​ Bir Devletin Gerçekte Sahibi Kimdir? / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Nisan '16

 
Kategori
Deneme
 

Bir Devletin Gerçekte Sahibi Kimdir?

Bir Devletin Gerçekte Sahibi Kimdir?
 

Bir devlet, çeşitli toplumsal sınıfların bir araya gelmesiyle meydana gelmiş kolektif bir yapıdır. Bu yapıyı oluşturan sınıflar arasında binlerce yıllık süren zorlu bir mücadele olmuştur. Bir zamanlar akıl ve kas gücü ile yönetilen devletler artık çeşitli grupların ortak akıllarıyla yönetilmektedir.
 
Toplumlar, yönetim, adalet, güvenlik, sağlık, eğitim gibi üst sınıfların yanı sıra çiftçiler, ziraat ile uğraşanlar, hayvancılıkla uğraşanlar, imalat sektöründe çalışanlar ise diğer tüm grupların barınmadan, giyime hemen her türlü gereksinimini gideren üretici sınıf mevcuttur. Bu sınıf zaman içinde kendi içinden temsilciler çıkararak, ikna kabiliyeti üst düzey olanlara tabii olmuş ve patronlar oluşturmuşlardır. Sanayi Devrimi  sırasında ticareti kontrol eden bu sınıf elindeki maddi imkânları kullanarak, devletlerin niteliğini değiştirip, tüm dünya çapında  liderliği ele geçirmişlerdir. Tüccar sınıflar yapıları gereği daima toplumların bir adım ilerisinde  olabilmeyi başarmışlardır. Bunun çeşitli nedenleri mevcuttur. Her şeyden önce bu sınıf son derece dinamik bir sınıftır. Bu sınıf ülke ülke ülke, şehir şehir dolaşıp bin yıldan fazla zamandır ticari değeri olan malları önceleri takas usulü, sonraları ise bulunan binlerce yöntemlerle pazarlamışlardır. Söz konusu sınıf, mükemmel organizasyon yetenekleri sayesinde diğer sınıfların kazançları üzerinde, üretenlerin ve  pazar gereksinimi olan herkesin komisyoncusu olmuşlardır.
Bu insanların sistemi, günümüzde arz ve talebi kontrol altına alarak  daha fazla kar etmeye dayan yegâne sistemdir. Sanayi Devrimi sonrası gelişen ticaret, üretimde bulunan teknikler "seri üretim" gibi yöntemler patronların dünya üzerindeki hâkimiyetini pekiştirmiştir. Bu durumda ticaret ile uğraşan herkesin, bu yolu açan, ülke  ve toplumları mesken tutmalarına şaşırmamak gerekir. Onları en az masrafla koruyacak muharip bir güç ile ilişkiye girmeleri olağandır.
 
Son dünya düzeninde, o halde, hâkim güç tüccardır. Ancak ne yazık ki tüccar zihniyeti ile yönetilen dünya adeta can çekişmektedir. Aslında tüm dünya ülkelerinde yaşayan insanların problemleri birbiri ile aynı olmasına rağmen birbirleri ile savaşmak zorundalar.  Ellerinde biriken ürünler çöp özelliği kazanmadan derhal değerlendirilmesi gerekir. Bu da ancak tüketimin hızlanması, üretilen ürünlerin sürekli tüketim ve tüccarların en fazla kar edeceği şekliyle alım garantisinin sağlanması ile mümkündür.  Bu sağlayacak "elemanların" halklarını ikna sürecini hızlandırması gerekir. Bu görevi ifa eden kişilerin olayı hızlandırmaları, olası risklerde ise öne çıkma kararlılık ve azmine sahip olmaya aday kişiler olmaları,   o kişileri ülke yönetiminin en üst yönetim kademesinde olmasını gerekli kılar. Bu şekilde hem gerçek suçlular, sorumlular kendilerini korumuş olurlar. Zira onların toplumca tanınmaları onların gücüne güç katmaz. Zaten buna da ihtiyaçları yoktur. Günümüz koşullarında dünya çeşitli ağlarla birbirine sarılan yumak gibidir. Burada acı olansa yumağı saranlar, ne yazık ki, uluslararası ağlardır. O ağdan kurtulmak hem çok zordur, hem de günümüz insanın yaşam felsefesi bu ağdan çıkmaya müsait değildir. Yüzyıllardır üzerinde çalışılan yalan makinelerinde öğütülen gerçek kavramların yerini son derece zor karmaşık sistemler almıştır. Bu karmaşık sistemleri analizi etmek bile bir insanın ömrünün sonuna kadar içinden çıkamayacağı bir "paradokstur."
 
Sistem tasarımcıları, bir takım sözde fikirlere karşın, iyi kötü tanımları ortaya koyarak, halkları yola getirirken, diğer yandan da dışına çıkmaya çalışanları yola getirme sopaları icat ettiler. Bu halk sopaları, polisler, askerler, adalet mekanizması, din mekanizması gibi toplumdan topluma değişen araçlardır. Başka hizaya getirme araçları ise moda, alışkanlıklar, sahip olma arzusunun kuvvetle teşviki ile borçlandırmadır. Özellikle toplumların tamamının kuvvetli sahip olma arzusunun teşviki ile, normal akılla yapılmayacak binlerce iş ve işler alt halk grupları tarafından yarışılarak yapılıyor hale getirmeleri bir devrimdir. Öyle ki birçok iş, sırf kadın-erkek eşitliği, özgürlük kavramlarına yaslanılarak yapılır oldu. Bu durum köleliğin ileri boyutudur. Öyle ki her köle kırbacını arzularında saklar. Efendi artık, kırbaç kullanmak zorunda değil. Çünkü artık akıllı bir efendi biliyor ki kölelerini uzaktan kumanda edebiliyor. Kırbaç kullanmadan da insanları daha çok, hem de gönüllü olarak çalıştırabiliyor. Bu durumda "İnsan Hakları Bildirgesini" yayınlamakta mahzur yok.
 
Aslında sorun, tüm halkların ortak sorunudur. Halklar, gerçekte ne sahip oldukları potansiyel ve gücün farkındalar, ne de, gerçekte hangi sorunla karşı karşıya kaldıklarının.
Hindistan'da isyan tuz işçilerinin tuz imal etmeyi reddetmeleri ile başlamıştı...
Halk güçtür
Üretim güçtür.
Sahip olunan tüccar kalitesi "önemli" bir güçtür. Peygamber Efendimiz ticareti överken "Kazancın onda dokuzunun ticârette olduğu..." vurgulamasını beyhude yapmamıştır.
Bilgi de güçtür.
Ancak günümüz gerçeklerine göre;
" Bir devletin bekası sahip olduğu tüccarlarının bekası, yeteneği kadardır."
Tüm bu gerçekler ideal sistemler kuruluncaya kadar, oluk oluk kan akmaya devam edecektir. Kanları akanlar, ölüme yollananlar ne yazık ki sadece karşılıklı emirleri yerine getiren kölelerdir. Savaşı kazansalar dahi sistemin nimetlerinden onlar asla kazançları olmayacak bir mazlum gruptur.
Filler ve karıncalar gibi. Birbirleri ile savaşıp filleri besleyen karıncalar...
Halkların alt tabaka ya da sınıf olarak nitelendirdiği gerçekte üretimin tamamını yaparak kendisini yönetenleri beslediği gibi, tüccarların pazarları, yarı gönüllü işçileri, savaşçıları hepsi onlardır. Yıl boyu binlerce takım elbise dikerler, ancak diktikleri elbise için vitrinde görmek için bile ödeme yapmaları gereken alt sınıflar...
Kendisine hizmet etmeye gönüllü aynı zamanda tomar para kazananlara üste hizmet eden alt sınıflar...
 
Hakkını kaptırıp paylaşan, uyuyan büyük kalabalıklar...
Gerçek üreticiler, siz olmasanız; ne sofrada ekmek, yemek var, ne üst baş....
Dağdaki çobandan tarladaki çiftçiye, fabrikadaki işçiye hepiniz ifa ettiğiniz görevler dolayısıyla dünyaların gerçek efendileri sizlersiniz...
 
 
Toplam blog
: 2271
: 163
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..