- Kategori
- Telekomünikasyon
Bir fidan 50 yılda bir kazığa nasıl dönüştü?

1958 yılındaki bilinmeyen numaralar servisi
Eski kitaplar satan bir dükkanda 1958 yılına ait haftalık hayat mecmuaları cildini satın aldığımda, içindekilerin bu kadar ilgimi çekeceğini tahmin etmemiştim. Gruplarım kategorisinde “50 yıl önce” başlık altında izlenimlerimi burada paylaşacağım. İlk olarak da bugünlerde çok tartışması yapılan telefon konusuna eğilmek istiyorum.
1958 tarihli Hayat mecmuasındaki bir habere göre o yıllarda İstanbul’da çalışan telefon sayısı 61239 imiş. En çok aranan numara ise o zamanlar 01, daha sonra 118 şimdi de 11811 olan bilinmeyen numaralarmış. Yandaki fotoğrafta görüldüğü gibi bu serviste çalışan 5 memur her gün kartotekslere bakarak günde 10 bin numaraya cevap verirmiş. Şimdiki gibi bilgisayarlar olmadığından o kişilerin işlerinin ne kadar zor olduğunu tahmin edebilirsiniz. Bu hizmet kullanıcılara bedava sunuluyormuş.
01 den sonra ise en çok aranan numara, kömür dağıtım numarasıymış. Tabii o zamanlar, valilere kömür dağıtın diyen başbakanlar olmadığından ve belediyeler evlere oy için kömür servisi yapmadığından insanlar kendi kömürlerini kendileri takip ederlermiş.
O tarihlerde kurumlar dışında evinde telefon bulunan insanlar ayrıcalıklı olarak tanımlanıyorlarmış. Hiç unutmam, daha sonraki yıllarda evime ilk telefon, başvuru tarihinden tam 20 yıl sonra bağlanmıştı. Özal zamanında bu kaleme yapılan yatırımlar sonunda, telefon bağlatmak hayal olmaktan çıkıp, günlük yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline dönüştü.
Özelleştirme fikri ilk defa ortaya atıldığında, bu zarar eden KİT leri kapsıyordu. Zarar eden Kamu İktisadi Teşekküllerinin zararları hazineden karşılanıyor, bu durum bütçe dengelerini bozarak, enflasyonu tetikleyici etki yapıyordu. Bu nedenle zarar eden teşekküller yerli veya yabancı sektöre devredilerek, karlı bir hale getirilmeliydi. O tarihlerde bu müesseselerde istihdam fazlalığı vardı. Siyasi nedenlerle kadroların şişirilmesi bu zararı doğuran nedenlerden en önemlisiydi. Bu kuruluşların birinde çalışan bir arkadaşım bu durumu çok güzel bir örnekle anlatmıştı. “ Bir yumurtayı 10 kişi taşıyorduk.”
Ancak daha sonra özelleştirme konusu amacından uzaklaştı. İthalatın her kalemde serbest bırakılması sonucu döviz dengesi aleyhte bozulunca, bu dengeyi sağlamak üzere dış borçlanma yanında, kar eden teşekküller de birer birer elden çıkarılmaya başlandı. Türk Telekom ise bunlardan en önemlisiydi.
Türk Telekom’un çoğunluk hissesi bu kuruluşun 2 yıllık kar tutarı toplamına satıldı. Yeni sahipleri ne yaptı? Sabit hat uygulaması getirerek, Türk Telekom’a ödedikleri parayı bir yılda finanse ettiler.
Bu dönemde internet hayatımıza girdi. Henüz adsl bilinmezken çevirmeli ağ sistemini kullandığımızdan internete girdiğimizde telefon görüşmesi yapma olanağı olmadığından evimize ikinci telefonu almak zorunda kaldık. Nasıl olsa aylık gelen ücretler konuşma yapılarak eritiliyordu. Her iki telefonu kullanarak konuşmaya başladık. Sonraları adsl çıktı, ancak biz yine sabit hat ücreti olmadığından iki telefondan konuşmaya devam ettik. Ödemelerimiz otomatik olduğundan ödediğimiz ücretlere hiç dikkat etmiyorduk. Ancak bir gün bir de baktık, telefon harcamaları neredeyse bizi batıracakmış. İki telefona ödediğimiz sabit hat ücreti, konuşma ücreti + adsl ücreti telekomun yeni sahiplerini zengin etmekten başka bir işe yaramıyormuş. Hemen telefonun birini iptal edip, adsl ücretini en ucuz seviyeye getirip, olabildiğince sabit hattan görüşme yapmayarak, geç de olsa tedbirimizi aldık.
Bu arada Türk Telekom’un yeni bir uygulamasına da değinmek istiyorum. Şehirlerarası, milletlerarası ve cep telefonlarını ararken, 1045 i çevirirseniz ucuza konuşursunuz dedikleri numara var ya, onun için de ayrı fatura geldiğini, 10 gün arayla tarafıma 2 fatura gelince anladım. O faturanın hizmet türü: UMTH Telefonmuş. İşletmeci olarak da Millenicom yazıyor. (212 444 10 45)
Ben bu deyimleri bilmiyorum. Ama kendimce kazık olarak tercüme ettim. Bilmem sizler biliyor musunuz?