​ Bir intiharın anatomisi / Psikoloji / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '07

 
Kategori
Psikoloji
 

Bir intiharın anatomisi

Bir intiharın anatomisi
 

Sen daha iyi biliyorsun dedi genç adam anahtar senin elinde.
Genç kız düşündü hangi el? Halbuki hiçbir şey bilmiyordu. Çok bildiği düşünülerek yardım da edilmiyordu.

Oysa herşey o kadar basitti. Hayat yemek içmek ve sevişmekten ibaretti. Hayatın matematiği bu kadar basit??? Niye sorun ediyordu ki? Yiyecek içecek ve sevişeceklerdi ve üreyeceklerdi. Basit bir problem gibi.

Zaman geçtikçe hiç bir şey değişmeyecek hatta geriye gidecekti. Ama genç erkek bunların hiçbirini görmedi. Belki de görmek işine gelmedi. Konuşurken bu ani değişimler herşeyin kanıtıydı zaten. Kadın evinin işini yapmalıydı. Örnekler belliydi.
Köy menşeyli bir Ev kadını ve Hayatını teknik servis işine bağlamış olan bir kişi onların iyi aile örneğiydi. Ne kadar güzel bir örnek dedi kız.

Yavaş yavaş kariyer basamakları açılıyordu işte. Kazanma hırsı arkada kalanları silip süpürmüştü bile. İlerisini görmek istemiyordu kız. İşin kötüsü görüyor ve bunu anlatıyordu. İşte o zaman kocamaaaan hayat kuralları açılıyordu önüne.

Hayat kuralları başlık 1.
Kadının evi kocasının yanıdır.
Hayat kuralları başlık bir tartışılmaması gereken bir kuraldı. Ama tartışıldı. Kazanan taraf 1000 - 0 ile hayat kuralları oldu.

Nereye kadar direnecekti. Zaten herşeyden ölesiye vazgeçmişken. Kariyer, hedef bunların hepsi aklında tuz buz olmuşken...

Genç kız herşeyin farkındaydı. Ve bu farkındalıklar onu huzursuz ediyordu ya neyse.

Herşey bir gün sona erecek diye düşündü. Herşey bir gün başladığı gibi sona erecek hazırlanması lazımdı. Hazırlandı. Elinde ilaçlarıyla bir gün pencerenin önündeydi.

Gözleri ıslandı. Yanaklarından usul usul sıcacık aktı damlalar. Bir gün dedi benim anlattıklarımı anlayacak. Ve hak verecek hayatın Yemek içmek ve sevişmekten öte bir şey olduğunu anlayacak.

Kapı aralandı. Genç erkek toplantı anılarını anlatmaya başlamıştı bile. Çoook lüx bir oteldi. İnsanlar nasıl yaşıyorlardı hayret etmişti. Yemekler nefisti.İnsanlar nezih. Uçak pek konforlu bir taşıt sayılmazdı canım ama o kadar saat otobüs ya da arabada çekilmezdi. Saunalar vardı.Çeşit çeşit restaurantlar. Anlata anlata bitiremedi.

Kız her zamanki gibi tek bir cümleye takılı kaldı.
İNSANLAR NE HAYATLAR YAŞIYOR.

Evet insanlar yaşamlarına yeni anlamlar yükleyecek yaşamlar yaşam yerleri oluşturuyorlardı kendilerine. Tatil köyleri restaurantlar. Dahası gördüklerinin çok daha fazlası vardı dünyada mailler geliyordu yurdun dört bir tarafından. İnsanların yemek içmek ve sevişmekten başka neler yaptıklarına dair. Aslında erkek de farkındaydı olanların.

Evlenirken Tuz ekmek yerim demişti kız yine de senin yanında olurum. Tuz ve ekmek ne kadar tuhaf gelmişti söyledikten sonra? Neden tuz ekmek? Neden gelirim ama pamuk yataklar isterim senin yatın katın var mı şekerim diye sormamıştı? Ya da benim gibi bir deliyle yaşayabilecek misin? Sence bunca yıl birbirimizi aslında hiç tanımamış olabilir miyiz ? Dememişti.

Hayatımızı ortak paydada dahası ortak coğrafyada nasıl birleştireceğiz diye sormamıştı? Sevgi böyle bir şey diye düşündü.İlerisini berisini düşünmeden sevmek. Onu olduğu gibi kabullenmek değil. Görmeyi istediğin gibi kabullenmek.

Şöyle düşündü kız;
Tamam ben de tam akıllı sayılmam amaaa... Ama ne hep amalar vardı aklında hep acabalar... Sıkılıyordu erkek bu amalardan acabalardan. İlk günler bu gizem bu kafa karışıklığı çekiliyordu ama artık ne yeri ne de sırası değildi. Ergenlik geride kalmış yaş 30 u geçmişti.

Her geçen gün kızın acabalarına bir yenisi daha eklenirken erkekde sıkılmıştı artık. İstiyordu ki herşey aksın gitsin.Acabalar da beraberinde tükensin.Artık kız kahinlik etmeyi bıraksın. Hayat bize hangi rolü verdiyse bunu oynayalım olsun bitsin. Niye yargılıyordu ki bu kadar hayatı? Bu gelgitler ona hiçbirşey katmıyordu ki. Aksine her gelgitte ilişki daha çok yaralanıyordu. Ve onunda içinde bir yara vardı.Özlem artık bütün mantığı yiyip bitirmişti.

Herşey gün gibi ortadaydı işte. Anahtarlar elindeydi kızın.Bu arada kapı tekti.Yani seçme şansı yoktu zaten kızın:) Ama o hala amaçsızca acaba diyordu, ya şöyle olursa ya böyle olursa deyip onu da zehirliyordu.

Yakamı bırak benim hayatım bu da diyemiyordu.Ki belki de en çok istediği şu anda yanyana olmaktı ama o acabalar yok muydu o acabalar herşeyi mahfediyordu.
Halbuki hayalleri bambaşkaydı. Bir çocuğu olsun yuvası olsun. Akşam eve gelince iki çift laf edeceği kendi kafasına göre birini bulmuştu işte. Senelerce başının etini yemişti bir iş diye sonunda geleceğinin olduğu kariyer yapabileceği bir işi de vardı artık. Deliler gibi sabahtan akşama çalışıp ay sonunda onun istediği gibi yaşamalarını sağlayacak geliri de vardı. Nerden çıkıyordu şimdi bu çocuk da yaparım kariyer de merakı.

Zaten okulda da böyleydi. Anarşist bir ruhu vardı nedense. Herşeye itiraz ediyor,
Her ortaya yeni çıkan fikri hemen kabullenmiyor, Çok çabuk sinirlenip sınav salonlarını terkeden sonrada ortada ne var ne yoksa kırıp döken o değil miydi?
Yada gecenin bir vakti acillere taşıdığı kolunda serumla karşısında durup bana bak sen bana lazımsın dediği.

Mezuniyet töreninde boynuna atılıp ona sıcacık sarılan artık mezun olduk özgürüz diyen. Sürekli anne babasının kötü evliliğinden söz edip babasına küfürler savuran.
Hatta bir ara feminist olup olmadığı hakkında erkeği şüpheye düşüren. Gecenin bir vakti vurulma tehilikesiyle şehrin sokaklarında elele koşan çift onlar değil miydi?
Kötü giden bir evliliğin çocuğu olması erkeğin suçu muydu? Ya da yaşadığı kötü günlerin suçlusu. En ufak bir tartışmada herşeyin en iyisini ben bilirim havaları artık sinirine dokunuyordu.

Susmak da işe yaramıyordu.
Peki ne yapacaktı?
Bilemedi.

Belki de herşeye bir anda son vermeliydi. Bu diyardan giderek bir anda kanayan yaraya neşter gibi. İşte elinde ilaçlarla bunu düşündü genç kız. Gece boyunca tarttı, ölçtü, biçti. Bir türlü bir yana yatmadı hayat Gitmeliydi. Biliyordu sıcacık bir uyku saracaktı kendini önce. Sonra belki sabaha karşı annesi uyanır gelirdi.
Sanki içinden bir his kimse üzülmeyecekti bu duruma. Giderken hiç kimseye ne teşekkür ne de sitem etmek istemedi. Sadece sevdiklerini son bir kez gönlünden geçirdi. Annesi kardeşi ve eşi.

Su bardağına uzandı.
Sonra sigarası geldi aklına bir sigara mı içmeliydi öncesinde şöyle bir fincan türk kahvesiyle. Düşünceleri yön değiştiriyordu .Ne tuhaf az önce ağlarken şimdi canı türk kahvesi ve sigara çekmişti. Üşendi kalkmaya annesinin sesi geldi kulağına cezve sesine uyanmıştı. O ooo gecenin bir vakti kahve keyfi he dedi.

Hadi bakalım uzun zamandır dertleşmedik. Hep ben anlattım sen dinledin.
Şöyle anne kız birer gece kahvesi içelim birer sigara tüttürelim. Sonrası Allah kerim.

Gülümsedi kız o akşam ilk defa. Annesi bir kez daha ona hayat vermişti.
Oraya buraya dağınık ilaçları görünce bir de dağınıklığından fırça yemişti.:)

Hayat ne komiksin dedi. Annesi tüm tasayı üzüntüyü sanki içinden aldı gitti.
Biliyordu gece sabaha kadar uyumayacak annesi kızının düşüncelerini sözlerini tek tek irdeleyecekti. Yatağına yattı.Ilık bir süt. Ve o gece bir kutusunu birden içmeyi planladığı ilaçlardan sadece birini ağzına götürdü. İçmedi, İçemedi. Gözleri parlayan annesine döndü. Anne hepiniz yanımda olduğunuz için sağolun dedi.

13.04.2007

 
Toplam blog
: 50
: 3085
Kayıt tarihi
: 31.10.06
 
 

Merhaba hayatta herkesin söyleyeceği birkaç cümlesi vardır, ben de ‘söyleyeceklerim var’ adlı bir kö..