​ Bir garip mütareke-Mondros (3) / Tarih / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Temmuz '15

 
Kategori
Tarih
 

Bir garip mütareke-Mondros (3)

* Heyet Başkanı Rauf Bey İstanbul'da.

Heyetimizin Başkanı Rauf Bey İstanbul'a dönüşünde gazetelere verdiği beyanatta:

"Mütarekenameyi imzalamaya giderken bugünkü gibi sevinçli döneceğimi tahmin etmiyordum. Görüşmeler sırasında İngilizler çok açık kalpli ve samimi hareket ettiler. Bu mütareke ile devletimizin istiklâli, saltanatımızın hukuku tamamıyla kurtarılmıştır."

"Bu mütareke, galip ile mağlup arasında yapılmış bir mütareke değil, savaş halinden çıkmak isteyen denk iki kuvvetin aralarındaki düşmanlığı durdurmaları hali gibi bir şeydir; İngilizlerin Osmanlıları yaşatma fikrinde olduklarına inanıyorum. İstanbul'a tek bir düşman askeri çıkmayacak, Adana işgal edilmeyecektir..." diyordu.

Rauf Bey'in bu açıklamaları, Mondros'tan görüşmeler sırasında İstanbul'a gönderdiği raporlardaki değerlendirmeleriyle tam bir tezat teşkil etmektedir. Görüşünün kısa sürede bu kadar olumluya dönmesinin nedeni ne olabilir?

Mantıklı bir açıklama bulmak zor.

Mütareke metnini yanlış değerlendirmiş olabilir.

Osmanlı Heyeti, Mütarekeyi imza ederken, Boğazlar hariç olmak üzere, Osmanlı topraklarının işgal edilmeyeceğine ve mütareke tarihindeki ileri hatlarımızın "mütareke hattı" olarak kabul edildiğine inanıyordu. Mütarekeyi iki ordu arasındaki çarpışmalara son veren bir mukavele sayıyordu. İstanbul, İzmir, Musul, İskenderun, Adana, Ayıntap, Maraş ve Urfa'nın işgali düşünülemezdi.

Bu hayati bir yanılgıydı.

İngiliz Amiral Calthorpe, Rauf Bey'e, mütareke imzalandıktan sonra, gizli kaydıyla bir mektup vermiştir. Mektubun aslı Rauf Bey'in özel dosyasında bulunmaktadır.

Amiral mektubunda; Boğaz istihkamlarının yalnız İngiliz ve Fransız askerleri tarafından işgalini İngiliz Hükümeti'nin kabul ettiğini, işgal kuvvetleri yanında Türk kuvvetlerinin bulunmasını da hükümetine duyurduğunu, İstanbul ve İzmir'e Yunan askeri gönderilmemesi hakkındaki Türk dileğini hükümetine bildirdiğini, Osmanlı hükümeti asayişi koruyabildiği sürece İstanbul'un işgal edilmeyeceğini, Osmanlılarla İngilizler arasında dostça ilişkilerin kurulması hususunda büyük bir gayretle çalışacağını ifade ediyordu.

Rauf Bey'in, Mütareke metnindeki tuzakları görememesine ek olarak, İngiliz Amiralin konunun özünü etkilemeyen, yanıltma amaçlı bu yaklaşımlarından da bir  ölçüde etkilenmiş olması mümkündür.

Temel neden politik tecrübe eksikliği olsa gerekir.

Uluslararası ilişkilerde verilen sözler değil altını imzaladığınız metinler esastır. Çoğu zaman bu metinlerin yorumu bile okuyana göre değişebilir. Diplomatlar öyle elastiki metinler yazarlar ki ertesi gün, birlikte yazdıkları cümlelerin ne ifade ettiği konusunda anlaşamayabilirler. Bu yazım cambazlığını en iyi yapanlar da kuşkusuz İngiliz diplomatlardır.

İngilizler mütareke görüşmesine çok iyi bir hazırlıkla gelmişlerdi.

Bu tür diplomatik oyunların bir askeri mütarekede gerekli olup olmadığı tartışılabilir. Hükümleri tahlil edildiğinde, bu uygulamanın, geleneksel İngiliz politikasına uygun olarak, anılan mütarekede de yapıldığı açıkça görülmektedir. Amaç neydi?

Amaç hala direnme gücü olan bir ülkeyi savaşsız-zahmetsiz işgal etmekti.

* Asıl amacı ustaca gizlenmiş mütareke-Savaşsız işgal.

Osmanlı ordusu, Suriye ve Irak cephesinde yıpranmıştı. Bunun dışında kalan cephelerde ayaktaydı.

Her şeyden önemlisi, müttefiklerinden farklı olarak, ordu ve millet savaşa devam etme azim ve iradesini kaybetmemişti. Herkes yorgun ve bitkindi ama teslim olayı düşünen yoktu.

Yılgınlık İstanbul'daydı.

Savaşı tek başına kazanmamız elbette ki mümkün değildi ama saldıranın ağır bir bedel ödeyeceği kesindi. Çanakkale hafızalarda hala canlıydı.

Karşı tarafın da savaşacak gücü ve isteği kalmamıştı. Üstelik, Almanya tehdidi ortadan kalktığı için, kendi aralarındaki rekabet de canlanmıştı. 

Güçleri kalmış olsaydı sırtını sıvazlayıp Yunan'ı maşaları olarak Anadolu'ya sürerler miydi?Çaresizlikten başvurulan bu uygulama tarihçiler tarafından İngiliz diplomasinin gelmiş geçmiş en büyük yanlışlarından birisi olarak kabul edilmektedir.

Osmanlı'nın gerektiğinde direneceğini bilen İtilaf Devletleri bu düşüncelerle Mütarekeye kayıtsız şartsız teslim hissini verecek açık hükümler koymamışlardır. Onun yerine aralarındaki paylaşma anlaşmalarını uygulamalarını sağlayacak, her tarafa ve her anlama çekilebilecek elastiki ve bir metin düzenlemişlerdir.

* Mütarekenin tuzak hükümleri.

Bir mütareke hattı belirlenmemiştir. Bu hat belirlenmeli ve mütareke metni içinde yer almalıydı. Bu klasik mütareke uygulamasının yapılmamış olması şüpheyle karşılanmalı ve hatların belirlenmesi için ısrarcı olunmalıydı.

Metinde sınırları belirsiz, diğer bir deyişle, kapsamını herkesin farklı anladığı coğrafi bölge isimleri yer almaktaydı. Bölgeler isimleriyle değil sınırlarıyla tanımlanmalıydı. Örneğin "Kilikya" denildiğinde tarafların anladığı farklıydı. Bu yazım şekli mütarekenin uygulanmasında tartışmalara neden olmuş, her tartışmanın sonunda galiplerin tanımı kabul edilmek zorunda kalınmıştır.

Mütarekenin en tehlikeli maddesi 7nci maddeydi. Bu madde İtilaf Devletleri'ne "önemli stratejik noktaların işgali" yetkisini vermekteydi. Bu madde tek taraflı kararlarla savaşsız işgale yol açan, çok haksız ve tehlikeli bir maddeydi. Asla kabul edilmemeliydi.

Demiryollarının İtilaf Devletlerinin murakabesine verilmesinin çok zararlı sonuçları olmuştur. İngilizler terhis edilen askerlerin bölgelerini terk etmeleri için çok kısa süreler vermişler, anılan askerlerin taşınmasında demiryollarını kullandırmayarak Osmanlı ordusunu çaresiz bırakmışlardır.

Cephane ve savaş malzemesinin geriye nakline ise asla izin vermemişlerdir. Bilinçli komutanlar mümkün olduğu kadar çok malzemeyi Anadolu içlerine taşımaya çalışmışlarsa da büyük miktarda savaş malzemesi ve ikmal maddesi, geri taşınamayarak, terk edilen bölgelerdeki depolarda bırakılmıştır. Bu malzemelere Kurtuluş Savaşında öylesine çok ihtiyaç duyulmuştur ki.

Altı doğu vilayetinin işgali "iğtişaş (karışıklık, kargaşa) zuhuruna" bağlanarak sinsice planlanmıştır. İstenildiğinde karışıklık ve kargaşa çıkarmak zor bir iş değildi.

Ana fikir, Boğazların ve İstanbul'un kontrolünü ele alıp, Padişah ve hükümet üzerinde baskı kurarak orduyu silahsızlandırıp terhis ettirmek ve ülkeyi kolaylıkla işgal etmekti.

* Mütarekenin sadece İngilizlerle yapılmasının sakıncaları.

Osmanlı Devleti İtilaf Devletleriyle savaşta olmasına rağmen mütareke İngilizlerle yapılmıştı. Fiili çatışmaların o esnada İngilizlerle sürmekte olmasından dolayı bu yaklaşım bir ölçüde anlaşılabilir. Ancak bunun bize çok zararı olmuştur.

İtilaf Devletleri arasında rekabetin başladığını daha önce belirtmiştik.

İngilizler savaşın asıl yükünü kendilerinin çektiğini öne sürerek artık Ortadoğu'yu Fransız ve İtalyanlarla paylaşmak istemiyordu. Bu düşüncelerle görünüşte müttefikler adına hareket ediyor olsalar da, mütarekenin sadece İngiltere tarafından yapılmasını hedeflemişler ve bunu başarmışlardır.

İmzalanan mütareke İngiliz menfaatlerini koruyan bir vesika olmuştur

İngilizler Ortadoğu'daki kendi çıkarlarını garantiye aldıktan sonra müttefiklerini tatmin etmek için Anadolu'da kendilerine her tavizi vermiştir. Her ülke kendi payına düşeni bir an önce kapmak istemiş,  Anadolu'nun işgali başlamıştır.

Osmanlı Devlet adamları da mütarekenin sadece İngilizlerle yapılmasında sakınca görmemişlerdir.

İngilizlere karşı, nereden kaynaklandığı anlaşılamayan bir güven besleniyordu. İngilizlerden diğer İtilaf Devletlerine karşı Osmanlı çıkarlarını korumaları bekleniyordu.

Bu tarihi yanılgının kökleri geçmişte olabilir.

İngiltere asırlarca Osmanlı Devleti'ni Rusların güneye sıcak denizlere inmesinin önünde bir engel olarak görmüş ve varlığını sürdürmesi yönünde politika izlemiştir. Bu geleneksel politika 1880 yılından itibaren değişmiştir.

Anılan yıllarda İngiltere, Osmanlı Devleti'nin çok zayıfladığını, ne yapılırsa yapılsın varlığının devamının mümkün olmadığını değerlendirerek Osmanlı Politikasını temelinden değiştirmiştir. Dağılma kaçınılmaz olduğuna göre o da diğer ülkeler gibi pay kapma politikasına dönmüştür.

İngiltere politikasındaki bu değişikliği bile bile hala Osmanlı Devleti'ne müzahir olmasını beklemek tarihi gerçeklerle bağdaşmamaktaydı. Bu gerçek dışı beklenti Kurtuluş Savaşı süresince Padişah'ta ve İstanbul Hükümetlerinde var olmaya devam etmiştir.

* Sonuç.

Mütareke, İtilaf Devletlerinin Osmanlı ülkesini, Anadolu dahil, aralarında paylaşarak işgal edeceklerini açıkça göstermiştir.

Mirastan en büyük payı alacak olan İngiltere, mütarekenin çabucak imzalanması için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Anılan ülke, Osmanlı Devletini savunmasız bırakabilmek için, ordunun silahsızlandırılmasını ve terhisini tek başına ısrarla takip etmiştir.

Mondros mütarekesi, bilinen mütareke tanımının dışında kalmıştır. Geçici değil kalıcı hükümler taşımıştır.

Acılarla dolu yeni bir dönemi başlatmıştır.

Kıskıvrak bağlayıcı bir belge olmuştur.

Yarattığı acılar ve haksızlıklar Türk Ulusunun direniş ruhunun canlanmasına önemli katkılar sağlamıştır.

Mütarekenin uygulanmasında karşılaşılan bazı temel sorunlara değinerek irdelemeyi tamamlayabiliriz.

 

Kaynak : TÜRK İSTİKLAL HARBİ

                MONDROS MÜTAREKESİ VE TATBİKATI

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Bşk. lığı Yayını   1992

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
Toplam blog
: 82
: 1739
Kayıt tarihi
: 04.05.13
 
 

Emekli pilotum. 1950 yılında Polatlı Çekirdeksiz köyünde doğdum. İlkokulu köyde ve Polatlı'da, li..