- Kategori
- Ramazan
Bir günüm nasıl geçiyor
Mübarek ramazan ayının 3. günündeyiz. Ramazan aylarını severim. İnsanın içini bir huzur kaplar. Çocukluğumun ramazanına zaman zaman özlem duyarım. Sanırım içerisinde bulunduğum kaçınılmaz değişimin etkisiyle hep ileriye bakmaktan sıkılmış olmalıyım ki arada sırada geriye de bakar dururum öylesine.
Çocukluğumda tekne orucu tutardım. Öğleye kadar tutulan oruca tekne orucu deniyordu. Büyüklerimiz bizler zorlanmayalım diye bu çözümü ortaya çıkarmışlardı. Bizlerde minik bedenlerimizle öğleye kadar oruçlarımızı tutardık ve minik yüreklerimizdeki iç huzurla sokakta top peşinde koşmaya devam ederdik. İftardan sonra doğru sokağa çıkardık. Maytap, torpil, kız kaçıran, füze gibi patlayıcı maddeler ramazan akşamlarının eğlencelerinden biriydi. Evimizin karşısındaki parkta uzun eşek oynardık dedelerimiz teravih namazına giderlerken. Sahura kalkmak çok keyifliydi. Bazı geceler uykumuz bölünmesin diye kaldırmadıklarında ertesi gün içimizde bir burukluk olurdu. Kısa sürede geçerdi ve bir sonraki sahuru iple çekerdim.
İşte bir günüm nasıl geçiyor diye düşünürken geçmişi hatırladım ve klavyeden dökülüverdi kelimeler. Günümüzde ramazan tabiki farklı. Sahura kalkmıyorum, kalkmak istemiyorum. Geç saatte yemek gün boyu rahatsız ediyor. Günü tek öğünle geçiriyorum. Havalar çok sıcak ve nemli. Susuzluk açlığın önüne geçiyor. Geç saatte iftarı yapınca üzerine uyku da bastırıyor. Sanırım iftar sonrasında 1, 5 - 2 litre su içiyorum. Yatmadan önce eşim meyve tabağı hazırlıyor meyve yiyoruz. Ertesi gün çok faydası oluyor. Oruçlu geçen vakit çok ağır ve nazlı. Anlıyorum ki yemek yemek zamanın akışını hızlandırıyor. Açlıkla birlikte tansiyon düşüyor ve uyku hali de oluyor. Ne acıktım, ne de susadım. Uyumak istiyorum sadece. Mevlananın bir sözü ile yazımı bitirmek istiyorum.
"Nefsi yola getirecek en önemli ilaç açlıktır. Açlık olmaksızın nefis yola gelmez"