- Kategori
- İstanbul
Bir gün İstanbul' daydım

İstanbul’ u özlemiştik, ortanca kardeşimle ailecek Cuma günü öğleden sonra İstanbul’ a doğru yola çıktık, Bolu’ ya kadar yağmur peşimizi bırakmadı neredeyse. Sonrası günlük güneşlik. Bolu’ da Sabahattin’ in yerinde her yolculuktaki mutat köfte, et ve slata ve yoğurttan oluşan yemeğimizi yedik. Biz Türklerin seyahat şekli böyle oluyor. Derler ya Türkler seyahati çok sever, Antep’ te baklava, Maraş’ ta dondurma, Adana’ da kebap, Urfa’ da bostana, Hatay’da künefe, yeriz. Böyledir gezilerimiz aslında güzel yemek yenilen yerleredir. Sonbahar gelse de Amasra’ da balık yesek mesela.
Neyse efendim saat 20.00 gibi İstanbul polis evine yerleştik. Balta Limanı semtinde denize nazır bir eğitim yeri polis kardeşlerimiz için yapılmış geceliği ilk gece yirmisekiz, sonraki geceler yirmi bir lira kişi başı. Tam karşısında denize sıfır bir lokanta ve kahvaltı salonu var. İstanbul nem içerisindeydi. Üzerimizde ne varsa derimize yapıştı. Odalara yerleştikten sonra, Taksim’e geçip Fransız sokağına geldiğimizde saat 23.00 idi, İstiklal caddesi insan seli. Birbirimize mukayyet olarak ilerliyorduk, gazetelerdeki kapkaç öyküleri nedeniyle. Ne kötü bir şey. Aynı durum Prag seyahatimizde de oldu, dikkatli olun uyarıları nedeniyle, polis timi düzeninde gezdik Prag sokaklarını.
Fransız sokağı ışıl ışıldı. Bir sokak kahvesinde saat gece yarısına kadar oturduk. Peynir tabağı, oeynire sarılmış somon, patates tava yanında bir kısmımız şarap, bir kısmımız margarita ve ben bol buzlu kola içtim. Sohbet çok güzeldi. Kalktık bir taksiye atlayıp Dolapdere’de Apik işkembecisine gittik, ünlülerin işkembe salonu, başka yerde şubesi yok, nefis bir işkembe çorbası ile geceyi noktaladık. Apik Ermeni asıllı bir Türk tarafından işletiliyor, sahibi kadın da oaradaydı, bilmeyen varsa, orada işkembe içmeyen varsa hararetle tavsiye ederim. Ankara’da Beykoz işkembecisi bir, Apik iki. Polis evine geldiğimizde sabaha karşı iki idi, ama İstanbul sokkları hala tıklım tıklım idi. Bu şehir uyumaz mı kardeşim.
Sabah metro ile Levent’e Kanyon alışveriş merkezine gittik. Daha önce polis evinin kahvaltı yerinde güzel bir kahvaltı yaptık. Metronun temizliğine v çinilere hayran kaldık çok ama çok zevkliydi bizim belediye başkanı bir görsün de zevk öğrensin. Kanyon diğer alış veriş merkezlerine göre daha insani olmuş açık havada dolaşabiliyorsunuz. Kapalı alışveriş merkezleri bana çok insanlık dışı geliyor Okay Semiz ve öğrencileri çok güzel bir vurmalı çalgılar gösterisi yaptılar. Bir an Şaman Atalarımızı hatırladım, gösteri muhteşemdi. . Hanımlar alışveriş yaparken ben kardeşimle bir kafede kahve içerek oturdum sohbet etim bu arada üç kitap almıştım kafeye oturmadan önce, Rimbaud “bütün şiirleri”, Nietzche “tüm şiirleri”ve Ahmet Telli “belki yine gelirim”. Bir süre şiir okudum kafede otururken. Önümüzden geçenleri seyrettim bir süre. Bir ozan “bir kentin insanları o kente benzer, caddelerine, sokaklarına evlerine benzer” demişti. Bu dizeler o kadar gerçek ki. İnanmaz iseniz kentlerdeki insan davranışlarını ve kentin evlerini, sokaklarını inceleyin şaşırtıcı benzerlikler göreceksiniz.
İstanbul Moderni İstanbula' kazandıran insanlara da burada teşekkür etmek istiyorum, muhteşem olmuş, balkonundan denizi seyretmek de çok güzel.
Akşam yemeğini Cihangir’de bir otelin terasında bulunan “doğa balık” restoranda yedik. İstanbul terasları da ayrı bir alem olmuş. Hem haliç hem de diğer evlerin dam ve terasları ilginç bir görüntü veriyordu. Doğa balık restoranda hayatımda yemediğim bilmediğim otlar yedim, yaklaşık yirmibeş çeşit ot sergileniyordu. Bu otları Ankara da keşfeti ama ben bu kadar çeşidini başka yerde görmemiştim. Bazılarının adlarına dilim bile dönmedi, bir çoğu da aklımda kalmadı. Bu restoranı da tavsiye ederim. Cihangir ayrı güzel tabii ki.
Yemekten sonra biraz Nişantaşı sosyetesine katılalım dedik ama hepsi tatilde idi galiba. Ama sokaklarda dolaştık, sokak kahveleri arasında dolaşmak bile ayrı keyif.
Ortaköy kalabalığına dalmadan olmazdı. Ortaköy kahvehaneleri dolu dolu, kızlı erkekli okey oynayanlar, tavla oynayanlar satıcıların hiç bitmeyen bağırtıları. Bu şehir hem uyumuyor, hem hasta olmuyor hem de ölmeyecek gibi, karnına saplanan tüm bıçaklara rağmen.
Gece saat sabaha karşı birdi polis evine geldiğimizde. İki gecedir yorgunluktan kafamı yastığa koymadan uyur oldum.
Pazar sabahı bugün Ankara’ya doğru yola çıktık. Ben yol boyunca rüzgarda dalgalanan büyük alanlı bayraklarımızı gördüm. Sanki bizi uğurluyorlardı. Tüylerim heyecandan diken diken oldu. Gözlerim doldu. Ne güzel oldu işyerleri önündeki uzun bayrak direklerine asılı kocaman bayraklar. Ne güzel dalgalanıyorlar rüzgarda. Bize şunu diyorlar sanki “ beni yere indirmeyin” inmeyecek nazlı hilal, sönmeyecek şanlı yıldız.
Ve bugün Ankara’da güzel kentimizdeyiz. Ve yeniden başlıyor her şey. Merhaba.