​ Bir kadının suya değiyor ayakları / Kent Yaşamı / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Kasım '08

 
Kategori
Kent Yaşamı
 

Bir kadının suya değiyor ayakları

Bir kadının suya değiyor ayakları
 

www.istanbul-resimleri.com


Prof.Dr. Mehmet Kaplan, Orhan Veli için Yahya Kemal ve Sait Faik’ten sonra Türk Edebiyatı'nda denizi ve İstanbul’u en güzel anlatandır der ve ekler; ‘’İstanbul’u Dinliyorum’’, ‘’Hürriyete Doğru’’, ‘’Deniz Kızı’’ şiirleri Türkçenin en güzel şiirlerindendir.

Orhan Veli’nin yaşamında, rüyalarında bile allı pullu gemiler görecek kadar denizin ve suyun büyük önemi vardır. ‘’İstanbul’u Dinliyorum’’ şiirinde hem deniz hem Yedi Tepeli İstanbul betimlemesi iç içedir.

Bir körün seslere duyduğu hassasiyetle anlatır kentin seslerini. Önce İstanbul’un yedi tepesinden birindedir. Belki bir ağaç altında oturmuştur. İstanbul’a özgü olduğunu düşündüğüm sakaların çıngırak seslerinin, rüzgarın ağaçlardaki hışırtısına karışmasıyla şiire giriş yapar. Ses benzerlikleriyle şiire ritim kazandırır. İkinci kıt’ada göçmen kuşların en önemli göç yollarından biri üzerinde olan İstanbul’un, zengin kuş çeşitliliğini vurguladıktan sonra, tepeden deniz kenarına iner ve su ile kadını bir çıplaklık içinde bütünleyen o muhteşem mısrayı şamar gibi çakar gözlerimize ;

''Bir kadının suya değiyor ayakları''.

Şimdi bir tarafında kapalı çarşı, işportacı çığlıklarıya Mahmutpaşa ve güvercinlerle dolu meydanıyla Eminönü vardır. Halice doğru yol alırken tersane işçilerinin ter kokularından dem vurarak açıkça işçi sınıfından bahseder. Deniz kenarındaki yalının kayıkhanesinin nemli ve loş serinliğinde soluklanmak istese de, başında lodosun sersemliği ile kent yolculuğu Beyoğlu’na doğrudur artık.

Yosma geceyi, yosmanın yere düşürdüğü gül kırmızıyı, kırmızı dudakları çağırıştırır. Dudaklarsa şehveti.

Yedi tepenin eteklerinde yüreği çırpınırken şiir sonlanır…

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birşey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

Orhan Veli KANIK

narçiçeği



 
Toplam blog
: 74
: 1691
Kayıt tarihi
: 17.06.07
 
 

Emekliyim ama, yaşamdan değil; işimden. Eşim ve iki kızımla birlikte İzmir’de yaşıyoruz. Yazmak, oku..