Dr.  Özgür Üniversite ..