Bir Avuç Keder Bir Tutam Sevinç / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Aralık '15

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Bir Avuç Keder Bir Tutam Sevinç

Bir Avuç Keder Bir Tutam Sevinç
 

İlk görüşüm değildi onları. Yine karşılaşmamızı istemişti tanrı. Sımsıkı sarıldığım hüznün solmuş yaprakları üzerime yağıyor, lime lime olmuş yüreğim sessizce ağlıyordu.

Denizden esen rüzgârın daha da soğuttuğu havada bordo bir hırkanın içine büzüşmüş, eşarbından alnına dökülen aklaşmış kahküle sakladığı hikayesiyle dimdik duruyordu hayatta.

Sol kolunun altında tahta bir koltuk değneği vardı. Destek kısmına bolca bez sarılmıştı. Belki evin erkeği belki de konu komşu çatıvermişti hayrına. Yoksul çocukluğumun rulmanlı tahta arabaları geldi aklıma. Marangozdan artık tahtaları, tamirciden çıkma rulmanları alır kendim yapardım çekici elime vura vura.

Sekerek yürüyen kadın bir erkek çocuğun elinden tutuyordu. Otistikti genç adam. Adımlarını hafif yalpalarla atıyor, ara sıra başını kadına yaslıyordu. Kadın da öpüyordu saçlarından. Keşke bir kolu daha olsaydı da sarılsaydı.

Gelen tramvaya seke-yalpalaya benim önümden bindiler. Karşılıklı oturduk. Elleri ayrılmamıştı. Çocuğun söyledikleri pek anlaşılmıyordu. Annesinin koluna uzanıyor, kadın da saatine bakıp “Az kaldı oğlum, doktor amca da özlemiştir seni.” diyordu. Gözlerimiz birleşti kadınla. Yüzüne yerleşen zoraki tebessümün dahi gizleyemediği sebatkâr rızayı paylaşmak istemiyordu adeta. Daha da sıkı tuttu oğlunun elini, yasladı başını masumiyete.

Kaçamak bakışlar atıyordum ana oğula. Korkum utanmaları değildi, ağlayacaktım koca adam usulca. İncecik bez bir ayakkabı vardı çocuğun ayağında. Delindi delinecek burunları yapışık, topukları ayrıktı. Başımı kaldırdığımda çarpıştım o güçlü bakışla. Gülümsedi gözlerimde artan neme. Beni anladı.

Dolmuştu vagon. Kapıdan giren bastonlu bey amcayı kimse fark etmedi. Doksan olmasa da seksenlerinin sonundaydı. Bir eliyle tutamaktan medet umarken, bastonlu eli titriyordu. Oturan birkaç öğrenci -kendi dünyalarında- birbirleriyle şakalaşıyordu. Ben yer vermeye hazırlanırken karşımdaki insan evladı annesinin elinden kurtuldu, ayağa kalktı ve -bir şeyler mırıldanarak- bey amcayı kendi yerine oturttu! Sanki doğaçlama bir melodramın oyuncularıydık hepimiz. Çocuğun gözlerindeki saygı, bey amcanın gözlerindeki minnet, annenin gözlerindeki şaşkınlık ve benim gözlerimdeki hayranlık son perdenin kuarteti olmuştu.

Çağlamasın diye kırpmadığım gözlerim, hıçkırmayayım diye sıktığım dudaklarım; kalktım ayağa. Sarıldım ona, öptüm yanaklarından kıvançla. Pırıl pırıldı gözleri. Zorlukla anladım dediklerini;

“Ağlama amca!”

 

 
Toplam blog
: 462
: 1159
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..