- Kategori
- Edebiyat
Bir Bayan Öğretmen
Ben bir gülüm, sen bahçıvan
Çok açarsam eser senin,
Misk kokarsam hüner senin,
Ama bir de soluversem,
Günah senin, günah senin Öğretmenim…
Hatice Kültür
Akseki ilçesine yaya dört saat uzaklıktakiköyüm Gödene’den 11 öğretmen yetişti, Aksu Köy Enstitüsü’nden.
Kesin olarak söyleyebilirim ki şunu, bu “Enstitü” açılmasa, ben başta olmak üzere, hiçbirimizin ilkokuldan sonra okuma şansımız yoktu.
Bilirsiniz, Köy Enstitüleri açılmadan önce, “Eğitmen Kursları” açılmıştı. Bu kurslara, askerliğini “çavuş” olarak yapmış köy gençleri alınıyor; altı aylık bir kurstan sonra kendi köylerine, “eğitmen” olarak atanıyordu.
İlkokulların ilk üç sınıfında, okuma, yazma ve matematikten dört işlemi öğretmekti; onların görevi.
Köyüm Gödene’de hiçbir eğitmen yoktu. Oysa askerliğini çavuş olarak tamamlamış, okuma, yazma bilen birçok genç vardı. Neden hiçbiri eğitmen olmak istememişti? İstememişler miydi, yoksa haberi olmamış mıydı hiç kimsenin?
Yaya olarak yarım saat uzağımızdaki annemin köyü Menerge’nin nasıl haberi olmuştu?
Nerden mi biliyorum, onların haberi olduğunu?
Menergeli bir eğitmen vardı çünkü. Yaşıtım ve arkadaşım Mahmut Yüksel’in babası… Yıllarca kendi köyünde eğitmenlik yaptı.
Henüz öğretmeni yokken Menerge’nin, ilk üç sınıfı o okuttu. İlkokul diploması almak için 4. ve 5. sınıfı okumak isteyenler bizim köye gelirlerdi.
İlkokul öğretmenlerim İhsan Özel ve Ali Uyar gibi Aksu Köy Enstitüsü mezunu Mehmet Gül, öğretmen olarak atanınca kendi köyü Menerge’ye, çözülmüş oldu sorun.
Mehmet Gül öğretmenin, benim öğretmenlerimden farklı bir yanı vardı. O, okul dışı zamanını bağa, bahçeye, tarlaya giderek değerlendirirdi. Ayrıca arı kovanları vardı; bal üretirdi. “Ben öğretmenim. O tür işler benim görevim değil.” demezdi. Gübreyi yüklediği gibi katırına, yaya olarak bir saat uzaklıktaki tarlaların olduğu Barmana’ya gider; gerekiyorsa kazmayı, küreği, gerekirse orağı, baltayı, testereyi, çekici alırdı eline. Benim öğretmenlerim “efendi” idi; bu tür işlere karışmazlardı hiç.
Ben öyle sanırdım ama iki hafta önce telefon ettiğim Ali Uyar öğretmenim, “Olur mu Erkan? Aksu Köy Enstitüsünde marangozluk da öğrendim ben. Köydeki oturduğumuz evin tavanına varıncaya kadar bütün marangozluk işlerini ben yaptım” demesin mi?
Bilmiyordum, öğrenmiş oldum. Teşekkürler öğretmenim!
Aksu Köy Enstitüsü mezunu bir tek Mehmet Gül vardı Menerge’den. Gerçi, Medine Teyze’min oğlu Osman Durmaz ve kardeşi Abdullah da öğretmenlik mesleğini seçtiler ama ikisi de Aksu mezunu değil. Babaları rahmetli Ali Enişte telgraf memuru olduğu için, genellikle İbradı, Manavgat, Akseki gibi PTT şubelerinin bulunduğu ilçe merkezlerinde yaşadılar hep.
Yaşıtım Teyzeoğlu Osman, Akşehir Öğretmen Okulu’nu bitirdi. Manavgat Çağlayan İlkokulu’nda çalışıp yüzlerce öğrenci yetiştirdi. Mesleğini ve öğrencilerini seven, dolayısıyla sevilen başarılı bir öğretmendi. Emekli şimdi. Aynı köyden eşi Nûran Hanım’la kışın Manavgat’ta, üç mevsim Menerge’de yaşar.
Bir meslektaşıyla evlenen Abdullah kardeşim nasıl bir öğretmendi, bunu bilmiyorum. Abisi ve ablalarından farklı olarak, O hep biraz uzak durdu benden, nedense!
Menerge köyünden, tanıdığım bir öğretmen daha var: Muharrem Kılınç… Benim gibiO’nun da annesi Menergeli, babası Gödeneli… Ama O, anneannesi ve dedesinin yanında büyüdü. Liseyi Antalya’da bitirdikten sonra, Hasanoğlan Öğretmen Okulu’ndan, meslek dersleri sınavlarını vererek mezun olmuş bir meslektaşım.
Önceki yıllarda, her yaz, eşi Kübra Hanım’la birlikte İstanbul’daki kızlarını ziyarete geldiklerinde bize de uğramak nezaketini gösterirlerdi. Çok memnun olurduk elbet. Silivri’deki bahçemizde gün boyu sohbet eder; anıları tazelerdik. Birkaç yıldır, ne onlar gelebiliyor, ne biz gidebiliyoruz Antalya’ya.
Ve ilk öğretmenim İhsan Özel’in akrabası Hatice Ural… İstanbul’da, yanılmıyorsam, sağlık meslek lisesi öğretmeniydi. Emekli olunca, İhsan Öğretmen gibi Turgutlu’ya yerleşti O da.
1950’li yılların başları… Mevsim yaz… Okullar çoktan tatil olmuş. Başka bir köyde görevli öğretmen Kemal Şenoğlu, her yaz olduğu gibi yine köyümüzde idi.
Yaklaşık 9 – 10 yaşlarındaydım. Duydum ki, Kemal Öğretmen’in Aksu Köy Enstitüsü’nden sınıf arkadaşları gelmiş ziyaretine. Bizim “Sararlar” dediğimiz Sarıhalliler köyündenmiş ikisi de. Bir bey, bir hanım…
Bey, Aksu’dan sonra Ankara Hukuk Fakültesi’ni de bitirip avukat olmuş. Bayan ise öğretmenmiş.
O güne kadar hiç bayan öğretmen görmemiş; dahası duymamıştım da. Hanım öğretmen nasıl bir insandı acaba? Çok merak ediyordum ama kimseye de soramıyordum bunu.
Kemal Öğretmen’lerin evi de bizim ev gibi “Yukarı Mahalle”de idi. Ve “Aşağı Mahalle”ye giden en kestirme yol, onların evinin önünden geçerdi.
Belki bir kez görürüm diye o bayan öğretmeni, birkaç kez gelip geçtimse de evlerinin önünden, ikinci kattaki “şahnişir” dediğimiz cumbada oturdukları için göremedim. “Ne yapayım, nasıl yapayım da göreyim o bayan öğretmeni?” diye düşününce, bir yol buldum kendimce.
“Anne! Ben eşeğimizi sulayıp geleyim.” deyip çıkardım, bizim yaramazı ahırdan. Çeşmenin su dolu yalağında doyuncaya kadar su içtikten sonra, duvar kenarına çekip atladım semerine. Yularından sıkıca tutup “dah” diyerek sürdüm; Kemal Öğretmenlerin evine doğru.
Uzak değildi ki… Belki yüz metre, belki daha az. Gerçekten de çok rahat görünüyordu; eşeğin üzerinden, evlerinin şahnişirleri. İşe yaramıştı bu plan. Kemal Öğretmenlerin açık olan salon penceresinde başında örtü olmayan, kısa saçlı genç bir hanım başı görünüyordu. Üstelik karşısındaki erkeklerden hiç çekinmeden rahat rahat konuşuyordu. Ne anlatıyordu bilemem de Kemal Öğretmenle İhsan Öğretmenin kahkahaları duyuluyordu.
İlk kez böyle bir hanım görüyordum ben. Yaklaşık 65 yıl geçti, hâlâ çakılı durur; o resim kafamda. “Neden benim de, neden bizim de böyle hanım bir öğretmenimiz yok!” diye çok hayıflanmıştım o gün.
Evet ya!.. Yaya olarak yaklaşık iki saat uzağımızdaki Sarıhaliller köyünden bir kız, o günlerde bizim “Karanlık Sokak” dediğimiz Aksu’ya gidip öğretmen oluyor da neden bizim Gödene’den ya da annemin köyü Menerge’den bir kız gidemiyor; okuyamıyor; öğretmen olamıyordu?
Neden kimse bir önderlik yapmamıştı bu konuda? Önyargılardan kurtulmak, o çelikten zinciri parçalamak kolay değil, biliyorum bunu, biliyorum da, yine de köyümden cesur bir babanın, arslan yürekli bir ananın çıkmasını çok isterdim!
O yıllarda, “Hoca” geçinen cahil din adamlarının çoğu, halkımıza önderlik yapıp yol açacaklarına, açık yolları bile tıkamışlar; ne yazık ki!
Dün öyleymiş de bugün çok şey mi değişmiş sanki?
Hüseyin Erkan
huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr