- Kategori
- Kitap
Bir Eser: “Yerlilerin Gözyaşları” Bartolomeo de las Casas

Söz konusu eser; İspanya’nın sömürge yaptığı ülkelerde yapılan mezalimleri kendi ülkesinin vatandaşı üstelik de bir Papaz olan, Bartolomeo de las Casas’ın anlatımıyla İngilizce ve özgün İspanyolca metinden karşılaştırmalı olarak çeviren Oktay Etiman’ın anlatımıyla kaleme alınmış.
Eserde İspanya Kralı ve Kraliçesine yazılmış onlarca mektup var. Hepsinin ortak özelliği ve söz konusu papazın yakınması; “bu insanlar şeytan görseler, İspanyollara gerek kalmazdı.” Diye yakınır. Başka bir çağrısı ve yakarışı da Hıristiyan yapmak üzere yola çıktığı ülkelerde kendi halkının mezalimlerinden o kadar bunalmış ve dehşete uğramıştır ki, Kral’a yazdığı mektuplarda “Buradaki insanlar, İspanyollara o kadar nazik, içten ve misafirperverlerse, İspanyollar da o kadar vahşi ve acımasız. Burada hiçbir insan kalmadı ki, onları Hıristiyan yapayım” diye yakınır. Görüldüğü gibi, kendi vatandaşının gözünden ve kaleminden görülen ve yazılanlar bir medeniyetin ne pahasına yok edildiğinin evirildiğinin açık bir kanıtıdır. Bu daha önce Hıristiyanların zamanın Papa’sının desteğiyle başta Franklar, Gotlar ve diğer kavimleri sözde Bizans’ın daveti üzerine Müslümanların üzerine salmış ve bu “Haçlı Seferleri” yüzlerce yıl devam etmişti. Bırakın Müslüman ahaliyi, Haçlılar, Bizans İmparatorluğunun başkenti olan İstanbul’u soyup soğana çevirmişler, Hıristiyan bir ülke ve halkı olarak Bizans Haçlı seferlerinden bıkmıştı. Ki, Müslüman ahali ne yapsın? Söz konusu tarihlerde Doğu’ya ve Müslümanlara özgü ne varsa soyup soğana çevirmişler, oluk oluk Müslüman kanı akmasına neden olmuşlardı. Şimdi sanki farklı?
Meraklıların mutlaka okumaları tavsiye edilir. Tarih Endülüstür. Tarih Osmanlıdır. Tarih Selçukludur. Nice dersler de var, nice ibretlik hikayeler de. Anlayana ders alana, almasını bilene. “Hiç ders alınsaydı? Tarih tekerrür eder miydi” der bir yazar. Çoğunlukla da aile içten yıkılır devlet de aynıdır. Bu konuda bir hikaye: “Hintlilerin Panca Tantra'sından bize, yani İslam dünyasına Kelile ve Dimne olarak geçen o müthiş kitapta anlatılan bir hikaye vardır ki, tam da bizim nevrotik bir ruh hali içerisinde aşağılık kompleksinde kıvranan ismi Mehmet, Ahmet, Hüseyin olmasına rağmen, fırsatını bulduğunda kendisini Agop, Hans, Dimitri, Rum, Ermeni olarak lanse etmekten çekinmeyen tasmalı garpzadelerimizin durumunu en mükemmel şekilde anlatır. Hikâye şöyle gelişir, aklımda kaldığı kadar anlatayım:
Günlerden bir gün ormanda gezinen ve av peşinde koşan bir kurt, bir köpek ile karşılaşır. Kurt açlık ve zafiyet içindedir. Açlıktan karnı içine çekilmiş, iskeleti ortaya çıkmış, neredeyse kaburgaları sayılır bir haldedir. Köpek ise, sahibinin kendine verdiği o güzelim yiyeceklerle semirmiş, tabiri caizse o, Etiler, Nişantaşı, Ulus, hatta Paris ve Londra’nın ünlü cafelerinde efendisi ile gezinmekte. Ve hakeza bazen kendisi arkadaşları ile beraber oralara giderek köpekler arasında çok ünlü dişi avına bile çıkabilmektedir..
Kurt hayretler içerisinde içinden şöyle der: "Yahu bu da kim? Bizim familyamıza ne kadar da benziyor." Ve bütün cahilliğine rağmen sormadan edemez. "Yahu kardeş sen bize ne kadar benziyorsun, sen kimsin, nesin acaba? Bana ismini lutfedermisin?" Bu; mütekebbir ve yalancı bilgelere benzeyen yaratık, "Benim adım köpektir" der, kasım kasım kasılarak. Kurt; tüyleri, elbisesi parıldamakta olan, mutluluğu ve hayattan aldığı zevk gözlerinden okunan bu benzerine çok ama çok imrenir. Kendini çok çaresiz, kimsesiz ve zavallı hisseder.
Kurt, biraz daha şaşkın ve mahcup bir halde köpeğe içinde bulunduğu bu halin sebebi hikmetini sorunca, köpek başlar anlatmaya. Bu hali sahibine, efendisine borçlu olduğunu, ona hizmet etmek ve sadık kalmakla bu konuma ve makamlara geldiğini anlatır.
Sonra isterse kurdun da efendi/patron sayesinde, kendisi gibi olmasına yardımcı olabileceğini kendisi gibi makam ve mevkilere gelebileceğini, çok pahalı giyeceklere, yiyeceklere, kavuşacağını söyler. Kurt'un literatüründe hiç efendi, patron, sahip gibi kelimeler yoktur. Şaşırır kalır. Fakat kendisinin cahil-i kübra olduğunun anlaşılmaması için efendi, patron ve sahip kavramlarının ne anlama geldiğini bir türlü soramaz.
Ve sonuçta Kurt; içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan bir an önce kurtulabilmek için, köpeğin yardım teklifini kabul eder. Köpek önde, kurt arkada ormanda yürüye yürüye köye doğru ilerlemeye başlarlar.
Köpek; sahibinin-efendisinin iyiliğini, humanistliğini, çağdaşlığını, ilerciliğini, hakeza efendilerini/patronlarını çileden çıkaran dincilerle, gericilerle, milliyetçilerle olan kutsal(!) mücadelesini anlata anlata bitiremez, kendisine üç öğün yemek verildiğini, zaman zaman dolaşmak, çiftleşmek ve pahalı içeceklerden yudumlamak için zincirlerinin çözüldüğünü filan anlatır.
Kendi görevinin ise, sahibinin evini, iş yerini, ofisini, beklemek, eve, ve köpeklik ettiği kurumlara ev halkının dışındakileri yaklaştırmamak olduğunu beyan eder. Köpek gerekirse bazen eline kalem alıp efendisinin düşmanlarına acımasız bir şekilde saldırdığını, bazen diğer tasmalı köpekleri tüm patronların ortak çıkarları doğrultusunda, kaos çıkartmak, gerginlik yaratmak, darbe çığırtkanlığı yapmak için kışkırttığını hatta ugun bir ortamda ısırdığını bile söyler. Daha bir çok şey anlatır.
Kurt, anlatılan her şeyi cahilliğinin(!) verdiği büyük bir eziklikle, merakla ve hayranlıkla dinledikten sonra, kendisinin görevini öğrenmek için köpeğe sorar. Köpek kardeş benim görevim ne olacak? Köpek de cevaben acele etmemesini kendisine yardımcı olacağını ve efendisine kendisini en iyi şekilde lanse edeceğini/pazarlayacağını söyler.
Bir ara kurt, köpeğin arkasında yürürken parlak ve görkemli tüyleri arasında köpeğin boynunda bir yara izi görür ve merak eder. Köpek kardeş, köpek kardeş! beni bağışlarsan bir soru sormak istiyorum. Köpek kurt'a alaycı bir bakış atarak büyük bir vakurla sor bakalım der.
Kurt; "Köpek kardeş acaba boynunuzdaki bu yara izi erkekçe bir boğuşmanın, ya da asil bir düellonun sonucu mudur" diye sorar. Köpeğin birden beti benzi solar, sararır, o müthiş debdebesinden ve heybetinden bir şey kalmaz, kuyruğunu bacakları arasına sokar, ezilir, büzülür. Bütün bilgeliği bir anda allak bullak olur. Ve cevap verir: "Hayır kurt kardeş. Sahibim/patronum beni daima kapı önünde zincirle bağlar. Boynumda da bir tasma bulunur. Efendim bu tasma sayesinde beni kontrol eder. Yabancılara, yani efendimin düşmanlarına havlarken, bazen kendimi öyle kaptırırım ki, ard arda ileriye doğru hamleler yaparım. Bundan dolayı arkaya doğru gerilen tasma, sıkışma nedeniyle boynumda bu şekilde iz bırakır. Hatta bazen yara bile yapar diye konuyu önemsiz bir şeymiş gibi geçiştirmek ister."
Fakat Kurt işin vahametini, rezilliğini, alçaklığını, dalkavukluğunu anlar ve kendisine de bir tasma takılıp takılmayacağını sorunca; köpek: "elbette takılacaktır kurt kardeş, yoksa karnımızı doyuramayız, pahalı elbiseler giyemeyiz, ünlülerin Kafelerine takılamayız, lüks ciplerle hava atamayız, aramızda ün salmış sanat abidesi(!) dişilere ulaşamayız yani bu kadar debdebeli yaşayamayız" diye cevap verir. Kurt, köpeğin semizliğinin, debdebesinin, sözde bilgeliğinin ve yalancı cesaretinin esaretten, uşaklıktan, dalkavukluktan kaynaklandığını anlayınca köpeğe döner ve şöyle der: "Bak köpek kardeş seni bilmem ama ben, esaret ve uşaklık altında karnı tok, sırtı pek ve ünlü yaşamaktansa, hürriyet, istiklal, namus ve haysiyet içinde açlıktan ölmeğe razıyım."
Sonuçta kurt, özgürlüğün ona verdiği onur ve gurur içerisinde ormanın derinliklerine dalar. Ormanda asil ve vakur bir şekilde yürürken, bir ara yaşlı bir kurdun bir zamanlar kendisi ve arkadaşlarına söyledikleri aklına gelir:
"Bakın çocuklar, bir gün ormanlarda size benzeyen parlak tüylü, semiz ve tasmalı bir şekilde dolaşan, birçok benzerlerinize rastlayacaksınız. Ancak unutmayın ki, onlar bizden değildir, onlar sadece bizden azmadır ve onlara köpek derler. Sakın ha onların yaptıklarına, yazdıklarına, konuştuklarına, giydiklerine, yediklerine, dostlarına özenmeyiniz ve dahi güvenmeyiniz. Maazallah haysiyet ve şerefinizle beraber özgürlüğünüzü de kaybedersiniz."

(1)http://www.milligazete.com.tr/haber/Efendi_kurt_kopek_ve_tasma_uzerine_bir_hikye/258347