Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '07

 
Kategori
Öykü
 

Bir bahar günü

Bir bahar günü
 

Canlanmaya başlayan ağaçların, mavi göğe doğru uzanan körpe sürgünleri, kış boyunca unuttuğum kokuları taşıyordu dalga dalga. Keşke dağlarda kırlarda yaşasaydım. Belki de bir köyde. Şimdi köyler ne güzeldir kim bilir?

İçim yaşam sevinciyle dolmuştu. Tıpkı bir çocuk gibi, önümde uzanan kaldırımda sonsuza kadar koşmak, zıplamak istiyordu canım. Denizden esen hafif rüzgar da bu dileğimi kamçılıyordu durmadan. Oya ağaçlarının rüzgarda dans eden çingene pembesi katmerli çiçekleri bile “evet!” diyorlardı başlarını sallayarak.

“Bir çocuk olup koşmalısın zıplamalısın!”

Bu duygularla adımlarımı sıklaştırıp kendimi rüzgarın kılavuzluğuna bırakmış, pupa yelken ilerlerken, tam yolun kavisini alınca küçük bir grupla burun buruna geldim. Çarpışmamak için biraz çimlere doğru yürüdüm. Onlarla ilgilenmeye hiç niyetim yoktu aslında ama elinden tuttuğu genç kızı sürüklercesine çekerken kadının yakaran bakışlarla ağlayışı yüreğime dokundu nedense. Zaten yavaşlamıştım. Onları birkaç adım geçince durdum. Ayağımı çimleri çevreleyen demirlere dayadım. Seslerini rahatlıkla duyabiliyordum.

-Kurbanın olam bırak kızanımı.

Adamlardan biri sertçe bağırdı.

-Ağlayıp durma kadın. Ocağımıza düşen bu leke temizlenecek.

Genç bir erkek sesi titreyerek araya girdi.

-Babam, Ben nasıl kardeşime kıyarım babam.

Daha yaşlı olan yeniden gürledi:

-Memo sen bu işi yapaman değil mi? O zaman ben, ben yaparım.

Kadın çığlıklar atıyordu.

-Yapmayın kıymayın kınalı kuzuma dediğini seçer gibi oldum.

Tüylerim diken diken olmuştu. Bağcıklardan birini bağlamıştım. Diğer ayağımı demire dayayıp bağcığı bağlarken şans bu ya küçük grup da bana iyice yaklaşmıştı. Doğruldum.

Yaşlı adamın elinde bir tabanca, çilli genç kızı iki örgüsünden yakalamış çekiştirerek çimlerin ötesindeki surlara doğru itelediğini gördüm.

Hemen cep telefonumu çıkarıp yüz elli beşi aradım.

-Sahilde töre cinayeti işleniyor yetişin! diye fısıldadım. Kumkapı ile Cankurtaran arasında bir yerde olmalıyım diye yeri de belirttim.

Zavallı acılı ana, kendini çimlere atmış kıvranıyor, yeri yumrukluyordu. Sonra taş gibi kaskatı kesildi. Zavallı kadın göz göre göre gidecekti.

Eğildim. Hemen elimdeki pet şişeden yüzüne su döktüm. Çilli kızla adam sur yıkıntıları arasında kaybolmuştu. Oğlan da anası olduğunu sandığım bu zavallı kadının başında kazık gibi dikiliyordu.

Kadının yüzünü iyice ıslattım. Sonra bileklerini ovaladım. Hala gözlerini açamamıştı. Yoksa öldü mü? Başımı göğsüne dayadım. Kalp atışlarını duydum. Hem de ne atış. Zavallı kadının kalbi sanırsınız ki kaburgalarını delerek dışarı fırlayacak.

Düştüğünden beri anasının başında iskele babası gibi dikilen oğlu eğildi ve annesine sarıldı.
Bakamadım. Sırtımı döndüm. Uzaktaki kaviste polis arabası da belirmişti.

-Yapmam anacığım yapmam. Ben kızanıma kıyamam.

-Git o zaman kardeşini o yabanın elinden kurtar diye bağırdı kadın.

Çocuk yavaşça kalktı ve surlara doğru uzaklaştı. Polis arabası da yanımıza ulaşmıştı.

-Heyecanla polislere doğru atıldım.

-Bu kadının kızını öldürecekler.

Yaşlıca olan polis göbeğini hoplatarak gülmeye başladı.

-Sana ne demiştik ulan! Buralarda bi daha dümen çevirirseniz sizi nezarete atarız demedik mi ha?

Kadın hiç sesini çıkarmıyordu. Suçlu suçlu yere bakmasından, başka şeyler olduğunu anladım. Ne olabilirdi? Olsa olsa kamera şakasıdır deyip etrafa baktım ama görünürde kimseler yoktu.

Genç olan polis yanıma gelip sordu:

-Bayan çantanızda eksik bir şey var mı bakın.

Çok şaşırmıştım. Yürüyüşe çıkarken çanta almamıştım.

-Eksik bir şey yok memur bey zaten çantam da yanımda yok dedim.

Yaşlı polis kadına bağırdı.

-Hadi pılını pırtını topla ve defol!

O hantal kadın bir panter çevikliğiyle fırladı ve surların ardında kayboldu. Yaşlı polis bana dönerek.

-Bayan bir daha buralarda yalnız başınıza yürüyüşe çıkmayın dedi.

Yine de ne olduğunu tam kavrayamamıştım. Aptal aptal bakmış olmalıyım ki genç olanı açıkladı.

-Bayan bunlar kapkaç çetesidir. Kurbanı aralarına alır, soyup soğana çevirirler.

Yaşlı polis de
-Tam zamanında yetiştik dedi. Yoldan geçen biri telefon etmiş.

O anda hatırıma geldi. Elimi ceketimin cebine soktum. Cep telefonum yoktu, kredi kartlarım da. Utancımdan ve kızgınlığımdan ağzımı açıp da tek kelime edemedim polislere.

Başımı sallayarak yanıt verip hızla yanlarından uzaklaşırken güzelim bahar günümü cehenneme çeviren kapkaççılara duyabileceğiniz tüm küfürleri sıralıyordum sanırsanız yanılırsınız.

Bir köy kızı olarak dünyaya gelmenin zorluklarına kafa yoruyordum.
ezgi umut

 
Toplam blog
: 566
: 1338
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..