- Kategori
- Siyaset
Bir Başbakan yetmez !

BDP’ nin eski genel başkanı “Bir başbakan yetmez.” deyince aklıma geldi. Sahi bize kaç başbakan yeter.
Bir mi?
İki mi?
Üç mü?
Dört mü?
Kaç…?
İşin aslına bakarsanız bu iş biraz yedi kocalı Hürmüz’ün hikayesine benziyor… Orada da bir de yetmez iki de yetmez diyerek koca sayısı 7 ‘ye kadar çıkıyordu ya onun için söyledim…
Tabi bu arada coğrafi bölge olarak da 7 olunca, insanın aklına geliyor kaç başbakan bu ülkeyi yönetebilir?
Elbette burada kastedilen coğrafi bölgeler değil… Adamlar düşüncelerini zaten her fırsatta dile getiriyorlar.
Hedef özerklik.
Bir süre sonra özerklik tam manasıyla yerleştiğinde de bağımsızlık. Hani biz istemiyoruz falan gibi, istemem yan cebime koy türünden laf salatasına da karnımız tok. Burada söz konusu olan, hani bastan beri de söylenegeliyor ya 36 etnik kimliğe özgürlük, yani özerklik…
İşte onun için söylüyorum eğer bir başlarsa aynen Osmanlı’nın son dönemi gibi herkes bir parçasını kopararak bir kenara çekilir.
Bu arada Türklere neresi kalır, ya da gerçekten kalır mı? O da ayrı bir sorun ama bilin ki bu iş başladığı noktada asla durmaz…
Bakın aynı çevrelerce son zamanlarda ısrarla vurgulanan bir kavram var özellikle özerklik gündeme getirildiğinde diyorlar ki : “Mısır gibi mi olur, Suriye gibi mi olur? Ama mutlaka bir şeyler olur…”
Hani hep söylüyoruz ya AB demokrasisi falan diye işte o demokrasi modellerinin en iyi uygulandığı ülkeler aslında…
Mısır, Tunus, Suriye, Libya, Irak, Afganistan…
Yani eğer AB ülkelerinin nasıl bir demokrasi getirdiğine ilişkin herhangi bir görüşünüz yoksa bu ülkelere biraz dikkatle bakın…
İşte o zaman bizim de AB sayesinde nasıl bir demokrasiye kavuşacağımızı çok kolaylıkla çıkarabilirsiniz…
Ama elbette hemen her şeyde olduğu gibi bu tür demokrasinin de bir hazırlık dönemi bulunuyor. İşte o hazırlık döneminde yapılanları dikkatle izlemek gerekiyor. Bu sadece bizim ülkemize özgü şeyler değil, hedef haline getirilen, kaynaklarına el konulması düşünülen hemen her ülkede aynısı gerçekleştiriliyor.
Bu ülkelerde müdahaleyi haklı kılabilecek en büyük etnik ya da dinsel kimlik üzerine oyunlarını kuruyorlar. Gerçi o olmazsa diğerleri devreye sokuluyor ama ilk hedef o.
Sonra ülkeye yapılan siyesi ve ekonomik baskıyla etnik kimliğin ortaya çıkabilmesi, kendini farklı şekillerde iade edebilmeleri, için fırsat yaratılıyor…
Yani hareket serbestîsi…
Gerekirse yasaları bile değiştirtilip liderleri bile asılmaktan kurtarılıyor.
İşte tüm amaç; içerideki bu en büyük etnik grubu, (bazen de dinsel) her ne şekilde anlarsanız anlayın destekleyerek işi ayaklanmaya kadar götürebilmek…
Biliyorlar ki ayaklanma ne kadar büyük olursa müdahale de o kadar büyük olur.
Son zamanlarda çeşitli Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşananlara bakın, hep aynı… Önce kışkırtıyorlar sonra gelip çözüyorlar…
Ne diyelim AB demokrasisi de aynen böyle oluyor…
12–05–2011
Nusret KEBAPÇI