​ Bir Bedende Sen ve Ben Olduk Küçük Kız / Öykü / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Temmuz '08

 
Kategori
Öykü
 

Bir Bedende Sen ve Ben Olduk Küçük Kız

Bir Bedende Sen ve Ben Olduk Küçük Kız
 

Taş Oyma : Yaradılış Sanatçı: Çiğdem Küçüktuncel fotoğraf Vedat zöhre


Nerden nereye... Henüz birkaç saat önce eski günleri anacak hiç kimse yokken şimdi..... Tanrı ikimizi de buluşturdu.

Bir teklifim var, istersen bu akşam burada kal, yağmur da yağıyor.. Evde yapacak bir işin yoksa tabii...

Çık ta gel küçük kız, ama biraz büyümüş olarak.... Sohbet etmek istiyorum... Gecenin bu vaktinde hiçbir yerde tual bulamam... Arkadaşımın verdiği üç resmi birleştirip bir tablo yapacağım... Aklımda birleştirdim, boyalarım var ancak boş tualim yok... Küçük kız bak arkadaşım kalmadı, gitti.... Yine seninle baş başa kaldık.... Yıllarca, birkaç bileşik cümleyle yaşamın dar üstüvanesinde dolanıp dururken birden onun eşsiz, ışıltılı, her bakışta rengi değişen gözlerini fark ettim. Her yansıma, her bir rengin geçişi onu da değiştiriyor ama ışıltısının parlaklığı, canlılığı eşsiz samimiyeti değişmiyordu. Neşeli gülgen... Her anı neşeli geçen zamanın, ardında sürüklenip gelen hüzün.... Güneşin karşı duvardan içeriye yansımasıyla, bu neşe dolu ışıltılar, yavaş yavaş hüzün dolarak diğerlerini tek tek birkaç saniye içinde etkisi altına aldı. Dönüp bakamaz oldum. Bir kez daha başımı kaldırıp baktım. Avize’nin, krital ışıltılardan adeta gözyaşı damlayıp ahşap tabanın üzerine birikiyordu... Dünyam bu oda oldu.... Hadi seni bekliyorum küçük kız....

Geçen gün bir mezuniyet törenine gitmiştim komşumun çocuğuyla.... Salonun dışında beyaz saç dipleri uzamış rastgele giyimli bir kadın çocuklara bakıp ağlıyordu. Birden balo kıyafetleri ile mezuniyete gelen kızlarla, tiril tiril giyimli onbeş yaşlarındaki oğlan çocukları etrafını sardılar. Ne oluyor demeye kalmadan, anneyle çocuklar hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamışlardı.... Kadının yanına daha sonra öğrendiğime göre eşi gelince; biraz daha bekleyip, çıkıp gitmişlerdi... Çocuklar, hüzünle karışık balo salonundaki yerlerine dönmüşlerdi... Bir süre sonra üzüntülü atmosfer gitmiş, iki kız çocuğu hariç bütün çocuklar pistte dans ediyorlardı.... Yan yana masalardaydık... “ Bütün sesiyle yardım istediğini bütün apartmandakiler duydukları halde, hiç biri sesin geldiği yöne bakmamıştı. Biri çıkıp baksaydı, serseri öldüremezdi; o da şimdi aramızda olurdu...” Beni çok etkilemişti.... Aklıma öğretmenin sınıfta aşağılayan sözüne dayanamayarak intihara teşebbüs eden arkadaşımız aklıma geldi... Öğretmen oralı bile olmadığı gibi çocuğu da suçlamıştı... Lise son sınıfta olan kızın bütün suçu, rengi açık olan kirpiklerine belli belirsiz rimel sürmesiydi.. Yol boyunca arkadaşına, “ Neden bana otobana çık, okula gelme, senin yerin orası” dedikten sonra, gece yarısı üç katlı evinin damından aşağıya atmıştı kendini... Aylar süren yoğun bakım... Bir şeyler ters gidiyor... Artık küçük kız demek istemiyorum; büyümüşsün... Üzerine çok sevdiğim elbisenle gelmişsin, Yıllarca saklamıştım, sonra ne oldu bilmiyorum.... Yeşil, en sevdiğim renk... Bendeki hüzün sana mı yansıyor ne? Geç vakit oldu ama beni kırmayıp çıkıp geldin, isteğimi kırmadın.... Giydiğin bu elbiseyle Carol BAKER’a benzettiklerinde çok hoşuma gitmişti.. Zaman çok çabuk geçiyor, henüz dün gibi ben onu giymiştim... Şimdi ise sen derinden gelerek....

Üç seçeneğim var; ya yeni başladığım tuali bozup arkadaşımın istediği tabloyu yapacağım ya seninle birlikte sahile ineceğim ya da uyumaya çalışacağım... Oysa canım hiç birini yapmak istemiyor.... Sabahı beklesem mi, yoksa uzak bir yerlere mi çıkıp gitsem... Bu kadar bağımsız olmak doğrusu rahatsız etmeye başladı... Yaşım ilerledi de ondan mı bu yalnızlık korkusu.... Gece biteceğe de benzemiyor... Gölgeler, beynime daha fazla hükmetmeye başladı son günlerde... Korku gittikçe büyüyor içimde... Son günlerde yavaş yavaş başkalarına imrenme duygum artmaya başladı... Yaşamın gri rengi zaman zaman karşıma çıkardı da, güneşin kızıl rengini karartacak kadar değildi.... Ne oldu yedi renk hareli dağlarıma.... Ne oldu etrafımdaki kalabalığa... İçtenliğim, sır paylaşmalar, sakinleştirmeler, başkalarına çözüm bulmalarım yavaş yavaş yalnızlığın etkisiyle öfkeye, hınca dönüşüyor galiba.... Gel beni dinle, bir daha da karşıma çıkma... Git.... İkindileri yaşıyorum, engelleyemediğim öfkem, duygusallığım bundandır...Güneşin doğuşu ile noktalanan çemberin üzerinde yıllarca tek başıma durmadan aynı mesafedeki iz bırakmayan kiracı adımlarımla yürüdüm... Çember üzerindeki bu yol tüketti beni....

Birden ayağa kalkarak; şovalesindeki resmin karşısına geçip, oval ahşap palete yağlı boyaları sıkar...

 

 
Toplam blog
: 77
: 505
Kayıt tarihi
: 03.07.07
 
 

Yaşamsal boyutta etkilendiğim; kimi zaman bir kısım, kimi zaman bütün insanların orijininde birle..