- Kategori
- Gündelik Yaşam
Bir delinin not defteri

www.betterburnett.com
“ Sene 2035 , Haziranın 17 si ...kalkmışım yatağımdan pencereden dışarı bakıyorum. Ohhh ne güzel lapa lapa kar yağıyor. 10 gündür yağmıyordu özlemişiz....ama biraz süpriz oldu tabi....
Dün arkadaşlarla asit havuzuna gitmiştik, mevsim normallerinin biraz üstüydü 68 derece...e bunalmıştık haliyle...Dalyan’da, kadınlar plajı bir tek orada kaldı, direniyor hala...
Şu devlet büyüklerimiz yani devletten de büyük, bize alışırsınız su yerine asit içmeye demişlerdi de ürkmüştük. Bak alıştık valla, bişicikler olmuyor....
Gerçi sol ayağımın serçe parmağı kopar gibi oldu ama tam zamanında çıktım havuzdan.
Uzatmayayım, ipe astığım diyorum haşemamı diyorum, koşarak aldım ipten. Neyse ıslanmamış kardan buzdan...
Biraz kartopu martopu derken, güvercinim kondu omzuma- nadir güvercini olan ailelerden biriydik o yıllar, herkes gıpta ederdi bize- baktım ayağında bir not, çocukluk arkadaşlarımızın toplantısı varmış Eyüp’ te, kalk gel diyorlar.
Kalktım Dalyan’ dan, yürüye yürüye iniyorum Haydarpaşa’ ya....Baktım kafamda bir acı, o ne dememe kalmadan taşlanıyormuşum meğerse, çarşafımın eteği çekmiş, kazara ayak bileklerim gözükmesin mi...Pardon dedim, idare ediverin heyecanım fazla, çocukluk arkadaşlarımı görmeye gidiyorum. Şimdilik geç dediler ama dönüş yolunda sırtında merkep taşıyacaksın evine kadar dediler. Tamam dedim. Söz. Kadın sözü dedim, bir daha taş yedim...Uzaklaştım koşarak....
10 senedir sular çekildiğinden beri karşı yakaya motosikletlerle geçiriyorlar, bir de daha ucuzu var, develer ... K..çlarına akbil basıyosun... Yaşlananları havaalanı açılışlarında kestikleri için sayıları azaldı.
Ben de bir hovardalık yaptım, bindim motora; aman pek de bir hızlı geçti Eminönü’ ne...Omzunuzdaki güvercinlerin ağzını bantlayın dediler, frenleri bozuyomuş öttülermiydi...
Yolda, gençliğimin en büyük mimari projesi olan Tüp Geçidi gördüm, eski boğazın bir ucundan bir ucuna gidiyor. Sanırsın boğazın incisi mübarek. Bir şanlı, bir ihtişamlı sorma. İyi oldu suların çekildiği, göremeyecektik suyun altındayken heybetini. Hatırlarım da tam açılışı yapılacak, kömür deposuna çevirmişlerdi geçidi birdenbire. O zamanlar bizi yönetenleri kömür karşılığında seçmeye yeni yeni başlamıştık. Bakmışlar bu kömür işi tutmuş, biz en iyisi İstanbul’ un kömürünü buraya yığalım demişler. Akıllı adamlar.
Sonradan bu geçidi Japonlara sattılar, Japonlar da satın aldıkları gibi bize kiraya verdi. Şimdi tüm İstanbul kira öderiz Japonlara. Seçim zamanları da o kömürleri bize beleşten!! dağıtırlar.
( galiba biz daha akıllıyız bunlardan)
Neyse sekiz arkadaş buluştuk Eyüp’ te. Piyer Loti’ de. Şahane bir manzara yapmışlar sağ olsunlar. 1900 lü yıllarda Haliç’ e atılan karpuz kabuklarını, patlıcan saplarını falan dondurmuşlar. Sular çekilince oraya kurdukları tezgahlarda sergiliyorlar. Şimdiki çocuklar meyve sebze falan görüyor hiç değilse.
Sekiz arkadaş, sekiz ayrı masaya oturduk .. yanyana iki kişi oturduğun vakit maazallah iktidar düşmanı muamelesi görüyosun.
Sohbetleştik bayağı, masadan masaya. Sonra baktık geç oluyo, peçelerden –karardımıydı hava- önünü göremiyorsun biliyon mu, kalkalım dedik...
Dağıldık evlere. Ben merkepi aldım sırtıma Haydarpaşa’ dan... Kadın sözü.
Eve vardığımda bizim bey. Neredesin bu saate kadar dedi. Dedim bey, şöyle böyle. Dayağı dedim, şimdi mi atarsın, yoksa yemekten sonra mı. Dur bakalım dedi, hele bir yemek yiyeyim, sonra. Aç AYI oynamaz dedi. E doğru dedim. Ben bu adamı iyi ki aldım, pek bir nokta vuruş konuşuyo.
Biraz televizyon baktık dayaktan sonra. Tam televizyon bakarken, benim güvercin bir not daha getirdi. Bizim bey daha bana attığı yumruğun acısı geçmemiş eliyle yine patlattı. Ne lan bu saatte bu hayvan buraya kondu dedi. Ne yazıyo notta. Hoppa mı oldun başımıza. Dur biraz dememe kalmadan güvercini oracıkta boğazladı. Sonra baktık ki notta “ bana olan yem borcunun son günü, hatırlatayım” yazıyormuş. Utantı biraz bey. Gönlümü aldı. Alırım sana bir güvercin daha dedi. Bu sefer suyunu da yemini de hem ben veririm. Dedi. Sevdim kocamı işte o an.
Bu güvercin işi zor oldu be. Hatırlarım da bir zamanlar, herkesin telefonları dinlenirdi. Bu işe o kadar para yatırdılardı ki sata sata herşeyi bitirdilerdi memlekette. En son devlet hastanelerindeki Emarları Afrika kabilelerine yatak diye sattılardı. İşte o zaman bu işe bir SON verelim dedik milletçe, “Ne olacak Bu Vatanın Hali” dediydik. Geç de kaldık sayılmazdı hani ya. Bizim milletin tek toplu ayaklanmasıdır tarihte. Milletçe yaktıktı telefonları. Hala da direniriz telefonsuzluğa.. Her yerimize girebilirler ama özelimize asla. Bu “özele girme” tabirini bir vakitler “manken” denilen cıbıl kızlar vardı, onlardan kapmıştık. O konuda hassasız.
Japonlar küstü tabi o vakitler bize ama Tüp Geçit olayı aramızı yumuşattı azıcık.
Bu gece de bitti hayırlısıyla. Yatmadan bodrum kata indim. Nihal’ e bakmaya. Yemeğini koydum önüne, lazımlığını temizledim. Öptüm, kokladım uyuttum. Yıllar evvel bir buyruk gelmişti her eve, padişahtan. “Bol bol çocuk yapıla” diye. Ama bizim bir tek Nihal’imiz olmuştu, başka da çocuğumuz olmuyordu. Tüp bebek de günah diye yasaklanmıştı. “Bol bol çocuk yapıla ama kız doğanların boynu vurula” diye ferman gelince biz de tek çocuğumuz Nihal’ e bodrum katında gizli gizli bakıyorduk.
Büyüdü maaşallah . 16 oldu. Çarşafa dolayıp salacağız ortaya artık. O zaman çakılmıyor kıçı, başı, yaşı. Akıllı adamlar. Rahat edelim istiyorlar. Refah içinde olalım.
Ne dedim .Yattım evet yatağa. Sevaba gireyim dedim, bizim beyi dürttüm. E hadi ver bakalım dedi nazlı nazlı. Aman bey dedim, beğenmezsen döversin son bir posta, sinirin neyin geçer.”
..........diye yazmış günlüğüne annenannem. Bugün buldum annemin dolabını kurcalarken....
Anneeeeee diye koştum yanına....bak ne buldum.
- Okuyabildin mi? diye tedirginlikle sordu annem, Nihal.
- Okuyabildim anne. Sen öğretmiştin ya bana. O zamanlar Türkçe yazabiliyorlarmış.
- Evet yavrum. Onlar bizden çok daha şanslılarmış....Bu arada bir daha gaz masken takılıyken sakın konuşma... Hem şimdi bırak o defteri de gel bana yardım et, kapıya bırakılan kömürleri taşıyacağız içeriye daha....