Bir kadının orantısız enginarlı şiddeti / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Şubat '10

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Bir kadının orantısız enginarlı şiddeti

Bir kadının orantısız enginarlı şiddeti
 

Dayaktan sonra radyoyu açarken fotosu


Bugün aylık olağan ödemelerimi yapmak üzere bankaya gittim. Numaratörden, numaramı alıp, beklemeye koyuldum.

Böyle bekleme zamanlarında insanlar hemen 40 yıllık ahbap gibi konuşmaya başlarlar. Birbirlerine romatizmalarından, siyatiklerinden, kolesterollerinden bahsedip, ardından ne olacak bu memleketin hali muhabbetini açarlar. Bana da konuşmak için pas atarlarsa da, ben konuşmam. Dudak kaslarımı, kulaklarıma doğru çeker, gözlerimin içi hiç gülmeden “hıı hı hıı” gibi yanıtlar veririm.

Banka bekleme kuyruklarında daha ziyade, günlük hayat, memleket hakkında düşünür, ve sonra da diğer bekleyen kişilere kulak misafiri olur, azbiraz da gözlemgil abla olurum.

Bugün de numaranın gelmesini beklerken, geçenlerde Kadın ve Aileden sorumlu devlet bakanı Selma Aliye Kavaf’ın dizi filmlerdeki erotik sahnelerin kendisini “irite” ettiğini söylediği ve bunların cinselliği erken yaşlara çeken sebeplere neden olduğunu ekleyip “ben çok rahatsızım.“ dediği haber aklıma düştü.

Beni “irite” edeninse dizilerdeki şiddet olgusunun olduğu, namus sorununun sadece kadına ve cinselliğe yönelik olmasını sorguluyordum. Jeneriklerine rastladığım, bi Kurtlar vadisi dizisi var ki, acayip bi şiddet içeriyor ve ergenlik çağındaki çocukları özendirip, kendilerini bu dizi karakterlerine benzetmek için var güçleriyle çabaladıklarını ve bazen de olumsuz sonuçlarını haberlerde izliyoruz.

***

Hele ki nerdeyse 3 beyaz eşya alana 1 silah kampanyası düzenlenen memleketimizde, bakanın bu konuya irite olmamasına şaşıyorum.

***

TMK mağduru taş atan çocukların yıllarca ceza almasını; çocukluklarının, gençliklerinin sadece bu nedenden ötürü heba olacağını düşünüp ve hapisten çıktıklarında, yapılan bu haksızlık karşısında, ne biçim bi hırs ve öfke içinde olup, toplum için ne kadar büyük bir sorun teşkil edeceğine irite olmamaları ise daha da enteresan geliyor.

***

İşte ben toplumdaki şiddet kültüründen irite olurken, yanımdaki hatunların konuşmalarına şahit oldum. Hadi bi iyilik yapiim de, size de aktarayım: Bu 2 hatun da şiddetten gözleri dönmüş haldeydi. Bunlar nassı olduysa yan yana düşmüşler, gözleri deli deli, dönedöne habire konuşuyorlar. Ben içimden, normal insanın gözleri fırdöndü gibi dönmez, bunlarda bi nümero var, deyip konuşmalarını dinlemeye başladım. Hatunlardan biri çokyaşlı diğeri de 60 yaş civarıydı. Çokyaşlı olan şööle konuşuyordu, “…. aaaa napcam kocayı ayol, bi işe yaradığı yoktu; Şu işi yap diyorum, zorla kalkıp yapıyor. Yapsa da yarım yamalak yapıyor. Benim de sinirler zıplıyor, anında. Eee ben de o zamanlar, memur olarak tapu kadostro dairesinde çalışıyorum. Hayat müşterek, bi dışarıda çalış çemkir, bi de eve gel, evin işini gör. Neyse ben ev işini dürte ede yaptırıyorum. Bi gece “kalk ben yorgunum, bulaşıkları yıka” dedim.

… yıkamış, yıkamış, ama nassı yıkamış? Yarım yamalak, yemek artıkları üzerinde. Ehhh artık benim nevrim iyice döndü. İsmim Nevriye bu arada. Hıı ne diyordum, mevsim bahar, o gün işten çıktıktan sonra, pazara uğrayıp, kocaman bi enginar almıştım. Zeytinyağlı yapmayı düşünmüştüm. Tabakları öyle kirli görünce, bi gözüm döndü ki, yerde filenin içinde duran enginarı sapından tuttuğum gibi Zühtü’nün başına patlattım. Artık ne sinirle vurduysam, seninki, -eski benimki- bayıldı. Hiç bakmadım bile. Bi süre sonra, kendi kendine ayıldı. Gitti oturma odasındaki divanda yattı. Sabah kalktı beş karış suratla. Ben “yürü ananın evine diye” evden kovdum. Tabii bu anında uzadı. Mahkemeye gitmiş. Olanı biteni anlatmış, Hakim bizi tek celsede boşadı.

Ben içimden “vayyy, ne hatunlar varmış” diye geçirdim. Gözlerimin içine “sizi çok kınıyorum” yazısını yazdıktan sonra Nevriye Düzgitmez’e baktım. Soyadını hesap cüzdanının üstünde gördüm.

60 yaşlarındaki hatun ise “yaaa öyle mi?” dedi. Ama bu öyle bi söyleyiş tarzıydı ki, “ohhh bee yalnız değiliz, benim annem gibi de varmış, şimdi rahatladım” tarz bi deyişti. Bundan aldığı cesaretle, o da başladı anlatmaya.

“Ahh Nevriyanım teyzecim, benim bi babam vardı, bütün gün kumar oynar, kadınlarla fındıkkıran balesi yapardı. Annem yılmıştı artık bu bale sahnelerinden. Bir sabret, iki sabret, nereye kadar… Babamı bi görseniz tip mip de hak getire. Bodur, kel kafalı bişi. Artık en sonunda annemin canına tak etti. Alem-i cihana nam olsun diye, babamı sokağın ortasında, dövdü. Annem yılların hıncıyla bi de, bi yandan bağrıyor. “Seni gidiii bodur boylu, kabak kafalııı, fındık faresi seniii” diye, bütün millet toplandı baktı. Sonrasında annem eve girip, ellerini yıkayıp, çay demledi, radyoyu da açıp, yurttan sesler korosunu dinledi. Ertesi gün haber olduk, Demokrat İzmir gazetesine. Tarih 16 Mart 1955 ti hiç unutmuyorum. Nevriyanım, “ohhh annenin de eline sağlık, biz de haber olmuştuk, 21 şubat 1957 tarihinde. Hangi gazete valla unuttum. Önemi de yok artık.

Ben bu hatunların edilgen olmadıkları için bir yandan takdir ederken, öte yandan, meseleyi şiddet kullanarak hallettikleri için fena halde kınadım. Yanlarından kalktım, başka yere oturdum. Giderken de arkama dönüp, onlara ters ters bakmayı ihmal etmedim.

 
Toplam blog
: 246
: 1012
Kayıt tarihi
: 15.02.08
 
 

..