​ Bir garip Mütareke-Mondros (4) / Tarih / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ağustos '15

 
Kategori
Tarih
 

Bir garip Mütareke-Mondros (4)

Bir garip Mütareke-Mondros (4)
 

** Uygulama başlıyor.

Mütarekenin imzalandığı cephedeki komutanlıklara bildirildi.

Uzak cephelerle iletişim sorunu vardı. Hicaz, Asir ve Yemen'deki kuvvetlerle telli-telsiz hiç bir bağlantı yoktu.

Bu kuvvetler Yıldırım Orduları Grubu'na bağlıydı. Başkomutanlık, mütareke tebliğinin Grup tarafından yapılmasını istedi. Grup birliklere ulaşamadı.

Mütareke emrinin Türk kuvvetlerine ulaştırılmasının en yakın takipçisi Amiral Calthorpe, Güney Arabistan'daki Osmanlı kıtalarının teslim haberlerinin gecikmesinden huzursuzdu. Anılan kıtaların teslim olmayacaklarından endişe  ediyordu.

Sonunda, Mısır'daki İngilizler tarafından iletilmek üzere sözü geçen birliklere bir emir yazıldı. Emirde özetle:

" Mütarekeye mecbur kaldık, Kıtalarınızın en yakın İtilaf Komutanına teslimi gerekmektedir. Bu ağır durumu itaat ve metanetle karşılayacağınızdan eminim" denildikten sonra, İngiltere Hükümeti'nin güzel duygularından emin olunması istenmekteydi.

* Medine Muhafızı teslim olmayı reddediyor.

Teslim olun emri çeşitli kanallardan bu birliklere tekrar tekrar gönderildi.

Medine Muhafızı Fahrettin Paşa, 26 Aralık'ta verdiği cevapta; Padişah tarafından bir irade beyan edilmediği sürece teslim olmayacağını bildirdi. Paşa askerleri ve silahlarıyla birlikte ülkeye dönmesi sağlanmadıkça Medine'yi terk etmek istemiyordu.

Mütareke şartlarını Fahrettin Paşa'ya tebliğ etmek üzere, İstanbul'dan Arher adındaki İngiliz gemisiyle Haydar Molla başkanlığında bir heyet gönderildi. Heyetin tebligatı üzerine Medine'deki Osmanlı kuvvetleri 10 Ocak'ta, Mütarekeden iki ay on gün sonra teslim olmak zorunda kaldı.

Savaşta yaralanmış askerlerin bile geriye nakline yardımcı olmayan İngiltere'nin kıtaların teslim söz konusu olduğunda ne kadar "yardımsever" olduğu ortaya çıktı.

*Gelecekteki mücadelenin ilk belirtileri. Direnen iki komutan.

Mütareke imzalandığı sırada ikisi dışında cephelerde durum sakindi. Yıldırım Orduları Grubu ve 6ncı Ordu İngilizlerle yakın temastaydı ve savaşıyordu.

*Yıldırım Orduları Grubunda mütareke uygulaması.

Mustafa Kemal Paşa, mütarekenin imzalandığı gün, 31 Ekim'de Ordular Grubunun komutasını devralmıştı. Paşa'nın kendi birlikleri ve Osmanlı ordusu hakkındaki düşünceleri şöyleydi:

"Doğrudan doğruya emrim altında bulunan iki ordunun arzu ettiğim tarzda takviyesi halinde, bütün felaketlere rağmen Türkün sesini işittirebileceği kanaatindeyim. Bu yolda işe başladım."

Ancak 3 Kasım'da mütareke imzalandığı kendisine tebliğ edildi.

İtilaf Devletleri İskenderun'u işgal edeceklerini bildirdiler.

Kemal Paşa mütareke hükümlerine uyulmadığını İstanbul'a defalarca yazdı. O'na göre İskenderun'un işgalinin amacı; 7nci Ordunun çekilme hattını kesmek ve Orduya teslim olmaktan başka çare bırakmamaktı.

5 Kasım'da İngilizlerin İskenderun'a kuvvet çıkarmasına gerekirse ateşle mani olunmasını birliklerine emretti.

Sadrazam, İngilizlere ateş açılmasının devletin politikasıyla uyumlu olmadığını, bundan vazgeçilmesini istedi ve Yıldırım Orduları Grubu'nu lağv etti.

İskenderun şehri için mütareke fesh edilmeyeceğinden şehrin tahliye ve teslimini emretti.

İskenderun 9 Kasım günü İngilizlere teslim edildi.

Mustafa Kemal Paşa, Sadrazam'a:

"İngilizlerle yapılan mütarekenin imzalanan şekli Osmanlı Hükümeti'nin selâmetini içerecek mahiyette değildir. Mezkur maddelerin şüpheli ve müspet manalarının bir an evvel tespit edilmesi lazımdır. Yoksa İngilizlerin isteklerine bugüne kadar olduğu gibi mukabelede devam olunduğu takdirde, Payas-Kilis hattına kadar olan araziyi isteyen İngilizlerin yarın Toros'a kadar olan Kilikya mıntıkasını ve daha sonra Konya-İzmir hattının işgalinin lüzumlu olduğu tekliflerinin birbirini takip edeceği ve sonuçta ordumuzun kendileri tarafından sevk ve idaresi hatta Bakanlar Kurulunun Britanya Hükümeti tarafından seçilmesi lüzumu gibi tekliflerin karşısında kalınmak durumunda bulunulacaktır"

diyerek İngilizlerin Mütarekeyi, ülkeyi savaşsız ve zahmetsiz işgal etmek için kullanma niyetlerini anlatmaya çalışmıştır

Yıldırım Orduları Grubu lağvedildi ve Mustafa Kemal Paşa'ya İstanbul'a dönmesi emredildi.

13 Kasım'da Haydarpaşa'da trenden indiği vakit Boğaz'da demirlemiş düşman donamasını üzüntüyle seyretmiş ancak yılgınlığa kapılmayarak, "Geldikleri gibi giderler" demiştir.

Bu inanç ve azim Kurtuluş Savaşımızın ilk kıvılcımıdır.

16 Kasım 1918'de Pera Palas otelinde gazetecilerle yaptığı konuşmadaki söylemi O'nun sadece başarılı bir asker olmakla kalmadığını, ülkelerin selameti için yapılması gerekenler hakkında açık ve net düşüncelere de sahip olduğunu göstermektedir.

"En iyi politika en çok kuvvetli olmakla mümkündür. En çok kuvvetli olmak demek ise; manen, ilmen, fennen, ahlaken kuvvetli olmak demektir. Askeri kuvvet en sonda gelir. Yukarıda sayılan meziyetler bir millette mevcut değilse, bu milletin bütün fertlerinin en son silahlarla donanmış olması hiçbir şey ifade etmez. Bu günkü topluluklar içinde insan olarak yer alabilmek için elbette silah elde olması yeterli değildir"

*6ncı Ordu bölgesinde mütareke uygulaması.

Irak cephesinde 25 Ekim'de başlayan İngiliz taarruzu tehlikeli şekilde gelişmekteydi. İngiliz taarruzu sürdüğü takdirde birliklerini daha da geri çekmeyi düşünen Ordu komutanı Ali İhsan Paşa (Sabis), mütareke emrini alınca, düşmanca hareketleri durdurdu ve artçılarına oldukları yerde durmalarını emretti.

Ordu komutanının Genelkurmay Başkanlığına bildirdiğine göre:

"6ncı Ordu şimdiye kadar yaptığı çetin ve büyük zaiyata neden olan muharebelerde gösterdiği fedakarlık ve Musul vilayetinin büyük kısmını elde bulundurmak suretiyle aziz vatanımıza son bir iyilik daha yapmıştır. Bu gün Musul, Erbil, Revandiz, Köysancak, Ranya ve Sincar tamamen elimizde olup, Cerablus dahi korumamız altındadır."

Ali İhsan Paşa karşısındaki İngiliz komutana bir mektup göndererek tarafların halen bulundukları yerler arasındaki arazinin tarafsız bölge addedilmesini istedi.

Normal bir mütarekede olması gereken buydu.

Bu durumda İngilizlerin, bulundukları hattı geçmemeleri ve mütareke haberini almadan bu hattı geçmiş birlikleri varsa bunları da geriye çekmeleri gerekirdi.

İngiliz generali Marshall, Ali İhsan Paşa'ya cevap olarak; Mütarekenin 7nci maddesi uyarınca lüzum gördüğü stratejik noktaları işgal hakkını haiz olduğunu, 16ncı maddeye göre de Irak'ta bulunan Türk birliklerinin teslimi gerektiğini bildirerek kendi kafasına göre çizdiği bir Irak haritasını da gönderdi.

Ali İhsan Paşa, müttefiklerin emniyetini tehdit edecek bir durumun olmadığını, Irak hududunun diplomatlarca belirlenmesi gerektiğini, İngiliz Birliklerinin Musul'dan çekilmesini ve birliklerini teslim etmeyeceğini bildirdi.

İngilizlerin niyeti açıktı. Musul vilayetini ve petrol bölgesinin tamamını, Güneydoğu Anadolu dahil işgal edeceklerdi.

Arap aşiretleri devreye sokuldu. Musul civarındaki Osmanlı birliklerine ve erzak ambarlarına saldırılar başladı.

Ordu çapulcular karşı önlem aldığı sırada, İngilizler, halka zulüm yapıldığı iddiasıyla ilerlemeye başladılar. 1 Kasım günü mütareke hattını geçerek Musul'un 20 kilometre güneyine kadar ilerlediler.

İngiliz general Cassel, mütarekeden haberdar olmadıkları için 25 kilometre ilerlediklerini, geri çekilmeyeceklerini bildirdi.

2 Kasım günü İngilizler, Musul'u işgal edeceklerini resmen bildirdiler.

3 Kasım günü İstanbul'dan:

"Mütarekename'de Musul'un boşaltılmasını ve teslimini gösterir hiç bir kayıt olmayıp, Musul'un elimizde kalması gerekmektedir. Eğer Mütareke hükümlerine aykırı olarak Musul'u işgal isteklerinde ısrar ederlerse, fiilen taarruz edinceye kadar direnirsiniz. Protesto edersiniz ve silahla karşılık vermeyerek Musul'u terk ile kuzeye çekilmek lazımdır"

talimatı geldi.

Aynı gün İngilizler Musul'a girdi. 8 Kasım'a kadar Türk ve İngiliz birlikleri Musul'da birlikte bulundular.

İngilizler, Mütarekenin 16ncı maddesini öne sürerek bütün Osmanlı birliklerinin silah ve cephaneleriyle birlikte teslim edilmesini istediler.

Ali İhsan Paşa, "Teslim teklifini kesinlikle reddederim. Ben intihar eder kıtalarımı size teslim etmem" diyerek direndi ve kıtalarını kurtardı.

İngilizler, kıtaların silah ve cephaneleriyle Musul'dan ayrılmasını kabul etmek zorunda kaldılar.

8 Kasım'da Musul'daki bütün Osmanlı bayrakları indirilerek yerlerine İngiliz bayrakları çekildi.

İngilizler Ali İhsan Paşa'nın 8 Kasım günü Musul'u terk etmesini istediler.

15 Kasım günü Musul tamamen boşaltıldı.

İngilizlerin türlü tehdit ve baskılarına rağmen, kurtarılan ordu birlikleri el altında tutulmuş ve herhangi bir dağılma ve çöküntü olmamıştı. Bu birliklerin, silah ve cephanelerinin kurtarılabilmiş olması, daha sonra, güney sınırlarımızın savunulmasında önemli rol oynamıştır.

İngilizler Ali İhsan Paşa'nın peşini bırakmadılar. Ordu komutanlığından alınması için Hükümete sürekli baskı yaptılar. İşler ATATÜRK'ÜN  öngörüsündeki gibi gelişiyordu. İngilizler vatanları için çalışan komutanların görevden alınmalarını isterken, yerlerine kimlerin tayin edileceğini de söyler olmuşlardı.

Ali İhsan Paşa, Şubat 1919'da Ordu komutanlığından alındı.

İngilizler kendisine özel bir tren tahsis ettiler. Bir İngiliz müfrezesi trende kendisine refakat etti. Refakatin amacının Paşa'nın İstanbul'a kadar trenden ayrılmasını sağlamak olduğu düşünülebilir.

Paşa, yola çıkmadan önce Harbiye Nezareti'ne, İngilizlerin muhtemelen kendisini tutuklayacaklarını bildirdi. Harbiye Nezareti Ordu komutanını koruyabilecek durumda değildi.

Paşa, 2 Mart 1919 günü Haydarpaşa İstasyonundan İngilizler tarafından alınarak, İngiliz sefarethanesine götürüldü ve oradan da Malta'ya sürüldü.

Gerçekleri gören ve direnen komutanlara elbette ki sadece Mustafa Kemal ve Ali İhsan Paşadan ibaret değildi. Pek çok komutan elindeki güç ve imkanlar ölçüsünde direnişi başlatmıştı. Hepsini minnet ve şükranla yad edelim.

*Sonuç.

Mondros Mütarekesi askerlik tarihinde benzeri olmayan "garip" bir mütareke olarak imzalandı ve uygulandı.

İngilizlerin amacı en kısa sürede petrol bölgelerini savaşsız işgal etmekti. Bunu gerçekleştirmek için mütarekeye tuzak hükümler yerleştirmişlerdi.

Mütarekeyi imzalayan Osmanlı asker-diplomatları tuzakları fark edemedi.

Hükümet tam bir panik ve yılgınlık içinde gelişmeleri doğru okuyamadı.

İç politik kavgalar ve anlaşmazlıklar öne çıktı. İngilizlerin savaştan İttihatçıları sorumlu tutacakları ve onlar ülkeyi terk ettiğine göre artık aradaki düşmanlığın sona erdiği gibi safça düşünceler devleti yönetenlere hakim oldu.

Bu anlamsız yaklaşım Kurtuluş Savaşı boyunca da İstanbul hükümetlerince sürdürüldü.

Cephedeki komutanlar oyunun farkına vardılarsa da seslerini İstanbul'a duyuramadılar.

İstanbul'un duyarsızlığı komutanları çare aramak zorunda bıraktı. Mümkün olduğunca çok birlik ve cephane, İngilizlerin bütün engelleme çabalarına rağmen, Anadolu'ya taşındı.

Mütareke hükümleri bahane edilerek öyle çok haksızlık ve zulüm yapıldı ki komutanlarda ve halkta işgalcilerle mücadele düşüncesi güçlendi.

Örneğin; Ali İhsan Paşa'nın Malta'ya sürülmesi Erzurumluları çileden çıkarmış ve Erzurumlu Hüseyin Avni (Ulaş) tarafından Erzurum'da bir miting yapılarak işgal kuvvetlerinin şımarık hareketleri protesto edilmiş ve altı vilayet arasında müşterek bir teşkilat oluşturarak Temmuz ayında Erzurum'da bir kongre toplanması kararlaştırılmıştır.

Sömürge siyaseti uzmanı İngilizlerin, böylesine haksız davranışlarının güçlü bir direnç oluşturacağını öngörememelerinin nedenini açıklamak zordur.

Akla yakın nedenler; gözlerini hırs bürümüş olması ve Türk milletini İstanbul'daki kuklalarından ibaret sanıp, gerçek gücünü anlamamış olmaları olabilir.

*Son Söz.

Şöyle düşünebilirsiniz.

Gelmiş geçmiş bir mütarekeyi irdelemenin ülkemizin bugün içinde olduğu ortamda kime ne faydası var?

Haklısınız belki de, ama bir de beni dinleyin.

Daha önceki blog yazılarımda da açıklamaya çalıştığım gibi bence, ülkemizin temel sorunu vatandaşlar arasındaki ortak değerlerin giderek azalmasıdır.

Eğer bu vatan toprağının ve bağımsızlığımızın ne fedakarlıklarla kazanıldığını bilirsek, hiç olmazsa vatan ve milletin birliğine ve varlığına yönelik bir tehdit söz konusu olduğunda, iç politik tartışmalardan kendimizi soyutlayıp, canları pahasına bize bugünleri sağlayan muhterem insanların fedakarlıklarına saygı duyarak, ortak noktalarda buluşabiliriz diye umuyorum.

Her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, en azından, Balkan Savaşından başlayarak Kurtuluş Savaşı sonuna kadar yaşadıklarımızı anlamlarıyla bilmelidir.

Geçmişte ne kadar uzağa bakabilirsek gelecekteki kararlarımız o kadar sağlıklı olacaktır.

Bu vatan ve millet ateşle imtihana girilerek adeta yoktan var olmuştur.

Uluslararası ilişkiler, insanlık var olduğundan beri, hep kurtlar sofrası olmuştur.

Tarihler, dekorlar, aktörler değişse de bugün de öyledir ve öyle olmaya devam edecektir.

Kurtlar sofrasında sadece güçlü olanların yaşama hakkı olduğunu unutmayalım lütfen.

Toplumun gücü vatandaşların ortak ideallerinden kaynaklanan birlikten doğar.

Kaynak:    TÜRK İSTİKLAL HARBİ MONDROS MÜTAREKESİ VE TATBİKATI. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Bşk.lığı Yayını 1992

 
Toplam blog
: 82
: 1739
Kayıt tarihi
: 04.05.13
 
 

Emekli pilotum. 1950 yılında Polatlı Çekirdeksiz köyünde doğdum. İlkokulu köyde ve Polatlı'da, li..