- Kategori
- Eğitim
Bir haber ve gün ışığına çıkan anılar

baba oğul
Bugün Bursa Hakimiyet Gazetesinde bir haber yayınlandı. 27 yaşındaki (D.A.) nın, kendi ifadesiyle Milli Eğitim Müdürüne kızarak 18 eğitim kuruluşunu soyduğu bildiriliyor. Haber beni yıllar öncesine götürdü. 1992 yazında Bursa'da bir çocuk yuvasının müdürlüğüne atanmıştım. D.A. benim oğullarımdan biriydi artık. Yuvada o zaman 11 yaşında olan D.A. ele avuca sığmayan, kırıp döken, hırsızlık yapan, okul başarısı zaten sınır düzeydeki zeka düzeyi ile son derece zayıf, otistik belirtiler gösteren ve en ilginci 235 çocuk arasında hayatta hiç kimsesi bilinmediği halde evlat edindirilememiş bir kaç çocuktan biriydi. Her an nasıl bir yaramazlık yapacak, kimi incitecek, hangi delikten, ya da kendinin açacağı hangi delikten kaçacak diye bütün öğretmenlerin gözü üzerinde olan D.A., ne yapar eder, yine bildiğini okurdu. Zemin ve birinci katın demir parmaklıkları nedeniyle, ikinci kata çıkar, yağmur oluklarından aşağı süzülüp gecenin bir vakti kaybolurdu. O günlerden hala yüreğimi burkan bir anım var: Bir sabah odama girdiğimde camımın kırılmış olduğunu, içeriye çamurlu ayaklarıyla birinin (siz tahmin edin) girdiğini fark ettim ve oda kaka kokuyordu. Yerde pislik bulaşmış bir temizlik bezi vardı. D.A., ilginçtir, delikanlıydı da, ikiletmeden, masamın üstündeki kutudan bozuk paraları almak için kendisinin girdiğini, çok sıkıştığı için de tuvaletini yaptığını anlattı. Ama odamdan birkaç gün kaka kokusu gitmedi, halıyı da yıkamamıza karşın. Derken yaz geldi, boya badana yapmak için kütüphane çekildiğinde bir bayrağımızın dolapların arkasına düştüğünü gördüm. Elime aldığımda içinde D.A. nın kurumuş kakası vardı… Bunu özellikle yazdım, D.A. için sanki kutsal hiçbir şey yoktu. D.A. Hem kurumun psikologları ve sosyal hizmet uzmanlarının hem de Üniversitenin psikiyatri bölümünün sürekli takip ettiği çözümü güç bir vakaydı.Çok geçmedi, bir çete içinde hırsızlık yaparken suçüstü yakalandı, artık polisin de bildiği bir çocuktu D.A.Yaşı küçük olduğu için ceza almadı, ama bu onu uslandırmadı daha da zaptedilmez yaptı. Artık öğretmenlerinden bile hırsızlık yapıyor, dışarıda kavgalara karışıp yara bere içinde yuvaya geliyordu. Bir süre sonra yeniden suçüstü yakalandı ve Ankara Kalaba Çocuk Islahevine gönderildi. Çocuk yuvalarında 12 yaşını dolduran çocukların kayıtları yetiştirme yurtlarına devredildiğinden artık benim oğlum değildi ama iyilik haberleri geliyordu ve artık kendi ifadesiyle “geçmiş geride kalmıştı ve uslanmıştı” .Cezası bitip Bursa’ya döndüğünde farklı bir D.A. vardı sanki. Büyümüş, yakışıklı bir delikanlı olmuştu. Yanıldığımızı çok geçmeden anlayacaktık, bu çocuk için Devletin ve kurumun bütün imkanlarını seferber etmesine karşın olmamıştı, hala topluma kazanamamıştık D.A. yı. Daha organize bir suça karıştı ve yeniden cezaevine girdi. Sonra ben kurumdan ayrıldım, yıllar geçti ve geçen yıl yanında güzel bir kız, altında mütevazı bir arabayla çalıştığım yere çıktı geldi. Artık SHÇEK ve eski hükümlü kontenjanından memur olduğunu, suç işlemediğini, işlerini biraz daha düzene koyup evleneceğini söyledi ve hatta benim için yapabileceği bir şey olup olmadığını sordu, mutlu olmuştum.D.A. yı kazanmak için mücadele ettiğimiz yıllarda iki şeyi düşündüm hep: acaba evlat edindirilseydi, kazanılabilir miydi? Ve acaba gerçek annesi ve babasıyla yaşama imkanı olsa kazanılabilir miydi?Biz kazanabilir miydik?İnanın cevabım hâlâ hayır. Yapamazdık bir kişi iki kişi değil, bir kurum iki kurum değil yüzlerce insan, onlarca kurum seferber olmuştuk ve bir arpa boyu gidememiştik. Gidememişiz.