​ Bir deneme / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mart '08

 
Kategori
Felsefe
 

Bir deneme

Bir deneme
 

TOPLUMSAL SORUNLARA DAİR BİR DENEME

Yıllarca üzerine düşündüğümüz, sayfalarca okuduğumuz ve yazdığımız dünyanın toplumsal sorunlarının neler olduğu konusu gerçekten önemli. Bu konu bize bir taban oluşturacak ve bu taban üzerinden çözümler üretilecek.

Öncelikle şunu belirtelim; her bireyin bu soruna bakışı, baktığı yerden ve kendi birey paradigmasından dolayı farklı olacaktır, ayrıca bu farklılıkta zaman boyutunun değişkenliği eklendiğinde tespitler daha da karmaşık bir hal alacaktır.

İnsanın içinde yaşadığı toplum, süregelen kültür koşulları, sorunlara bakışını ve önemsemesini farklılaştıracaktır. Afrika'daki, Asya'daki, Güney Amerika'daki ve Avrupa'daki bireyin dünya sorunlarını nasıl gözlediği bilinemez ve çok farklı olacağı açıktır.

İletişim çağında yaşıyoruz, Afrika'daki bir savaşı anında duyabiliyoruz, Asya'daki açlığı ve geri kalmışlığı öğrenebiliyoruz. Doğal olarak bunlara tepki gösteriyor, duyarlı olabiliyoruz. Filistin'deki ve Irak'taki savaşı merakla ve acıma ile izliyoruz. Kendimizce taraf oluyor, bize duyurulanlara göre etkileniyoruz.

Dünya, globalleşerek, küreselleşerek ve iletişimde, teknolojide yenilikler ile artık çok küçük. Bireyin, bu dünya içindeki potansiyeli ve olanakları giderek artmış, ancak sistemin baskısı ve uyumlaştırma çabaları ile potansiyeli içindeki payı, etkisi ve varlığı giderek küçültülmüştür. Kendi potansiyelinin farkına varan ve bunu kullanma çabasına giren birey, sisteme karşı durarak, etkisini ve varlığını artırma yolunu seçecektir.

Birey yaşadığı toplumdan ve onun kültüründen ayrılamaz ve ayrı olarak değerlendirilemez. Karşılıklı bir etkileşim sürekli devam etmektedir. Ancak hangi kültür, hangi toplum? Globalleşen ve küreselleşen etkisini gittikçe artıran kapitalist denilen toplum ve kültürü mü, yoksa artık gittikçe etkisini yitirmeye başlayan yerel veya ulusal toplum ve kültür mü?

Dünyanın yaşadığımız bu topraklarında yaşayan biz bireyler, son 200 yıldır gittikçe güçlenen batı Avrupa kaynaklı olup diğer kıtalara yayılan, kapitalist toplum yapısının yaşayış ve kültürünün, ekonomisinin, iletişiminin rüzgarını artık iyice hissediyoruz. Bu sistem az ya da çok tüm dünyayı etkisi altına almış, bireyleri kendi kültürlerinden sökümlemeye, ikilemlerde bırakmaya başlamış, "tek kültürlülük" oluşturma çabaları ekonomik güç, sömürü, gerekirse savaş ile hızlanmaya başlamıştır.

Bireyin bu dönemde ve şartlarda yaşadığı sorunlar, toplumsal sorunlara da ışık tutmakta ve ortaya çıkarmaktadır. Birey bu dönemde, adeta içinde bir şeylerin koparıldığını, çaresizce izlemektedir, insan olarak içi, zihni, beyni kirletilmekte, insanlığı boğulmaktadır. Bu nedenle kendisini tanıyamamakta, kendisi ile sürekli çatışmakta, yaptıkları ile istedikleri birbiri ile uyuşmamakta, kendi benliğine yabancılaşmaktadır. Kendisine yenilmekte olan ve yabancılaşmaya başlayan bireyin, diğer bireylere, çevresine, doğaya yabancılaşması da zorunluluk olarak durmaktadır.

Artık işler çığırından çıkmıştır, kapitalist denilen düzen rüzgarı hem daha global olarak hem de daha şiddetli olarak meteorolojik bir olay gibi esmektedir. Batının hemen başucundaki bu topraklarda ise etkisi tüm şiddetiyle devam etmektedir.

Sonuç olarak sorun; kapitalist denilen dünya düzeninin, çevreyi, doğayı hiçe sayarak, her ne pahasına olursa olsun, iletişim, teknoloji, eşitsizlik, açlık, sömürü, şiddet, savaş yolları ile yayılma çabaları sonucu bireyin her türlü "yabancılaşması" dır.
 
Toplam blog
: 9
: 622
Kayıt tarihi
: 22.02.07
 
 

Hayattaki gizemin, mutluluğun, arayışların ve yolculukların önemini kavrayan bir yolcu, Ekonomi m..