​ Bir ceket isterem, kolu dar ola / Yurtiçi Tatil / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Kasım '10

 
Kategori
Yurtiçi Tatil
 

Bir ceket isterem, kolu dar ola

Bir ceket isterem, kolu dar ola
 

Otobüsümüz Elazığ’da kendi şirketlerinden birinde on dakikalık bir mola verdi. Sıcaktan kavruluyorduk. Otobüsün içi fırın gibiydi. ‘ Çocuk hastalanacak’ diye klimayı kapattıranlar belki de çoktan inmişlerdi otobüsten. Zehra’yı hemen bir kenara çekerek. Şoför’e rahatsız olduğunu sıcak devam ederse fenalaşacağını falan söylemesini tembihledim. Bende fenalaşırdım ama ön koltukta oturduğum için gayet iyi olduğumu biliyordu vatandaş. Beklerken bakkaldan oğluma ‘kaşarlı tost’ ısmarladık. İçecekler de çok soğuk olmuyor dolaplardaki. Biz buz gibi içecekler ararken oda sıcaklığında falan çıkıyordu soğuk olması gereken su şişeleri. Bakkal kaşarlı tostu bir gazete kağıdına sarıp verdiğinde oğlumun yüzünü hiç unutmuyorum. Benim içtiğim bardaktan bile içmeyecek kadar titiz olan oğlum

‘Ama anne bu hiç hijyenik değil ki, neden başka kağıt alıp onlara sarmıyorlar, hatta peçete bile olabilir’ Bende gülüp her şeyin değerlendirildiğini anlatıyorum. Gazeteler önce okunur, sonra tutkalla kese kağıdı yapılır, ya da inşaat işçileri tarafından külah yapılır ya da böyle tostlar sarılır.

Otobüs Diyarbakır’ a girdiğinde bir bankanın göstergesi hava sıcaklığının 52 olduğunu haber veriyordu. Gözlerime inanamadım, hemen hostes koltuğunu bırakıp en arkada kendilerine serin bir yer bulmuş yol arkadaşlarımın yanına gittim. Belki de buradan kliması iyi çalışan bir otobüs ya da uçak bulup geri döneriz diye düşünmeye başlamıştım. Zehra’nın hasta numarası işe yaramış klima tekrar açılmıştı ama dışarısı o kadar sıcaktı ki. Otobüsün içi hala serinlememişti. Diyarbakır denildiğinde aklıma sadece ‘sıcak’ geliyor. Otobüs garında müstakbel damat ve bir arkadaşı bizi karşıladılar. Sıcaktan mahvolmuş bir haldeyiz ve tek düşündüğümüz soğuk buz gibi bir duş alıp kendimize gelmek.

Yıllar önce İnternette söyleşiler yaptığımız Diyarbakırlı bir arkadaş vardı. Barano 17-18 yıldır Londra’da yaşıyordu ve sıkça Diyarbakır özlemlerini anlatırdı bana. Türkiye’ye dönemiyordu ve özlem yakıp kavuruyordu onu.

- En çok ta Mardin Kapı’da çekirdek yiyen çocukları izlemeyi özledim derdi. Daha sonra Türkiye’den mesajı geldi. Geri dönmüş ancak İzmir’e yerleşmiş. Hiç öğrenemedim Mardin Kapı’ya gidip gitmediğini, irtibatımız kesildi ama ben gidip görecektim Mardin Kapıyı takmıştım kafaya.

Bizi karşılayan ikili bir yorgunluk kahvesi için Hasan Paşa Hanına götürdüler. Tarihi olan bu handa zamanında ipekçiler olurmuş. Diyarbakır’ a ipek almaya gelen müşteriler önce bu hanın yolunu tutarlarmış. İçerisi bana İzmir Kemeraltında gittiğimiz Kızlar Hanını anımsattı. Birçok kafe ve üst katta kocaman bir Kadrinin Kahvaltı Sofrası diye bir yer. Oturup kahvelerimizi içtik ve müstakbel damat ve arkadaşı ile tanışıp birbirimizi tanımaya çalıştık. Çocuk evlenmek istediği kızın annesini asla otel’e göndermek istemiyor ve bizi evinde misafir etmek istiyor. Zehra bu konuda tedirgin orada kalmak istemiyor ancak çocuğun ailesi ile de tanışmak onları görmek istiyor. Bizim yorgunluğumuz günlerdir de yolda olmamız karar vermemizi kolaylaştırdı ve teklifi kabul ediverdik. Hasan Paşa Hanından dışarı çıktığımızda çocuklar çevremizi sarıverdiler. Yaşları 5 ile 12 arası değişiyor. Doğuda çocuklar yaz aylarında bir şeyler yaparak para kazanmanın yollarını arıyorlar. İş olanakları az ama gelen turistlerle yardımcı olmak yaptıkları başlıca iş. İlginçtir ki hiç birine para verdiğinde karşılığında hiçbir şey yapmadan parayı kabul etmediler. 10-11 yaşlarında olan bir çocuk bizi Cahit Sıtkı Tarancı’nın evine götürebileceğini söylüyor ama ev sahiplerimiz kurtulmaya çalışıyorlar çocuklardan. Hiçbir şey yapamadan bizi kaybetmekten korkan çocuk ise birden Cahit Sıtkı’nın ‘Yaş 35 ‘ şiirini okumaya başladığında ben iyice şaşkınım. Şiiri baştan sona ezbere okudu oracıkta. Tamam virgül ve noktalara çok dikkat etmiyordu ama olsun çabaladı. Çok tatlıydı. Han’ın tam karşısında Celal Güzelses Çarşısı var. Aklıma Celal Güzelses’in türküsü geldi ‘ Bir ceket isterem kolu dar ola’ beynimde bir not aldım burada iken bu türküyü dinlemek istiyorum. Tanıdığım bir Diyarbakırlı dışında bu türküyü güzel okuyana rastlamadım henüz.

Şehrin ortasında kocaman bir karpuz heykeli var. Modern yapılanmaya hayretle bakıyorum, artık ne beklediysem, beklediğim bu değildi gayet modern bir şehir Diyarbakır ve Amerika’da abimin yola çıkmadan önce tembihlerini anımsadım

- Sakın Diyarbakır’a falan gitme, bir sürü olay var, oralar hiç tekin değil. Başınıza bir şey gelir demişti. Bizi karşılayan ikili de dışarıdan böyle görüldüğünün farkındalar ve arada bir dalga geçiyorlar.

- Şu sokaktan gitmeyelim orada çatışma vardır diyerek tepkimizi merak ediyorlar.

Bende tepki yok. Diğerlerinin yüzüne bakıyorum, tepki göremiyorum ama Zehra’nın kaşları çatık ve şaka olduğunu anlayınca gülmeye başlıyor. Şehrin birkaç yerinde kocaman tabelalar var. Üstlerinde sebze ve meyve resimleri altlarında da Türkçe, Kürtçe ve Zazaca karşılıkları yazıyor. Çok hoşşşş. Aslında Türkiye’de her yerde olmalı bu. Örneğin restoranlarda ‘Sigara içilmez’ gibi benzeri ilanlar hem Türkçe hem de Kürtçe yazılabilir. Türkiye’ de en çok kullanılan diller bunlar. Bunu söylediğimde çocuklarla bu levhaların asılmasına kadar insanların çok şey yaşadıklarını konuşuyoruz. Zehra dayanamıyor

- Benim anlamadığım neden Türkçe konuşmak istemiyorsunuz??

Ne yanıt verilir bu soruya? Biz oraları çoktan geçmişiz. Konu kapanıyor. O da kesin sorusuyla bizi susturduğunu düşünüyor. Bence bu evlilik olmayacak, olamaz. Daha eve varmadan görüyorum bunu, bakalım onlar ne zaman görecek?

Müstakbel damadın ablasının evine gittik. Asansör bozuk olduğu için yedi katı yürüyerek tırmandık ve nihayet en üst kata eriştiğimizde artık bitmiştik. Ev sahibemiz 45 yaşında, 6 çocuğu ve 3 torunu var. Şaşkınlıkla dinliyorum onu. 35-40 arası gösteriyor. Söylemese şayet kimse inanmaz buna. Kocaman bir ev ve kocaman bir balkon. Bizim için yemekler hazırlanmış. Evin kızları mutfakla yemek odası arasında mekik dokuyorlar. Birbirinden lezzetli yemekler, havanın sıcaklığından ve yorgunluktan yiyemesek bile hepsinden tadımlık aldık. Damadın annesi tatlı bir kadın. Bizim damat doğduktan birkaç gün sonra büyük oğlu Dicle’de boğularak ölmüş ve bu yüzden çocuklarının hepsini o gün bugündür Dicle’den uzak tutmuş. Oğlumun omzuna hafiften vurarak

- Aboma iyi adam! Diyor. Bende tercüme ediyorum Obama’dan söz ettiğini gülümsüyor oğlumuz. O bilmediği Türkçe ile diğeri de bilmediği İngilizce ile gayet iyi anlaştılar orada kaldığımız iki gün. Bizi nasıl yatıracaklarını çözememişlerdi henüz, abla oğlumu içerideki odada yatırabileceğini anlatırken ben çözüm buldum ve balkonda yatabileceğimizi söyledim. Geniş bir balkon ve bizi idare eder. Oğluma evin içinde bir yer bulundu biz kadınlarda balkonda yatacağız.

Diyarbakır’da Ozan var. Ozan bir aile dostumuzun oğlu ve Lice’de memurluk yapıyor. Onunla telefonlaştığımızda Diyarbakır’a geleceğini ve akşama buluşabileceğimizi bildirdiğinde çok sevindim. Kalabalıkta aşina bir yüz görmek ne iyi gelecek.

Akşam olduğunda müstakbel damat ve arkadaşı bizi alıp Diyarbakır’a götürdüler orada bir binanın terasında kurulmuş olan bir Türkü Bar’ a gittik. Ozanla da orada buluşmak üzere sözleştik. Türkü Bar’ın orkestrası Müzik Öğretmenlerinden oluşmuş. Ozan iki arkadaşı ile gelmiş, hep birlikte bir masa ayarlandı ve biralar söylendi. Gayet hoş bir ortam ve hoş insanlar. Ozan’ın yanında getirdiği arkadaşları ile daha sonra da gideceğimiz yerlerde görüşeceğimizi bilmiyordum bile o akşam. İlerleyen zamanlarda istediğim türkünün adını bir peçeteye yazıp orkestra’ya gönderdim ama ne yazık ki bilmedikleri için söyleyemediler. Üzüldüm, Dinletilerinin çoğu aslında dinlediğim güzel modern Kürtçe parçalardı ama insanin beklentileri olmaya görsün. Oysa beklentisiz güzel geçer her şey. Hoş bir gece geçirdik ve dağılmadan önce ertesi sabah Kadri’nin Kahvaltı Sofrasında buluşmak üzere sözleşerek ayrıldık. Ayrılmadan iddiaya girildi. Kimisi Ozan’ın sabah uyanıp zamanında kahvaltıya gelmeyeceğini iddia etti. Ben ise Mardin Kapı Surlarında dolaşırım diye bahse girdim. Bana sıcaktan söz ettiler, amansız olduğunu ve yapamayacağımı söylediler ama ben ısrarla ertesi gün Mardin Kapı Surlarının üstünde yürüyeceğim diye iddiaya girdim.

 
Toplam blog
: 20
: 1291
Kayıt tarihi
: 04.10.10
 
 

Bin yildir Turkiye'den uzak yasamis olmanin vermis oldugu olumlu ve olumsuz deneyimleri, cevremdeki ..