- Kategori
- Blog
Bir blog yazarı yazdıklarıyla neler yapabilir?
Bu nedenle ‘hobi yazar’ benzeri deyimler kullanılınca, zıvanadan çıkıyorum.
Yazmak eylemdir. Söz eylemdir.
Tarihi hep kitaplar değiştirdi. O kitapların hiçbiri de roman, öykü, şiir değildir. Din, siyaset, ahlak, hukuk üzerine kitaplardır.
Bir yazarın en büyük sorunu okurunu bulabilmektir. Rahmetli Oğuz Atay, ‘neredesin ey okurum?’ diye diye öldü gitti. Bugün çok-satar oldu.
Milliyet Blog yazarları, günde 60.000, ayda 2 milyon (muhtemelen bunun 1 milyonu unik okurdur) hazır okur bulmuş durumda. 5 yılda okur sayısında yavaş da olsa yukarı doğru bir gidiş var ama Türkiye internet kullanıcıları ile okur oranı aşağı yukarı limite vardığı için, o 1 milyonun da, olsa olsa 70.000’i işlevsel okurdur.
Sorun, bir yazarın bu hazır okur kitlesine ne yazacağında. Açıkçası, eğer ad verirsek, Süleyman Ekim’in (yazdıklarında emek olduğunu öne sürmesi beni epeyi güldürmüştü), Sabiha Rana’nın, küsüp giden Savaş Şakar’ın, fütürüst maddedeki yazarların okura ne verdiği, bunun ne kadarının boş (null) ve ne kadarının dezenformasyonlu olduğu tartışmalı kalıyor.
Bu insanlar, bana yaşamı veya herhangi bir şeyi ciddiye alıyor gibi görünmüyor. ‘Lay lay lom cemaati’, ‘24 saat parti insanı’ (ay, çok dansım geldi cicim) veya ‘prozak toplumu’ dediğimiz, yeni ‘trend’e hitap ediyor gibiler. Yazdıklarında kendilerinden özgün olarak yarattıkları bir bilgisel katma değer yok gibi. Yani, bari hiç olmazsa güldürerek veya ağlatarak düşündürseler.
Gazetelerin internet sayfalarının manşet bölümünde reklamlar yer almaya başladı. Burada herhangi bir malın veya hizmetin açık veya dolaylı reklamını yapan da çok gibi.
Yani yazarlar ve yazdıranlar, tüketim toplumunun yangınına benzin dökmek için, elbirliği etmiş gibiler. Aptal kutusu televizyonun yerini, bilgi kirliliği yapan internet aldı gibi.
Milliyet Blog’da tahmin ettiğimden fazla kişi kitap bastırdı. Tahmin ettiğimden fazla kişi, gayet ciddi kaygılara sahip. Ancak, ben burada bir eksodus buldum, onu bulabilen yok gibi. İnsanlar mutlu veya mutsuz olarak, bir ağaca bağlı bir koyunun kendi çevresinde dönerek, sonunda kendini boğması gibi, kısırdöngülerini fazla ciddiye alıyorlar.
Buradan 1 yazar çıkar diye düşündüm, 10 çıktı ama bunun 1.000 olmaması için neden yok. ‘Varlık’ dergisi en az 250 Türk yazarının ilk eserini basmış bir dergidir. Belki kitabı basılmış 1.000 yazarın orada eseri basıldı. Gönlümde böylesi bir Milliyet Blog yatıyor. Çünkü ‘Varlık’ yalnızca bir edebiyat dergisi idi, MB hemen hiçbir konunun dışarıda kalmadığı sanal bir dergi / gazete.
MB’da değil ama başka internet sitelerinde yayınlanan yazılarımdan dolayı beni bulup, 2 kitabımı basacak yayıncı da çıktı. Eskiden böyle olmazdı.
Biz gençken böyle değildi (tam huysuz moruk ağzı oldu). 1984-2004 arasında en az 50 dergi metinlerimi, 50 yayınevi kitaplarımı basmayı reddetti, üstelik hemen tamamı yanıt vermeye bile tenezzül etmedi.
Özellikle 30 yaş altı gençler için, burası yazar olmaya giden hazır bir otoyol bence. Vedat Günyol’un ‘100 oku, 10 yaz, 1 yayınlat’ ilkesini ‘10-10-10’ bile yapabiliriz. Okunanların tamamına yakını negasyon yoluyla, öylesi yazılmayası durumda. örneğin gelecekbilim hakkında yeni yazmaya başlasaydım, fütürizm sayfaları bana ne yazmayacağımı öğretirdi ki zaten onu yıllar önce İngilizce olarak aynen yaşadım.
Bir tek şundan yakınıyorum: İnternet siteleri uzmanlaşmıyor. Yalnızca sinema, vd konuları yayınlayacak siteler var ama dedelerinden farksızlar: Tutmuşlar Deli Dumrul köşesini, gelene geçene tırpan atıyorlar.
Bu ülkede Tahir Alangu gibi bir edebiyat tarihçisi, aynı zamanda lise edebiyat öğretmeni olarak; Ferhan Şensoy’u, Nedim Gürsel’i, 3 kişiyi daha ilk okuyuşta yazarlığa yönlendirmiştir, onlara destek olmuştur.
Burada birebir destek yok ama genel bir açıklık var. Bir üniversite öğrencisi, okulu bitmeden yazar olup olamayacağını kolayca burada öğrenebilir.
Bizler ihtiyarlarız. Gençlere ancak kötü örnek olabiliriz. MB’da hala sürdürülmeye çabalanan feodal kalıntısı gerontokrasi yürümüyor, sökmüyor.
Gençler yazın ve yarını ellerinizle yaratın.